Balıkesir Merhaba Gazetesi

AİLE İLİŞKİLERİNDE HZ. PEYGAMBER’İN ÖRNEKLİĞİ

AİLE İLİŞKİLERİNDE HZ. PEYGAMBER’İN ÖRNEKLİĞİ
Fahri Sağlık( fahrisaglik@gazetemerhaba.com )
14 Kasım 2019 - 7:43

Kültürümüzde ‘Allah’ın emriyle ve peygamberin kavliyle’ ilkesiyle temeli atılan aile yuvalarının sağlam temeller üzerinde huzurlu bir şekilde devam edebilmesi, ancak Allah ve peygamberinin bu konudaki tavsiyelerine uymakla mümkün olur. Bu konuda Yüce Allah’ın evrensel emirleri, Hz. Peygamber’in hayatında pratiğe dönüşmüş ve bizler için canlı modeller oluşturmuştur. Bu yüzden onu anlamak ve tanımak borcundayız. İşte bu yazımda Hz. Peygamber’in aile hayatındaki örnekliğinden kesitler sunmaya, onun akrabalarıyla ilişkilerine kısaca değineceğim.
1- Akrabalık İlişkilerinde Hz. Peygamber
Peygamberimiz davetine önce kendi ailesinden başlamış, eşi Hz. Hatice ona ilk iman edenler arasında yer almıştır. O, akrabalarına son derece düşkündü, onların diğer problemleriyle ilgilendiği gibi, onların dinî yaşantılarıyla da çok yakından ilgileniyordu. Hiç bir zaman onlarla ilişkiyi kesmedi. Akrabaları zaman zaman ziyaret etmeyi tavsiye etti, kendisi de yakınlarını sık sık ziyaret etti.
2- Aile Hayatında Hz. Peygamber
Hz. Peygamber, doğmadan önce babasını ve küçük yaşta da annesini kaybetmiş olmasına rağmen, anne babasını ve yetişmesine katkısı olan diğer yakınlarını hiçbir zaman unutmamış, onları hep hayırla yâd etmiştir. Hz. Peygamber, eşlerine, çocuklarına, torunlarına ve onların yakınlarına karşı sergilediği tutumuyla en güzel örnektir. O, bu konudaki sorumluluklarını hakkıyla yerine getirmiş ve ümmetine de bu konuda çok önemli tavsiyelerde bulunmuştur. Aile bireylerine sorumluluklarını hatırlatırken o şöyle diyordu: “Hepiniz yöneticisiniz ve hepiniz yönettiklerinizden sorumlusunuz. Kişi, ailesinin yöneticisidir ve onlardan sorumludur. Kadın, eşinin evinin yöneticisidir ve ondan sorumludur.”, “Elbette Yüce Allah, her yöneticiye yönettiğinden soracaktır. Onların haklarını koruyup korumadığından soracaktır. Kişiye de ailesinden soracaktır.” Bu anlamlı sözleriyle o, aile bireylerinin hepsine sorumluluklar yüklüyor ve mutlu bir aile yuvasının kurulmasında her bireyin rol ve sorumluluğuna dikkat çekiyordu.
Doğmadan önce babasını kaybeden Peygamberimiz, altı yaşlarında iken Ebvâ denilen yerde annesi Âmine’yi kaybetmiştir. O, sütannesinin yanında geçirdiği seneler çıkarıldığında bu sürenin birkaç senesini annesi ile birlikte geçirmiştir. Onun anne ve babaya verdiği değeri şu davranışında açıkça görüyoruz. Peygamberimiz, Hudeybiye’ye giderken Ebvâ köyüne uğramış, annesinin kabrini ziyaret etmiş, kabrini eliyle düzeltip ağlamıştı. Niçin ağladığını soranlara da şöyle cevap vermiştir: “Merhamet duygusu beni duygulandırdı da onun için ağladım.” Yıllar sonra küçük yaşta kaybettiği annesinin kabrini ziyaretinde anne hasreti ile dopdolu, vefalı bir evlat ve duygulu bir insan olduğunu görmekteyiz. O, anne baba hakkı konusunda uyarıcı pek çok söz söylemiştir.
3- Sütannesi ve Hz. Peygamber
Doğumunda kendisini ilk olarak emziren Ebû Leheb’in cariyesi Süveybe’yi hiç unutmadı, Mekke’de iken onu ziyaret eder ve ona ikramlarda bulunurdu. Hicret edince Medine’den ona giyecek gönderirdi. Mekke fethinde onun oğlunun durumunu sorup araştırdı, onun da annesinden önce vefat ettiğini öğrenince üzüldü. Sütannesi Halime Hatun’u gördükçe, “Ümmü Eymen, ehl-i beytimin hatırası!” “Benim annem, annemden sonraki annem” der, kendisine içten sevgi ve saygı gösterir, omuz atkısını serip üzerine oturtur, bir dileği varsa hemen yerine getirirdi. Hz. Hatice ile evlendiğinde, Halime Mekke’ye gelmiş, Peygamberimiz onu ağırlayıp kırk koyun ve bir deve hediye etmişti.
4- Sütkardeşi ve Hz. Peygamber
H. 8. yılda yapılan Huneyn savaşında esir düşen sütkardeşi Hz. Şeyma’yı elbisesinin üzerine oturtmuş ve ‘hoş geldin’ diyerek iltifat etmiş, gözleri dolu dolu olmuş, ona sütanne ve sütbabasını sormuş, onların ölmüş olduklarını öğrenince Şeyma’ya şunları önermiştir: “İstersen yanımda otur, istersen yararlanacağın mallar verip seni kavmine döndüreyim.” Şeyma ikinci teklifi kabul etmiş ve Müslüman olarak kavmine dönmüştür.

