Balıkesir Merhaba Gazetesi

ÇARKACI KÖYÜ

ÇARKACI KÖYÜ
Avatar
Sait Soydan Yılmaz( [email protected] )
917
14 Mayıs 2017 - 17:53

Çocukluğumun Geçtiği ÇARKACI köyünde, oyun, eğlence, düğün dernek, bayram ve seyranlarda da hep yardımlaşma vardı. Biri ev mi yapacak. Herkes koşardı. Biri düğün mü yapacak. Herkes coşardı. Biri orak biçip, harman mı alacak. Elinde ekmeği, önünde eşeği, belinde döşeği, herkes koşardı. Yardımlaşma ve dayanışma her evde ve her oluşumda vardı.

İnatlaşma, kutuplaşma, fırka yapma olayları da, tam tamına OKKA gibi yapılırdı haaa. Kutuplaşmalar, guruplaşmalar, fırkalar öyle yarım yamalak yapılmazdı. Benzinle ateş misali olurdu. Alev adlımı kimse duramazdı önünde. Dost görünüp, arkadan hançerleyenler yoktu. Dost, dost gibi her an mülayim, düşman, düşman gibi her an tetikte dururdu.

Geçenlerde köyümüzün simgesi haline gelen LEYLEK KAYASINA çıkıp çevreyi seyretmeye başladım. Dalmışım, kendimi unutmuşum bir an. Taaa 1950 li yıllara varmışım.

Uzaklara BALLIKAYA deresine baktım. Çocukluğumda kaydırma kurup balık avladığım dere gölet olmuş. Yakınlardaki muşluca tepesine baktım. Gençliğimde ıslık çalıp avaz avaz türkü söylediğim yerlere telefon vericileri dikilmiş. Karşılara baktım. Her taraf fıstık çamı fidanları ile dolmuş. Çocukluğumda kazma ile kazıp, bir arabanın geçebileceği KISIK YOLA, KÖPEK KANDAĞI yoluna, göz attım her taraf parke taşı ile kaplanmış. Kış aylarında Köyümün ortasından akan çamurlar ve boz bulanık sular yok olmuş. Her taraf parke taşlarla dolmuş. O eski isimler kaybolmuş. Sevgi yoluna şehidimiz TUNCAY KÜSSEN ismi verilmiş.

Çocukluğumu yaşadım o an. Tahtadan yaptığım dümenli arabalara binip kayalar arasında koşturduğum yolları aradım. Bulamadım. Karşı bağlardaki keklik sürülerini aradım. Göremedim. Çal tepesindeki tahtalı kuşları, kapalı taşlardaki tilkilerde yok olmuşlar. Kadı konağındaki yarasalar, sadık dedenin damındaki güvercinler, TİFTİ dedenin evindeki farelerde kaybolmuşlar. Damlarda ötüşen baykuşlar, Dut ağaçlarında ıslık çalan çoban kuşları, evlerde koro halinde öten cır cır böcekleri de kaçmışlar. Aşağı çeşme önünde güreşen mandalara baktım. Göremedim. Çocukluğumda kanatlarına binip döndüğüm YEL DEĞİRMENİNİ aradım amma, yerinde yeller esiyor. Tahtadan yapılmış ambarları, koyunyününden dokunmuş, halıları, hararları, deriden yapılmış kırbaları, çarıkları, toprak saksıları, sabanları, tahtadan yapılmış fırfırları, korkulukları, uzun boylu, beyaz elbiseli HORTLAKLARI sordum kendi kendime.

Onlar yok amma esas korkulan, yıkılır mı ki? Kayar mı ki? Diye vesvese yapılan LEYLEK KAYASI ve leylek yuvası olduğu gibi duruyor yerinde. Gelin kayasının yine boynu bükük, başı öne eğik, acılı duruşunda yok bir değişiklik.

Heyyy koca kaya, asırlardır leyleklere ev sahipliği yapan vefalı yuva. Asırlardır adabı ahlakı inancı bu kaya gibi dimdik duran köyüm ve köyümün insanları. Yâd ellerden başka huylar,  getirmeden yer kürenin bu minnacık noktasında mutlu ve kutlu yaşayan insanlar.

Yoksa Siyonist zihniyetin getirdiği, Gasp, hırsızlık, dolandırıcılık, sahtekârlık, fuhuş, esrar, alkol almış başını gidiyor. Başka diyarlarda insanları öyle zor duruma düşürüyorlar ki, hırsızlık yapan mı ararsın, organını satan mı ararsın, çocuğunu atan mı ararsın, bedenini pazarlayan mı ararsın, esrar çeken mi ararsın.

PİSLİK DİZ BOYU.

Aman LEYLEK KAYASI, canım GELİN KAYASI. Asırlardır yerinizde ve köyümüzde dim dik durdunuz. Biz sizi örnek alıyoruz, sizden ilham alıyoruz, gönlümüzde sizin gibi dik duran İNANCIMIZDAN güç alıyoruz. Hiç kimseye ilişmediniz, çekişmediniz, elleşmediniz, değişmediniz, dikleşmediniz amma dimdik durdunuz.

Dikleşmeden dik duranlara selam olsun. Hoşça kalın.

Sitemizde yayınlanan haberlerin telif hakları gazete ve haber kaynaklarına aittir, haberleri kopyalamayınız.