Balıkesir Merhaba Gazetesi

DÂHİLİ VE HARİCİ BEDBAHTLAR-1

DÂHİLİ VE HARİCİ BEDBAHTLAR-1
10 Kasım 2014 - 0:09

Genel

TÜRKİYE bilgi, ahlak, üretim ve vizyon temeli üzerinde gelişip büyüyecek ve bölgesinde büyük bir potansiyel olacak diyoruz. Bu yolda YENİ TÜRKİYE şahlanacak diyoruz.

Peki, nasıl olacak bu değişim ve bu şahlanış;

“Hoca çok uzun yazıyorsun” diye şikâyetler alıyorum. Gel de yazma. Çok geniş kapsamlı bir proje olan bu hedefi, nasıl anlatayım. Ben yazayım okuyan bir şeyler kavrar. Okumak istemeyen dâhili bedbahtlar “adammm, bırakın, okumayın şu hocanın masallarını” diye okunmasını zaten engellemeye çalışıyorlar. Amma öyle söyleyenler, kendileri çok dikkatli okuyarak, yazılarımda suç veya eksiklik arıyorlar. Arayan mevlasını da bulurmuş, belasını da.

Nasıl olacak bu şahlanış sorusunun cevaplarına gelelim.

Saygılı dostlar, bu soruya cevap ararken, tekrar da olsa geçmişi hatırlamamız ve özellikle Türk ekonomisi ve siyasi gelişimlerde, 1940lardan sonra, hangi oluşumların meydana geldiğini, nasıl bir temele oturduğunu ve hangi oyunların oynandığını sorgulamamız lazım. Osmanlının son dönemlerindeki, Yahudi oyunlarına karşı, iyileşme ve yenileşme hamlelerini sağlayan, Ulu Hakan Abdülhamit Hanın tahtan zorla indirilerek, gözyaşları içinde Selanik’e sürgüne gönderilmesinden sonra, artık koca bir dev imparatorluk yok olmuştu.

Cumhuriyetin ilanından sonra, evinde giyeceği olmayan yorgun millete kıyafet inkılâbı uygulanmaya başlandı. Kalemi, defteri, kitabı olmayan yoksul bir millete harf inkılâbı dayatması getirildi. Savaşlardan dolayı perişan bir hale gelmiş topluma, ekonomik gücün geliştirilmesi yerine, birçok devrim kanunları dayatıldı. Savaşlardan yeni çıkmış yorgun bir toplum, devrimlerin getirdiği yaptırımlarla tekrar ezilmeye çalışıldı. Kurtuluş savaşından sonra 1940 lara kadar bu necip millet, sıkıntıların, yokluğun, kıtlıkların ortamından kendi kendini zorla kurtarabildi.

Ayağa kalmasını başaran topluma, Atatürk’ten sonra, despot bir yönetim anlayışını, demokrasi diye yutturulmaya kalktılar. Yaptırımcı bir yönetimin sancıları devam eder iken, 1945 yılında ikinci dünya savaşı başladı. İkinci dünya savaşının, dünyada bıraktığı çalkantılar yanında, 1946 deviliasyonu ile iyice bunalan Türkiye, Yön ve yol arayışına daldı. Dışarıdaki yerleşik ve masonik yapının, içerde türetmeye başladığı BURJUVA SINIFINA ve onların uzantıları olan siyaset adamları YAMALIKLARA teslim olmaya zorlandı. 1946 yılında yapılan seçimlerde “AÇIK OY, GİZLİ TASNİF” yöntemi ile kimin hangi siyasi partiye oy verdiği tespit edilip, demokrasi yanlılarına zulüm uygulandı. 1940 ile 1950 arası zulmün ve işkencenin bol olduğu yıllar olarak tarihe kaydoldu.

1950-1960 arasında kendini bu yapıdan kurtarmayı deneyen, MENDERES ve ekibi, Türkiye’yi bu zorba yapıdan çıkarmayı denese de, “içerdeki türetme YAMALIKLARIN tahrikleri” ve dış odakların tezgâhı olan 1960 ihtilalında linç edildiler. Kimi susturuldu, kimi pusturuldu, kimi kendini darağacında buldu. 1960 ihtilalını yapan ordu, aklınca iyi hareket ettiğini sanıyordu amma, dışarıdaki Siyonist odakların içerdeki temsilcilerinin emellerine alet olarak, Türkiye’nin geleceğini, bağımsızlığını ve potansiyelini biçiyordu. Devlet içinde odaklanan despot zihniyetli ÇETELER, iktidara ve millete karşı uyguladığı zalimane icraatlarını 1980 lere kadar devam ettirdi.

İçerdeki Bu yerleşik yapı palazlandı. Burjuvanın ve çetelerin biti kanlandı. Halkın serveti ve coğrafyamızdaki zenginliklerin hortumlanması hızlandı. Bu yapıya karşı çıkanlar ezilip, susturuldu. Onlarca siyaset adamı, gazeteci ve vatansever insanlar değişik yöntemlerle katledildi. Anadolu’da başlayan “milli ruhlu gönül insanı” modeline izin verilmedi. Tabanda filizlenerek başlayan fikri ve ekonomik kıpırdanmaya musade edilmedi. 1980 ihtilalında ve ihtilal sonrasında bu çark hep çalıştı.

Diş güçlerin yerli temsilcileri olan YAMALIKLAR, çarklarını döndürmeye devam etti. 1960 ve 1980 ihtilalı ile tuzağa düşürülen fikir gelişimleri, 1987-2003 arasında, orduya muhtıralar verdirerek, tankları Ankara sokaklarında yürüterek tırpanladılar. 28 Şubat zulümleri ile bu yüce milletin gelişimini tekrar biçtiler. İhtilallarla bu milleti tuzağa çeken DÜZEN, yine işledi. 1980 ile 2003 arasında ihtilal manevralarını elektronik ortamda gördük. İhtilalcı zihniyetin içerdeki temsilcilerinin kurduğu yapı hep aynıydı. Dışarıdaki düzen, içerdeki TÜRETME TAŞERON PATRONLAR, yaratılan medya-sanal kamuoyu gibi unsurlar, el ele vererek, askeri de baskıcı güç olarak kullanıp Türkiye’yi istedikleri kalıba soktular.

Rahmetli Turgut Özal bu taşeron çetelerin üzerine gitmeyi denedi amma, onu da tek kurşunla pusturdular. DÂHİLİ ve HARİCİ BEDBAHTLARIN oyunu yıllarca devam etti. Hayata geçmese de darbe de dâhil, isyan, vurgun, soygun, katliam, eski DOLMA TÜFEKLERİN beslemesi olarak 2003 yılına kadar devam etti.

Sevgili dostlar 2003 yılı bu yapının yıkılmaya başladığı, tuzaklardan kurtulmanın ilk adımlarını hep beraber yaşadık. 2003 ten sonra bir iki manevra yaptılar amma, sert kayaya çattılar. Şimdi yeni taktikler üreterek kanımızı emmeye devam etmek istiyorlar. Dışarıdaki şer güçlerin, içerdeki YAMALIKLARI Yeni hamle ve ataklarla, çarklarını döndürmeye devam etmek istiyorlar.

Artık karşılarında güçlü bir millet ve kararlı bir devlet var. İçerdeki TAŞERONLARIN yeni uygulamaya koyacakları oyunları ve 2003 sonrası gelişimleri anlatmayı da yarınki yazımıza bırakalım.
Hoşça kalın.

İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Sitemizde yayınlanan haberlerin telif hakları gazete ve haber kaynaklarına aittir, haberleri kopyalamayınız.