Balıkesir Merhaba Gazetesi

ÇOCUKLARDA HARÇLIK POLİTİKASI

ÇOCUKLARDA HARÇLIK POLİTİKASI
19 Kasım 2014 - 0:03

Genel

ÇOCUKLARDA HARÇLIK POLİTİKASI NASIL BELİRLENMELİ?

Pek çok kere marketlerde, çarşıda veya özelikle oyuncakçı dükkânlarında ağlama krizlerine girmiş, istediğini aldırmak için her türlü yola başvuran her yaşta çocukla hepimiz karşılaşmışıdır. Bunun genel nedenlerinden biri çocuğun her istediğinin alınması ise diğer bir nedeni de harçlık/para politikasının olmamasıdır.

Çocukların parayla ilişkisi yaklaşık 3-4 yaşlarında başlar. Yapılan araştırmalar çocukta para kavramının 5 yaş civarında oturduğunu, 7 yaşındaki çocukların genellikle düzenli harçlık almaya ve para biriktirmeye hazır hale geldiğini göstermektedir. Para kavramının olumlu yönde gelişmesi için ailelere büyük sorumluluk düşmektedir. Hangi yaşta, ne kadar harçlık verilmeli, miktar nasıl belirlenmeli soruları en sık karşılaştığımız sorulardandır.

Okul öncesi dönemde çocuğa ufak miktarda paralar verilerek bunu kumbarada toplaması ve/veya belli limitteki bir şeyi satın alması sağlanabilir. Annelere satın alma ve bakma günleri yapmalarını bu yaş civarında şiddetle tavsiye ediyoruz. Bakma günleri çocuğa bir şey almadan gezebilme ve sabretme motivasyonu kazandırmaktadır. Satın alma günlerinde ise evden çıkmadan çocuğa sınırları çizilmeli ve dışarıda asla bu sınırdan taviz verilmemelidir. Aksi takdirde bir sonraki alışverişinizin kâbusa dönme olasılığı yükselecektir. Evden çıkmadan örneğin; “ sadece 1 şey satın alabilirsin ve bunun içinde 5 liramız var” diyerek sınır çizelim. Gittiğiniz yerde çocuğun seçtiği şeyler içir paranızın ( 5 liranın) yeterli olup olmadığı konusunda yönlendirelim. ( Bu 10 lira bizim 5 liramız var. vb) bunu eğlenceli bir oyuna dönüştürebiliriz. Uygun fiyatlı istediği şeyi seçtiğinde ise bırakın kasaya kendi gitsin ödemesini yapsın.

Kumbara oluşturmakta bütçenin bir başka ayağıdır. Çocuk dolan kumbarasıyla istediği bir şeyi aldığında hem para biriktirmeye özenir hem de biriktirmedeki bekleme süreci, bazı isteklerin ertelenmesi gerektiğini anlamada çocuğa yardımcı olur.

Çocuğun okula başlamasıyla birlikte düzenli harçlık dönemine geçilmelidir. İlkokulda henüz harcamalarını ayarlayamadıklarından günlük olarak harçlık verilmesi ve gün sonunda artanın kumbaraya yöneltilmesi sağlanabilir. Harçlık miktarı çocuğun dikkatini satın almaya çekecek, tüketimi özendirecek miktarda olmamasına dikkat edilmelidir.

Ortaokulda haftalık verilmeye geçmek para kullanımının öğrenilmesi açısından yararlı olacaktır. İlk haftalarda harçlığının tamamını 2 günde tüketebilir böyle durumlarda 1 kereye mahsus olmak üzere bir sonraki haftanın harçlığından bir miktar borç(J)verilebilir. Ancak harcadı diye desteklemeye devam ederseniz harçlığın bir anlamı kalmayacak çocuk elindekinin uygun bir düzende kullanmayı yine öğrenemeyecektir.

Harçlığın nereye harcandığını kısmı olarak kontrol etmek doğru olmakla beraber çocuğa bu konuda fazla karışmak beraberinde ilişkilerde gerilmeye yol açabilir. Yönlendirebilir, kısa uyarılar verebiliriz ancak devamlı takip ve müdahale etmek doğru olmayacaktır.

Elbette ki çocuklara bu kuralları koyabilmek için ailenin de bir para politikasının oluşması elzemdir. Bu pek çok istenmeyen olayların da önüne geçecektir.

REHBERLİK VE PSİKOLOJİK DANIŞMA BÜRO AMİRLİĞİ

O Zaman Başka

Hoca’nın kadılık yaptığı sıralarda bir adam gelmiş:

-Hoca efendi demiş,size bir şey danışacağım.

