Balıkesir Merhaba Gazetesi

BİR ZAMANLAR

BİR ZAMANLAR
Semra Firengiz
Semra Firengiz( semrafirengiz@gazetemerhaba.com )
16 Eylül 2020 - 8:37

Ülke gündemini hastalık ve Akdeniz problemleriyle hemhal olduğu ve bir şeye net olarak odaklanma  güçlüğü çektiğimiz şu günlerde biraz da gündem dışına çıkarak çocukluğuma dönmek istedim . Bir bakıma bir kaçış olarak algılansa da hayatımızdaki değişimin boyutlarını ancak dikkatli bir mütalaa yaptığımızda görebiliyoruz.

Hayatın her demi güzeldir aslında

Bizim doğru sonuçlar çıkarmamız daha da güzeldir.

Şöyle bir düşündüğümde hayvanlarla ,insanlarla ,toprakla ve tabiatla iç içeydik biz ,iç içeydik…

Avlulu ,tek katlı, içinde büyük bir asma ve büyük  bir dut ağacı olan kerpiç bir evimiz vardı ilçenin en merkezi yerinde.Odalar ayrı ayrı ve avlu etrafında sıralıydı.İlk başta çok plansız gibi görünen bu sıralama, insanın özgürlüğü  ve sükuneti açısından çok önemliydi.Günlük hayatımızın büyük kısmı bu avluda geçerdi.Salıncağımızı oraya kurar evciliğimizi orada oyanardık.Alışverişler ,gelenler ,gidenler,günlük sohbetler ,evin büyük emek isteyen işleri ,kış hazırlıkları hep  orada yapılırdı.Çamaşır orada yıkanır, orada toplanır kaldırılırdı.Sokağı pek özlemezdik.Sokağa çıksak ne olacak sanki?İnsanlar bu günkü gibi birbirinden korkmazdı.Dip dibe olan evlerimizde komuşuda pişen bize de düşerdi.Hergün görüşülür ,konuşulur ,şakalaşılırdı.Bir bakarsın sokaktan çerçi (binek üstünde satış yapan seyyar satıcı)geçiyor,bütün kadınlar merakla başına doluşurdu.Annem bunların iyi bir müşterisiydi. Dört kızı olduğu için her birine çeyiz hazırlamak zorunda hissederdi kendini.Anadoluda ”kız beşikte çeyiz sandıkta ”diye bir  genel kabul vardır.

Avlunun en baş köşesinde ne gariptir ki ahırımız vardı.Burada her daim inek ve buzağılarımız olurdu.O inekler hayatımızın ayrı bir rengi olduğu gibi ,önemi bir geçim kaynağıydı aynı zamanda.Burada hepimizin ayrı ayrı görevleri vardı .

Dedem hayvanların yemini vermek için ,onları sulamak için girer, orada sağa sola  bakar ,hayvanların altına kuruluk atardı.(Kuruluk:Kuru gübredir.Ahırdaki tahta zeminin üzerine atılır.Hayvanlar altları kuru olmazsa hastalanırlar)Çoğu zaman da kaşağılardı onları.

Annem ,inekleri sağardı.Temel sorumluluk onun üzerindeydi.Bu işlere biz çocukların da inanılmaz katkıları vardı.”Nedir bu katkılar” diyecek olursak ;Süt pişirilecek,sitillere (bakraçlara)konulacak,soğuyunca mayalanacak,mayalanınca dedemle dükkana götürülecek,sonra boşalan sitiller eve getirilip tekrar yıkanacak ve daha bir dolu iş bizi beklerdi.Koşturmaktan sıkılmaya vakit bulamazdık.Derslerimiz bizim için bir dinlenme zamanı olurdu adeta. Şu işi bir hafifletsek te ders çalışsak derdik.

Tekrar konuya dönecek olursak ;evin ayran ve tereyağ ihtiyacını karşılamak için haftada en az bir kez yayık yayılırdı.O yayıklarımız dövmeli ve itmeli şeklindeydi. Yayık yaymak için sabah erken serinlikte kalkılır,bahçemizin alt başında pınardan soğuk su getirilir ve o soğuk su ile yayık yayılırdı.Aksi halde yağ topaklaşmaz ve siz boşa uğraşır durusunuz. Günümüde her eve girmese de elektrikli yayık bu işi çok kolay bir şekilde yapmaktadır.Makinalaşmış bir tarım devrindeyiz çünkü.

Yayık ayranımız fazla olursa ,bu ayrandan çökelek yapılırdı(Ayran kesiği de denir).Bu çökelek çokça yapılmalıydı ki kışın soframızın peynir ihtiyacı karşılansın.Bildiğiniz gibi çökelek ,ayranın hafif ateşte kestirilmesinden yapılır,süzülür,tuzlanır,kıllı ve kılsız derilere basılır.Bu derilerin de özel bir terbiyesi vardır.Baharda kesilen oğlakların derileri tulum çıkarılır.Deriler kurutulur.Kurutulan bu derilere güzün çökelek basılır.Bu süreç te oldukça tecrübe isteyen bir iştir.Gerekli olan emek ve sabır gösterilmezse derideki çökelek kısa zamanda bozulup işe yaramaz hale gelebilir.Çökeleğin rengini ve nefasetini korumak bir hüner işidir.Yağsız ve mayasız olduğu için sağlık açısından bütün peynirlerin şahıdır çökelek.Seksenini geçmiş olan annem hala onsuz kahvaltı yapmak istemez .

Ninem ayrandan ”keş ”yapardı. Yağsız ayran ,tekrar süzeğe konularak suyu alınıp katılaştırılır.Süzme yoğurt gibi olur,bu katılaşmış ayran, küçük topaklar haline getirilir böylece rüzgar alan ,yarı güneşli bir yerde kurumaya bırakılır ki buna ”keş” denir.Kullanılacağı zaman suda eritilen bu topaklardan tarhana ya da yoğurtlu çorba yapılır ve çok özel bir lezzet elde edilir.Doğu ve Güneydoğu Anadoluda yaşamış olanlar bilirler ”keş ” denen bu çok özel yiyeceğin keyfini.

Mihri BELLİ,  bir şiirinde :

Leğene teşt derler bizde ,

Ayrana keş derler bizde…”

Dese de ayrana keş denmez! Ayrandan yapılan ve bilhayli işlemden geçirilen o  bahsettiğimiz yiyeceğe keş denir o beldelerde.

Selam ve dua ile…

(devam edecek)

Sitemizde yayınlanan haberlerin telif hakları gazete ve haber kaynaklarına aittir, haberleri kopyalamayınız.