5- Eş Olarak Hz. Peygamber
Hz. Peygamber bu konu ile ilgili uyarılarından birkaçı şöyledir: “Sizin en hayırlınız, ailesine karşı iyi davrananınızdır. Ben aileme karşı en iyi davrananızım.”, “Müminlerin iman bakımından en mükemmeli ahlaki bakımdan en güzel olanı ve ailesine şefkat ve merhametle davranandır.”, “Kadınlara karşı hep hayır tavsiye edin. Zira onlar sizin yanınızda birer emanettir.”, “Eşlerinize yediğinizden yedirin, giydiğinizden giydirin, sakın onlara el kaldırmayın ve onları incitecek çirkin sözler söylemeyin.”
O, Yüce Allah’ın “Eşlerinizle en güzel bir biçimde geçinin…” emrini en güzel bir biçimde uygulamıştır. O, eşleriyle güzel geçinmiş, onlara her konuda yardımcı olmuş, ev işlerinde onlara ortak olmuş, onları hayatlarında ve vefatlarında her zaman hayırla anmıştır. O, “Ey Aişe, bu gece bana, Rabbime ibadet için izin verir misin?” (Nisa, 19) diyerek nafile ibadet için eşlerinden izin isteyecek kadar ince bir ruha sahiptir. İlk eşi Hz. Hatice hakkında şöyle buyurmuştur: “ Hatice, dünyadaki kadınların en hayırlısıdır…” Bir koyun kestiğinde bir kısmını Hz. Hatice’nin yakınlarına gönderirdi. Hz. Aişe “Peygamber’in hanımlarından hiçbirini Hz. Hatice kadar kıskanmadım.” diyerek, Peygamberimizin Hz. Hatice’ye olan vefasını dile getirmiştir.
6- Çocukları ve Hz. Peygamber
Hz. Peygamber, genel olarak çocukları sever, onlara selam verir, onlarla ilgilenir, onlara değer verir, onlara dua ederdi. Şu birkaç örnek onun tüm çocuklara olan ilgi ve sevgisini anlatmaya yeter: Oğlu İbrahim’in ölümüne ağlamış ve bunun sebebini şöyle açıklamıştır: “Bu bir merhamet göstergesidir. Gözümüz yaşarır, gönlümüz mahzun olur. Ama asla Rabbimizi razı etmeyecek söz söylemeyiz. Ey İbrahim, senin ayrılığın gerçekten bizleri mahzun etti.” Torunları Hasan ve Hüseyin hakkında şöyle buyurmuştur: “Allahım! ben o ikisini seviyorum, Sen de sev, onları seveni de sev.”, “Hasan ve Hüseyin’i seven beni sevmiş, onlara kin tutan bana kin tutmuş olur.”, “Onlar benim dünyada öpüp kokladığım iki reyhanımdır.”, “Ey ehlibeyt! Allah sizden sadece günahı gidermek ve sizi tertemiz yapmak istiyor” (Ahzab, 33) ayeti inince Peygamberimiz, Hz. Ali, Fatıma, Hasan ve Hüseyin’i elbisesiyle bürüyüp şöyle buyurmuştur: “Allahım!, bunlar benim ehlibeytimdir. Bunlardan günah kirini gider ve bunları tertemiz yap.” Çocuklarına ve torunlarına atalarının isimlerini (Abdullah, İbrahim, Fatıma) koymuş, onları en güzel şekilde yetiştirmiş, onlarla her zaman özel ilgilenmiş, onlara dua etmiştir.
Yıllarca Hz. Muhammed’in hizmetinde bulunan Enes b. Malik, “Ben ev halkına Hz. Peygamberden daha şefkatli olan birini görmedim” der. Namaz kılarken torunlarından biri sırtına çıkmış, bu yüzden namazı biraz uzatmıştı. Bir defasında namazını kısa tutmuş ve sebebinin soranlara “Bir çocuk ağlaması duydum ve annesi üzülmesin diye namazı kısa tuttum.” buyurmuştur. O, her zaman çocukları kucağına almış öpüp okşamıştır. On tane çocuğu olduğu halde hiç birisini alıp öpmediğini söyleyen bir adama, “Merhamet etmeyene merhamet edilmez. Allah kalbinden merhameti söküp almışsa ben ne yapabilirim!”, “Çocuğu olan çocuklaşsın” Çocuklarla ilgilendiği gibi gençlerle de özellikle ilgilenmiş, onları ciddiye almış, onlara değer vermiştir.
Hz. Muhammed’in peygamber olmadan önceki hayatı da, sonraki hayatı da dün olduğu gibi, bugün de insanlığı aydınlatacak güzelliklerle doludur. Akraba ilişkilerinde en güzel, içten ve canlı örnekleri Hz. Peygamber’in hayatında bulmaktayız. O diğer bütün insanlara olduğu gibi, kan bağı ve evlilik bağlarıyla oluşan akrabalarına da gereken ilgi, sevgi ve saygıyı her zaman göstermiştir. Onların maddi ve manevi yönleriyle ilgilenmiş, onlara yardım etmiştir. Hayatlarında olduğu gibi, ölümlerinden sonra da yakınlarını dua ve hayırla anarak en güzel vefa örneğini sunmuştur. O, vefalı bir eş, mütevazı ve sevecen bir baba idi. Narin bir dede ve örnek bir akraba olarak bizlere ışık tutmaya devam etmektedir.
Fahri SAĞLIK
Karesi Müftüsü

Sitemizde yayınlanan haberlerin telif hakları gazete ve haber kaynaklarına aittir, haberleri kopyalamayınız.