Balıkesir Merhaba Gazetesi

HAYAT ÇOK KISA DOSTLAR

HAYAT ÇOK KISA DOSTLAR
25 Nisan 2015 - 0:08

Genel

Dünkü yazımızda seyredilsin, eğlenilsin, çalıp söylenilsin demiştik. Neşeli, mutlu bir an yaşamak elbette ki her kişinin hakkı. Biz içi boş, görünüşü hoş ortamlar içinde eğlenirken, kirli fikir babaları hayatımızı çalıp gitmesin. Öz benliğimizdeki değerleri alıp götürmesin. Doğuştan var olan yüreğimizdeki temiz duyguları lekelemesin.

Hayatımıza öyle tuzaklar kurulmuş ki, adı sanı belirsiz kişiler birkaç gün içinde STAR olup çıkıyor ve çevreye zehir saçıyor. Televizyon, telefon tezgâhlarına kendini kaptıran ev hanımları, tezgâhın pençesine ev hanımı olarak giriyor, öbür ucundan meşhur bir STAR olarak çıkıyor. Bir zamanlar İMAMIN KARISI sanıyla piyasa çıkarıp, şarlatanlık yaptırdıkları gibi. Aslında o tipler çok gariban. Çünkü kullanıp, görevi bitince sokağa, hatta çöplüğe atılacaklar. Her gün, her an hayatımızı kirletmenin, içimizdeki temiz duyguları yok etmenin yollarını arıyorlar. Boş bir ortamda, hoş gelen duygularla yaşamaya zorluyorlar. Ahlak, adap, sevgi, saygı, inanç, itikat ve iman diyenleri, damgalayıp, sarsalayıp, parçalayıp, bir kenarda sessizce hayat sürdürmesini sağlıyorlar. Dış güçlere bağlı koalisyon ortakları, iktidarı paylaşmak için türettikleri YAMALIKLARDAN doğma EŞKİYALARI kullanıyorlar. Her gün değişik taktiklerle durmadan bir virüs gibi saldırıyorlar. Bu necip milleti, yıllarca, aldatanlar, atlatanlar, ağlatanlarda vicdan ve merhamet kalmamış.

Bu gidiş nereye? Diye soran fikir babalarını ezip, lime lime ederek, hayatını zindan ediyorlar. Bin yıllık tarihi mirasını, şanla, şerefle, sevgi ile inşa ederek, asırlar boyu çeşitli dinlere, çeşitli ırklara, çeşitli kültürlere mensup toplulukları barış ve kardeşlik duyguları ile yaşatabilen bir milletin nesli, niçin birbirimizle savaşıyoruz? Neden bir sevgi yumağı oluşturamıyoruz? Hangi sebeplerle bir türlü dirilemiyoruz? Gönüller arasındaki sevgi köprülerini yıkan kim? Saldıran kim? Kaldıran kim? Ağlatan kim? sorularını beynimizde irdeleyip, yüreğimizde izlemiyoruz.

Siyasetçilerin söylem ve eylemleri de bu ayrılığı daha da pompalıyor. Yıkıcılar, yapıcılardan daha çok bağırıyor. Dış güçlere bağlı, koalisyon ortaklığının şehir eşkıyaları sokaklarda can alıyor. Bazıları da takmış boynuna heybeyi parsa dağıtıyor. Medya organları da yangına körükle koşuyor. Yazılı ve görsel medyanın dayattığı saman alevi gibi parıltılara kendimizi kaptırıyoruz. Yüreklerde bir haset, bir kırgınlık, bir dargınlık kin tufanına dönüşüyor. Ondan sonra, komşu komşuya dargın, evlat babaya kırgın, karı kocaya sarılamıyor. Genç yaşta kavgalar, boşanmalar, karakollar ve mahkemeler aile sorunları ile uğraşmaktan, adaletin tecellisine bakacak zaman bulamıyor.

Aydın ve âlim kişilerin, halktan kopuk olduğu topluluklarda, toplum ve bireyler zalimlerin ve cahillerin eline kalır. Böyle ortamlarda yaşayış arızaları çoğalır. Bizim aydınlarımız daha düne kadar halktan kopuktu. Halkla aydın farklı değer, farklı düşünce ve farklı hayat tarzları içindeydi. Aralarında devamlı kıble uyuşmazlığı bulundu. Şimdi yeni yeni aydınla toplum buluşması sağlanmaya çalışılıyor. Aydın geçinenlerin çoğu siyasi slogan üretmekten, yeni fikirler, yeni bilgiler üretmeye fırsat bulamıyor. Oysa toplumun bilge kişilere, geniş yüreklere, yeni ufuklara, yapıcı düşüncelere, büyük beyinlere, Yunus Emrelere, Şeyh Edibalilere, Mehmet Akiflere, kısacası yol göstericilere ihtiyacı var. Zira vur patlasın, çal oynasın, kıskananlar çatlasın, günümü gün edeyim duyguları, insanlığa huzur getirmiyor, aksine sevgisizlik, saygısızlık, adem sendecilik ve huzursuzluklara sebep oluyor. Geriye dönüp bir bakalım. Ömür dediğimiz yaşantımızda neler bırakmışız. Hayat çok kısa dostlar, çabuk gelip geçiyor. Hoşça kalın.

İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Sitemizde yayınlanan haberlerin telif hakları gazete ve haber kaynaklarına aittir, haberleri kopyalamayınız.