Balıkesir Merhaba Gazetesi

7- DERT ORTAĞI PSİKOLOG

7- DERT ORTAĞI PSİKOLOG
Elif Yavaş
Elif Yavaş( elifyavas@gazetemerhaba.com )
12 Kasım 2020 - 7:44

Halk arasında psikologların kendileriyle, bu meslek dalıyla ne çok dalga geçmişizdir. Psikologa giden bireylerimizi, çevresinde derdini anlatacak tek bir dost bulamayan yaşlılarımızı, işsiz kalıp da intihara teşebbüs eden gençlerimizi anlayamayan taşra insanlarımız, psikologa yolu düşenlere nedense hep deli gözüyle bakıyorlar günlük hayatta. Bence insanlarla iletişim kurabilen, toplumdan kopmayan, yeni uğraşlar edinen, aile bağları güçlü ve inançlı insanların psikolojik desteğe ihtiyacı yoktur. Yıllar öncesinde psikologların mesleği bile gün yüzünde yoktu. Dertlere dalan, en ufak şeyleri kafasına takıp da dışarı boşaltamayan insanların yoludur psikiyatri klinikleri de. Duaya sımsıkı sarılan, öz güveni sağlam, aile içi iletişimi güçlü insanları iyi izleyin. Böyle ideal insanları ne psikolog seanslarında ne de psikiyatri kliniğinde görürsünüz.

Ama bilim açısından bakarsak, psikoloji alanı edebiyat gibi çok sevdiğim bir sanat dalıdır. “Psikoloji – Sosyoloji – Felsefe” üçlüsü el ele tutuşup gezen, birbirine göbek bağıyla bağlı üçüz kardeş gibidirler. Klasik Koşullanma’daki köpeğin zil sesiyle beraber et için salya salgılaması deneyinde İvan Pavlov’u, Edimsel Koşullanma’da labirentteki çıkış yolunu bulunca peynirle ödüllendirilen fare deneyinde Skinner’i, bilinçaltı (id-ego-süperego) ve cinsel duygular konusunda Sigmund Freud’u tanıdık Psikoloji bilim dalında. Türkiye’de de “Küçük Şeyler” isimli kitabıyla kendisini tanıyıp sevdiğimiz Türk Psikolog Üstün Dökmen’i, Psikolog Doğan Cüceloğlu’nu, Türk Edebiyatımızdaki ilk psikolojik roman olan Eylül kitabının yazarı Mehmet Rauf’u, psikoloji ve dram konulu romanlarında aslında iç konuşmalarla kendini anlatan Peyami Safa’yı tanıdık.

Dert ortağıdır bir nevi bu meslek. ‘Ömür törpüsü’ insanları sabırla dinlerler yahut dinliyormuş gibi yaparlar, saati dolunca hastayı evine gönderirler. Babası yakın zamanda vefat eden, profesör kızı olan bir üniversiteli kız arkadaşım vardı mesela. Psikolojik destek almak için düzenli randevularla özel klinikteki aile psikologuna gidiyordu, üstüne bir de para veriyordu. Özeldeki psikologların seans ücretleri yüksekti hep. Bir gün ona: “Hayatımda hiç psikiyatri ve psikolog görmedim. Çok sıkıntım olup da altından kalkamazsam anneme anlatırım, annem bıkmadan sonuna dek beni dinleyip fikir verir. Düşünüyorum da senin tüm sorunlarını biliyoruz ve artık seni yakından tanıyoruz. Boşluktasın, vefat olayı ve kız kardeşlerinin omzundaki manevî yükü en büyük ablaları olarak seni sarstı. Bu adama bu kadar para ödüyorsun, odasında senin tüm özelini dinleyip çabucak evine yolluyor. Ya senin sırlarını en samimi olduğu meslektaşlarıyla paylaşıyorsa? Belki de hastalarının arkasından alay edip sorunlarınızı hafife alıp gülüyorlardır. Yani şu an oturup seni ben dinlesem, şu bir iki yılda epey para kazanmıştım. Gel, otur da destek olalım. Gül, rahatla, seni sonuna kadar dinlerim.” demiştim. Aramızda geçen bu tarz samimi bir muhabbetti. O cümlem bile kendisini rahattı, motive etti. Her şey para değildi elbet, kız arkadaşlar birbirlerinin zor günleri için yanında olmalılar.

