Balıkesir Merhaba Gazetesi

Karıncanın Bile Hakkını Düşünmek!

Karıncanın Bile Hakkını Düşünmek!
Prof. Dr. Fatih Satıl( fsatil@gmail.com )
04 Ekim 2021 - 8:06

Karıncanın Bile Hakkını Düşünmek!

Osmanlı Devleti’nin kudretli padişahı Kanunî Sultan Süleyman, Topkapı Sarayı’nın bahçesinde zaman zaman gezintiye çıkardı. Ağaçları, çiçekleri çok sever, sarayın bahçesinde kuş sesleri arasında denizi seyre dalardı. Bir gün yine bahçede dolaşırken meyve ağaçlarından birkaç tanesinde çürüme emareleri fark etti. Dikkatli inceleyince ağaçların karıncaların istilasına uğradığını gördü. Aklına ağaçları ilaçlayıp karıncalardan kurtarmak geldi. Ancak karınca da can taşıyordu. Bunun vebali olacağını düşünerek hocası Ebussuud Efendi’ye danışmak istedi. Hocasını odasında bulamayınca edebi üslupla şu soruyu yazıp odasına bıraktı.

  • Meyve ağaçlarını sarınca karınca / Günah var mı karıncayı kırınca?

Ebussuud Efendi odasına döndüğünde suali gördü ve tebessümle okuduktan sonra Kanunî’nin yazmış olduğu satırların altına sualin cevabını yine şairane bir üslupla şöyle yazdı:

  • Yarın Hakk’ın divanına varınca / Süleyman’dan hakkın alır karınca

Ebussuud Efendi verdiği bu cevapla, sadece Kanuni’ye değil belki tüm insanlığa ders niteliğin de yeryüzünde en küçük bir canlının bile hakkının olduğunu bildiriyordu.

Osmanlı, hayvanları sevmede ve haklarını korumada, çağının ötesinde bir anlayış ve uygulamaya sahipti. Dünyada hayvan haklarına ilişkin düzenlemelerin temeli Osmanlı padişahı Sultan II. Bayezid zamanında atıldı. O dönemde (1502-1507) hazırlanan bazı kanunnamelere hayvanların korunmasına ilişkin hükümler konuldu. Kanunnamenin 58. Maddesi şöyleydi: “Ayağı yaramaz beygiri işletmeyeler. At, eşek ve katır ayağını gözeteler ve semerin göreler. Ağır yük vurmayalar. Çünkü dilsiz canavardırlar. Hamallar ağır yük vurmayalar, makul olalar”. Hayvan haklarına yönelik daha kapsamlı bir düzenleme Sultan III. Murad zamanında yapıldı. Padişah tarafından 19 Mart 1587’de İstanbul Kadısı’na gönderilen fermanda, hamalların taşımacılıkta kullandıkları at, katır vb. hayvanlara tahammüllerinin üzerinde yük taşıtmaları yasaklandı. Hayvanların bakım ve beslenmesine özen gösterilmesi gerektiği ve fermandaki ikaz ve hükümlere uymayanların cezalandırılacağı bildirildi. Bu ferman, “dünyada hayvan haklarına ilişkin ilk düzenleme” olma özelliğine sahiptir ve Osmanlı’nın hayvan hakları konusundaki incelik ve titizliğinin bir göstergesidir.

Osmanlı toplumunun hayvanları sevmede ve haklarını korumada Batı’yı ve günümüzün modern toplumlarını dahi geçtiği ve hâlâ dünyaya örnek teşkil ettiği bir hakikattir. O dönemde yaşamış olan ünlü Fransız Şair Lamartine Osmanlıdaki hayvan hakları hakkında şu noktaya dikkat çekiyor: “Türkler, kuşlara, köpeklere, velhasıl Allah’ın yarattığı her şeye hürmet ederler; bizim memleketlerde başıboş bırakılan veya eziyet edilen bu zavallı hayvan cinslerinin hepsine şefkat ve merhametlerini teşmil ederler.”

Sevgili dostlar, dinimiz sadece insanların değil, hayvanların hakkına da riayet edilmesini, onlara şefkat ve merhamet gösterilmesini emreder. Peygamberimiz (s.a.v) buyuruyor: “Merhamet edenlere Allah da merhamet eder. Siz yerdekilere merhamet ediniz ki göktekiler de size merhamet etsinler”. Her hayvandan yaratılışının gayesine uygun olarak yararlanmalı, onları bunun dışındaki işlerde kullanmamalı ve eziyet etmemeliyiz.

İnsanların insan olmaktan kaynaklanan hakları olduğu gibi hayvanların da hayvan ve canlı olmaktan kaynaklanan hakları olduğunu unutmamalıyız. 4 Ekim Hayvanları Koruma Günü kutlu olsun.

Sitemizde yayınlanan haberlerin telif hakları gazete ve haber kaynaklarına aittir, haberleri kopyalamayınız.