Balıkesir Merhaba Gazetesi

KORKMAK

KORKMAK
Sait Soydan Yılmaz( saitsoydanyilmaz@gazetemerhaba.com )
21 Mayıs 2017 - 17:17

Küçük çocukken bizi öcüden, böcüden, devden deliden korkuturlardı. Okula başlamadan önce cami imamının ve babamın verdiği nasihatlerle ALLAHTAN korkmayı öğrendik. 57.  şehit imamlarından Yakup hocanın oğlu İsmail Atasay (küçük hoca lakaplı) mahalle imamımızdan ilk dini nasihatleri aldık. Allah korkusu tüm aile fertlerinde ve mahalle sakinlerinin tamamında dolu dolu yaşandı. Yanlış davranışlarımızda, “ALLAH cezanı verir” derlerdi. ALLAH korkusu kanımıza kadar işledi ve bu korku ile büyüdük.

Allah korkusu kabahat ve suç işlememizi engelledi. Düşüncelerimiz ve davranışlarımız netleşti. Suç ve kabahat işleyenleri hazmedemez olduk. Hazmetme mide ile değil de, manevi yönden hislerimizi ve davranışlarımızı etkiledi. ALLAH korkusu yüreğimizi titretip, beynimizi ürpertti. Beşeri ilişkileri ALLAH korkusuna göre düzenledik. Ne zamanki memur olup işe başlayınca, müdür korkusu, amir korkusu, müfettiş korkusu, Allah korkusunun önüne geçti.

Bir yıl önce İvrindi Okullar vadisi mucitlerinden İlçe Milli eğitim Müdürü Sayın Salim Karaboğa makamında, öğretmenlerden biri ile telefonda konuşuyordu. Konuşurken de sık sık “ben ALLAHTAN korkarım” diyordu. Devlet dairelerinde bu sesi duymak, ülkemiz devlet anlayışı ve isleyişinde bayağı değişimlerin olduğunu anlatıyor. Zira okulda, sınıfta, makamda, sokakta hep Müdürden korkarım, müfettişten korkarım, jandarmadan, polisten korkarım sesini duyduk. Şimdi ise “ben ALLAHTAN korkarım” sesi belirmeye başladı. Bu sesten rahatsız olanlarda olabilir. Besmeleden, duadan, duygudan yoksun, madde ve makam sevdalısı kişilerin rahatsız olması da mümkün.

Sayın okuyucularım, İmanını arızalandıranların, yaptığı işlerde arızalıdır veya kısa zamanda arızalı hale gelir. Nefislerini kula kulluk yapmaya bağlayanlar, önce kendilerini bir amire şirin görünmeye veya bir tüzüğe çok önem verip onu ezberlemeğe bağlı kalırlar. Makamları, maddeleri ve kişileri tabu haline getirip, ALLAH korkusunu ikinci plana iterler. İşte bu durum Müslümanlar için bir afettir. İnsanlık için felakettir. İman arızası böyle bir oluşumdur.

Hamdolsun ki, “ben Allahtan korkarım” düşüncesinde olan kişiler devlet yönetiminde söz sahibi olmaya başladı. Milletin inancını ve imanını dışlamayan devlet kimliğimiz oluştu. Başka inanç mensupları da, devlet nezdinde, ezilerek, yamularak, yumularak değil, inandıkları gibi kendilerini ifade etme imkânlarını yakaladılar. Her kesim inançlarını inandığı gibi yaşamaya başlayınca da, din adına kurtarıcılığa ve temsilciliğe soyunup, milletin manevi değerlerini sömürerek inançları kurtardığını zanneden ve cüzdanlarını doldurma sevdasında olanlar sahnelerden çekilecek. İman ve inanç, her kurumda ve her kuruluşta sömürü durumundan kurtulup vicdanlarda yaşayacak. Vicdanlardaki iman herkesin yüreğinde bollaşacak. YÜREK İNSAN modeli çoğalacak.

Şimdi yüreğindeki imanı gereği iş yapmayı kendine hedef yapanlarla, cüzdanlarını doldurmayı hedef yapanları iyi ayırmak lazım. Ben “Allahtan korkarım” düşüncesinde olup Onun için iş yapanlarla, ben cüzdandaki boşluktan korkarım, ben müfettişten korkarım, ben amirimden korkarım düşüncesindeki yağdanlıkları bu necip millet iyi ayıklıyor. Devletin altını oymak isteyenlerin tümü birleşip ŞER ittifaklar oluşturmasına rağmen, ALLAH korkusunun devlet eliyle beslenmesi, yine ONUN ihsanıdır. Bu günlere şükrederek, azmi ve YARADAN korkusunu her kurumda, her birimde ve her kişinin gönlünde büyütüp beslemesi gerekiyor. Önce vicdan yani ALLAH sevgisi, sonra cüzdan ve makam için, iş yapanlara sevgi, saygı duygularımızla. (Bir dahaki yazımda İvrindi-Kaşağıl Mahallesi el işi sergisi sonrası yapılan çay sohbetindeki KIBLE SAPMASI üzerine yapılan konuşmaları anlatacağım.)

 

Sitemizde yayınlanan haberlerin telif hakları gazete ve haber kaynaklarına aittir, haberleri kopyalamayınız.