Balıkesir Merhaba Gazetesi

DEVLETİN HAYAT TARZINA MÜDAHELESİ

DEVLETİN HAYAT TARZINA MÜDAHELESİ
08 Mayıs 2015 - 0:03

Genel

Hükümet hayat tarzına müdahale ediyor, baskı kuruyor, diktatörlüğe gidiyor diye celallenenlere geçmişten örnekler vererek anlatım yapmak daha uygun olur diye düşündüm. 90 yıldır, hükümetlerin müdahale etmediği YAŞAM TARZI bırakmaması karşısında neden sus pus olduğumuzun hesabını hepimizin vermesi gerekir. Bir toplumun nasıl yaşaması gerektiğini hükümetler tayin etmemeli.

Mesela laiklik uğruna, yıllarca “İslami yaşayacağım” diyen kesime baskı yapılırken, bugün mangalda kül bırakmayan medya organları, üniversite profları, özgürlük savunucuları neden baskı var demedi? Yaşam tarzına müdahale etmeyelim demedi? Her kesim inandığı ve arzuladığı şekilde yaşasın demedi? İhtilallar demokrasinin yok olmasına sebep oluyor demedi? Despot yönetimler, kişinin ne giyeceğini ve ne yemesi gerektiğini dahi belirlemeye başlamıştı.

Benim İvrindi-Çarkacı köyündeki üzeri çorak evimiz iki defa jandarma tarafından basıldı. “Radyodan topluca ajans dinleniyor ve 1960 ihtilalına karşı geliniyor” diye rahmetli babam ve evimize gelen arkadaşları defalarca karakolda işkence gördü. Jandarmanın belinde şakırdayan kelepçe ile ilk tanıştığımda 14 yaşında idim. Köy camisinin odası defalarca jandarma tarafından aranıp yazılı ne buldularsa çuvallara doldurup götürdüler. Köy ileri gelenlerinden Hafız Murat’ın (Murat Uygur) odasının süngü takmış jandarmalar tarafından sarılması hala gözümün önünde bir korku ve gönlümde bir ürperti olarak durur. O zamanlar ihtilal yanlısı görülen siyasiler neden ses çıkarıp tavır koymayarak, aksine bu hareketlere alkış yaptı.

İhtilal yanlıları tarafından Köyde bulunan ekmek fırınlarında rahmetli anneme ekmek yaptırmadılar. Bütün köylüyü baskı altına alan ihtilal yanlıları köyde bulunan Demokrat partili kişilere “tavuk çaldılar” diye neden işkence yapıldı. Hayatta olan bu kişiler despot zihniyetlere ısınabilirler mi? Bu gün baskı var diye martaval okuyanlar, o günleri yaşadı mı bilmem amma ben dört kardeşimle beraber aile olarak çektiklerimizin bütün köylü şahididir ve çoğu hayattadır.  Tabutluklar, kuyruklar, satılmışlar diye bu milleti kimlerin böldüğünü bilen hayatta kişi çok var.  O ihtilal yıllarında bizden ve bizim aile ile bağlantı kuran demokratlardan bir vebalı gibi kaçılmıştı.

Yetmez bu zulümler. 1980 ihtilalında beni Atatürk düşmanı ilan edip mahkeme salonlarında ifade verenler bugün yere bakıyorlar. Yapılanlardan ve yaşatılanlardan, yalanlardan, usanmıyorlar. Beni yargılayan yargıç o zamanın İvrindi hâkimi, şimdi MHP milletvekili Sayın Faruk Bal’dı. İsnat edilen suç ise, “Atatürk’ün manevi şahsiyetine hakaret ve 18 yıl hapis” cezası ile cezalandırma istemi ile yargılandım. 1980 ihtilalından sonraki üç yılımı hayattan saymıyorum. Bütün toplum ihtilal korkusundan benden bir vebalı gibi kaçıyordu. Bunlar kişi hayatına baskı ve zulüm değil mi? Çok fazla gerilere gitmeye gerek yok. İhtilalların baskısı ile öfke çıkartamayan zalim zihniyetler 28 Şubat ortamındaki karanlık ve karışık çetelerle ailemi vurdular. Bir kara bulut gibi beni ve şahsımdaki düşünceyi darbelemeye çalışanlar, şimdi başarısız olunca öfkelenip kinleniyorlar amma boşuna. Artık yeni Türkiye’de her kişi istediği inançla, istediği tavırla yaşamı ortamı yakaladı.

Sonuç olarak şunları söylemek mümkün. Daha On yıl öncesine kadar Türk milletinin inançsız olma hakkı vardı amma, laik olamama hakkı yoktu. Yaşam tarzının sınırlarını ve şeklini devlet belirlemişti.

Bütün vatandaşların YARADANA ve Onun elçilerine inanmama hakkı vardı amma, Kemalist olmama hakkı yoktu. İnancın sınırlarını devlet belirlemişti.

Bütün vatandaşların başını açmaya, mini etek giymeye, şapka takmaya hakkı vardı amma, başını örtmeye, uzun etek giymeye, fes giymeye hakkı yoktu. Modayı ve kıyafeti devlet belirlerdi.

Bütün vatandaşların İngilizce, Fransızca, almanca, konuşmaya ve okuyup yazmaya hakkı vardı amma, Arapça konuşmaya ve Arap harfleri ile okuyup yazmaya hakkı yoktu.

Bütün gençliğin mezun olduğu liseden istediği üniversiteye girme hakkı vardı amma İmam Hatip Lisesi mezunlarının hakkı yoktu. Meslek tercihini bile devlet yapıyordu.

Bütün vatandaşların annesini, babasını, kardeşini, kocasını sevmeme hakkı vardı amma, devrimleri, ihtilalcıları ve inkılapları sevmeme hakkı yoktu. Kimi ve neyi seveceğimizi dahi devlet belirlerdi. Siz daha hangi özgürlüğü sorup, hangi hürriyetten bahsediyorsunuz beyler. Diktatörlük arıyor iseniz geçmişte bıraktığınız ayak izlerine bakın. Hoşça kalın.

İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Sitemizde yayınlanan haberlerin telif hakları gazete ve haber kaynaklarına aittir, haberleri kopyalamayınız.