Hiç dinlemediğim ve dinlemeyi reddettiğim insan türleri; sevgilisinden ayrılıp da ayılıp bayılırcasına ağlayanlardır. O grubu asla teselli etmem! Önceki aşkları için ölüp bitiyorlar, sevgilisiyle randevu uğruna önemli derslere girmiyorlar, sırılsıklam âşık oldum ayaklarına yatıyorlar vesaire. Sudan sebeplerle, eften püften geçici sevgiler için özellikler en çok da genç kızlar zır zır ağlaşıyorlar. Sonra karşısına yeni bir erkek çıkıyor ve bunların özelini tüm okul biliyor, kaset en başa sarılırcasına yeni bir hikâye başlıyor… Geçici bu işler, lise dönemimde hiç böyle muhabbetlere katılmazdım ve zamanımı kimseye harcatmadım. “Sevgilinizden ayrılıp da asla yanıma gelmeyin. Aşk olayları ilgi alanım değil. Ağlarken sizi hiç dinlemem. Geçici ilişki bunlar.” derdim ve gerçekten mesafe koyunca etkili oldu. Benim eğitimli üniversite ev arkadaşlarımın hepsi lisans eğitiminden mezun olunca yahut akademik kariyerlerinin ardından kamuya atanınca evlendiler. Hiç birinin evde kalma gibi bir telâşı, iş bulma stresi, sevgili peşinde koşma muhabbetleri olmadı ve mesleklerini eline alıp iyi bir eş seçiminin ardından harika bir anne oldular.

 

Kimileri için bir ağrı kesici, kiminin dert ortağıdır psikologlar. Terapi eğitimleri, çocuk ve ergen psikiyatrileri, cinsel sorunlara dair eğitim, hipnoz aslında sanal yaşamla türetilen entel meslek dalları gibi oldu. “İlâçla tedavi için psikiyatri kliniklerinde aylarca yatmak yerine hayat arkadaşımızla iyi geçinip elimizdekine şükretmek, sağlam ve huzurlu bir yuva kurmak en güzel ilâçtır.” derim. Eski dönemlerde insanlar fakir ama mutluymuş, ne psikologa ne psikiyatriye ihtiyaç duymuşlar. Bu mesleğin adını toplumda bilen ve duyan bile yoktu, psikoloji ders kitaplarıyla tanıdık dünyaca ünlü Sigmund Freud’u bile. Türkiye’deki aile psikologlarının gündemde manşet olan özel hayatlarını araştırıp inceleyin, birçoğunun kendi ailesi bölük pörçük yahut boşanan bireyler ordusundan oluşuyor. Hatta ünlü bir psikolog diyordu: “Başkalarının aile sorunlarıyla ilgilenirken, eşleri boşanmamaları için ikna etmekte mesleğimde çok iyiyim ama gelin görün ki biz hanımla yıllar önce boşandık. Yeniden bir araya gelmek için eşimi ikna edebilmekten acizim.” Tezatlarla yüklü, yaşanmış gerçek bir örnek… Terzi kendi söküğünü dikemiyor hani, kelin ilâcı olsa önce kendi başına sürecek o misal.

 

Hiç de kolay değildir kendi sorunların beyninde yığınla birikirken başkalarını karşına oturtup da her birini çocuk gibi dinlemek. Bence çözümler üreten dert ortağı psikologları, ilâçla tedavi yöntemleriyle gençleri intihar etmekten kurtaran psikiyatrileri oturduğumuz koltuktan alkışlamak gerek. Sağlam bir öz güven ve harika bir ailemiz varsa; hep demişimdir psikolog ve psikiyatriye, ömrünüzde bir kez olsun o seanslara gitmeye gerek yoktur. Böyle evlere psikolog doktorları giremez. Azıcık aşınız, dertsiz başınız, ağrısız geçen yaşamınız, sorunsuz komşularınız olsun. Kahkahanız bol, gerçek dostlarınız daim olsun. Kafanıza tokadan başka bir şey takmayın.

 

 

ELİF YAVAŞ

TARİH= 03 Eylül 2020 – Perşembe

Sitemizde yayınlanan haberlerin telif hakları gazete ve haber kaynaklarına aittir, haberleri kopyalamayınız.