-Buyrun sorun. Demiş Hoca, adam sözünü sürdürmüş:

-Geçen gün , komşuların size ait olduğunu söyledikleri bir inek, tarlada bizim ineğin karnını vurup öldürmüş. Şimdi ne yapmam gerek? Hoca , sakallarını sıvazlayıp bir an düşündükten sonra :

-Hayvan bu, demiş, dava edecek değilsin ya!..

-Teşekkür ederim kadı efendi.

-Sahibinin de bu işte suçu yok;ne bilsin böyle olacağını? Adamın yüzü gülmüş, tekrar söze başlamadan önce:

-Kusura bakma kadı efendi, demin ben bir yanlışlık yaptım, ölen inek benimki değil, seninki imiş. Hoca , yerinden doğrulup:

-Bak demiş, şimdi iş değişti. O halde verin raftaki kara kaplı kitabı da hele bir bakalım! …

MİNİK YAZARLAR KÖŞESİ

TERLİ TERLİ SU İÇMEYELİM

Merve, o sabah her yeri ağrıyarak uyanmıştı, ateşler içindeydi. Merve’nin bu halini fark eden annesi, elini onun başına koyarak ateşini ölçmeye çalıştı.

Merve’nin ateşi çok yüksekti ve doktora götürülmesi gerekiyordu. Merve, doktordan o kadar çok korkuyordu ki… Ama doktora gitmeliydi. Çünkü “Ya bir daha okula gidemezsem, arkadaşlarımı ve öğretmenlerimi göremezsem” diye korkuyordu. Bir an önce iyileşip okuluna dönmek istiyordu.Doktor Kemal Bey, Merve’yi muayene ederken, Merve bir taraftan da doktordan korkmanın ne kadar anlamsız olduğunu anlamıştı. Çünkü doktor amcası, sadece dereceyle ateşini ölçmüş, boğazına bakmış ve göğsünü dinlemişti. Merve, aslında hastalığının nedenini de biliyordu. Annesi ve öğretmeni, ona sık sık “Terliyken su içilmez, hastalanırsın” dediği halde, o, dün okulda çok koşmuş, çok terlemiş ve sonrasında da soğuk su içmişti. Şimdi de hastaydı işte. Bu söylenenleri yapmadığı için çok üzülmüştü Merve. Bu hastalık, ona bir ders olmuştu. Neyse ki Merve, doktor amcasının yazdığı ilaçları düzenli olarak kullanmış, iyice dinlenmiş ve birkaç gün sonra okuluna dönmüştü. Merve artık iyileşmişti. Arkadaşlarına ve öğretmenine kavuştuğu için çok mutluydu.Korkularınında ne kadar gereksiz korkular olduğunu anlayan Merve sağlıklı bir hayata merhaba derken terli terli su içmenin hastalık davetiyesi olduğunu öğrenmiş oldu.Bir daha terli su içmemeye hem kendine hemde büyüklerine söz verdi. YAZAN: NUR SİMA

AKŞAM OLUNCA ERKEN YATALIM.

Onur, çoğu kez akşamları geç saate kadar otururmuş ve televizyon seyredermiş. Annesi ise Onur`u sürekli:

-“Oğlum, saat geç oldu yarın okulun var hadi artık yat” diyerek uyarırmış. Onur, annesinin bu sözlerini hiç dinlemez ve her defasında bir bahane bularak geç saatlere kadar televizyon seyredermiş. Onur, bir sabah okula gitmek için kalktığında kendisini yorgun ve halsiz hissetmiş. Okulda öğretmeninin anlattıklarını dinleyememiş ve ödevlerini yapamamış, bu yüzden derslerinden geri kalmış. Onur’un bu durumu annesini ve babasını da çok üzmüş. Annesi Onur’a:

-“Eğer erkenden yatıp düzenli uyusaydın kendini yorgun hissetmeyecektin ve derslerin de kötü olmayacaktı” demiş. Onur, annesini dinlemediği için çok üzülmüş. Bundan sonra her gün düzenli olarak uyumuş ve geç saatlere kadar televizyon seyretmemiş. Böylece sabahları kalktığında kendini yorgun hissetmemiş ve derslerini dinleyebilmiş.

Bilgi nedir?

Toplanan verilerin işlenmesi ve bir arada değerlendirilmesi sonucu elde edilen değerler bilgidir. Yani bilgi verinin işlenmiş halidir.

 

 

İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Sitemizde yayınlanan haberlerin telif hakları gazete ve haber kaynaklarına aittir, haberleri kopyalamayınız.