Balıkesir Merhaba Gazetesi

İBDET VE İLİM İÇ İÇE

İBDET VE İLİM İÇ İÇE
Fahri Sağlık
Fahri Sağlık( fahrisaglik@gazetemerhaba.com )
14 Ekim 2020 - 8:45

Camiler asrısaadetten günümüze kadar temelde birer ibadet mekânı oldukları kadar aynı zamanda birer eğitim ve öğretim kurumu olma vasfını da taşımışlardır. Şam’ın İslam ordularınca fethedilmesiyle inşa edilen Emevi Camii, yapıldığı ilk günden itibaren İslam dünyasının önemli ilim merkezleri arasında yer almış, yüzyıllar boyunca da bu vasfını devam ettirmiştir. Bu şaheser cami, her daim âlimlerin uğrak yeri ve ilmî faaliyetlerini sürdürdüğü bir mekân olmuştur.

Mısır’ın fethinden hemen sonra inşa edilen Amr b. el-As Camii de İslam’ın nurunu ve ilmin ışığını yeryüzüne yayan camilerdendir. Bina edildiği günden itibaren İmam Şâfiî ve Taberi gibi büyük fakihlerin ders okuttuğu bu cami, günümüze kadar varlığını sürdürebilmiştir. Bağdat’ın fethinden sonra inşa edilen Mansur Camii, Abbasiler döneminde ilmin merkezi olan camilerden birisiydi.

Bunun yanı sıra Kudüs’teki el-Aksa ve Kubbetü’s-Sahra camileri tarih boyunca önemli birer eğitim müessesesi olarak hizmet vermişlerdir. Ünlü Maliki fakihi Ebu Bekir İbnü’l Arabi, Mescid-i Aksa’da yapılan ilmî münazaralardan detaylı olarak bahseder. İslam medeniyetini Avrupa kıtasına taşıyan Endülüs camileri de birer ilim merkeziydi. Özellikle Kurtuba, Gırnata camileri zamanın önemli ilim merkezleri arasında yer almaktaydı.

Osmanlılarda da camilerin eğitim ve öğretimde kullanılması geleneği devam ettirilmiştir. Özellikle büyük selatin camileri, hadis dersleri ve kıraat dersleri için birer merkez olarak kullanılmıştır. İstanbul’da Fatih Sultan Mehmet tarafından kurulan Ayasofya ve Fatih külliyeleri ile Kanuni Sultan Süleyman tarafından kurulmuş olan Süleymaniye külliyesi bunun en güzel örnekleridir. Ayrıca medreselerde okuyan öğrenciler, medresede belirli dersleri gördükten sonra genel dersleri camilerde takip etmekteydiler. Camilerde halka açık olarak verilen bu dersler için XVII. yüzyıldan itibaren dersiâmların tayin edildiği bilinmektedir.

Osmanlı döneminde cami merkezli ilmî faaliyetlerden bir diğeri ise cami görevlileri tarafından gerçekleştirilen eğitimlerdi. Bu ilmî faaliyet veya eğitim, namaz sure ve dualarının usulüne uygun olarak okunması, yapılmış ezberlerin sağlamlaştırılması, gerekli dinî bilgilerin Türkçe ilmihal (Mızraklı İlmihal vb.) kitaplarından ya da “Nûru’l-İzah” ve “Halebi Sağir” gibi Arapça kitaplardan okunması ve açıklanmasını kapsıyordu.

Bugün cami görevlilerinin (istisnalar elbette vardır) camilerinde eğitime katkıları Camilerde Kur’an Eğitimi” , Yaz Kur’an Kursları ve okudukları hutbelerle sınırlı olduğunu hepimiz biliyoruz. Yük cefakâr ve vefakâr vaizlerimizin omuzlarına yüklenmiş durumdadır. Diyanet İşleri Başkanlığımız son yıllarda “Cami Hizmetlerinde Verimliliğin Artırılması Genelgesi” çerçevesinde önemli bir atılım yaptı ama henüz arzu edilen seviyeye ulaşılamadı. Bu konuda başta İmam-Hatip Liseleri Meslek Dersleri Öğretmenleri, İlahiyat/İslami İlimler Fakülteleri Öğretim Üyelerinin gönüllü katkılarına ihtiyaç vardır. Bu iş elbirliği, gönül birliği ile başarılır.

Sonuç olarak İslam medeniyetinde ilmin, eğitim ve öğretimin ana merkezi camilerdir. Daha sonra ortaya çıkan medrese, İmam-Hatip Liseleri, İlahiyat/İslami İlimler Fakülteleri gibi eğitim kurumları aslında camilerden doğmuştur. Bu sebeple camilerin ilmî anlamda merkez olma vasfını yeniden ortaya çıkarmak ve bu geleneği devam ettirmek bütün Müslümanların görevidir. Zira Müslüman için cami, bir ibadet mekânı olduğu kadar aynı zamanda bir eğitim yuvasıdır.

Sitemizde yayınlanan haberlerin telif hakları gazete ve haber kaynaklarına aittir, haberleri kopyalamayınız.