Balıkesir Merhaba Gazetesi

LEYLEK KAYASI -5-

LEYLEK KAYASI -5-
12 Mayıs 2015 - 0:02

Genel

Kıran bağlar tepesinden leylek kayasına bakmak, ayrı bir zevk veriyor insana. Neşeyi, elemi, tasayı, geçmişi, geçmişteki olumlu veya olumsuz değerleri görmek daha gerçekçi geliyor ve geleceği geçmişe göre düzenliyor insan. Leyleklerin her yıl gelip bu kayayı bulmaları çok enteresan. Binlerce kilometre mesafeden gelip, İvrindi-Çarkacı mahallesini bulmaları çok yaman. Leylek kayasına bakıyorum, bir kral gibi, kılıcı elinde, miğferi tepesinde bekliyor köy evlerini. Dik duruşuyla adeta gözlüyor çevreyi. Leyleklerle paylaşıyor içine kapattığı hisleri. Asırlardır ser verir, sır vermez duruşuyla etkiliyor bizleri.

Geriye dönüp Korucu beldesine doğru bakıyorum. Bir ip gibi uzuyor, korucu yolu Sülüklü ovasından. Korucu yolu dedim de aklıma geldi. Bu yolun bir adı da Halkçıların yolu. 1940lı yıllarda tek parti döneminde, köylüler tarafından kazma kürekle yapılmış bir yol. Köylüler tarafından yapılmış amma, bazı küflü zihniyetin insanları, sanki kendileri yapmış gibi yola sahiplenmişler ve “bizim yaptığımız yoldan gidiyorsunuz” diye köylülere laf çarptırmışlar. 1950 li yıllarda demokrat parti tek başına iktidar olunca, hazımsızlıktan çıldıran despot yönetim zihniyetinin temsilcileri, bu yoldan korucuya pazara giden demokrat partili köylülerin başına hep kakınç yapmışlar. “Bizim yaptığımız yoldan gidiyorsunuz amma, oyları Menderese veriyorsunuz” diye köylüleri hep horlamışlar. Bu horlananlardan biri de o zamanın köy kanaat önderlerinden Hafız Murat Amca. (Murat Uygur) Sık Sık bu yaşlı kişiye:

“Bak bu yolda daha önceleri, pazara giden kağnı arabaları ve hayvanlarınız çamura saplanır gidemezdiniz. Şimdi bizim sayemizde tıkır tıkır korucuya gidiyorsunuz. Bu yolu biz yaptık, siz sefasını sürüyorsunuz. Oylarınızı da HAİN MENDERESE veriyorsunuz” diye homurdanmalar, sık sık devam edince, Hafız Murat bir gün sinirlenerek.

“Yetti be yolunuz. Gitmiyoruz sizin yolunuzdan” deyip, köylüleri toplayarak: “Gitmeyelim bunların yollarından. Canımıza tak ettirdiler. Kendimize ayrı bir yol yapalım” diyerek, köylülerle korucuya ayrı bir yol yaptılar. O yolda 1950li yıllarda birkaç gün çocukça ben de çalıştım. Korucu pazarına gidecek iki yol oldu. İkinci yolun adını da Hafız Murat yolu koydular. Yıllarca köylüler bu ikinci yoldan korucuya pazara gidip geldi. İkici yol bir iki Km. daha uzundu. Korucuya pazara gidip gelirken zaman zaman anneme:“Ana merkebimizdeki yük ağır. Gel bu kısa yoldan gidelim” derdim, Amma, Annem: “Yok yok oğlum, kendi yolumuzdan gidelim. Biraz fazla yürümekle eşeğin nalı mı düşer, yoksa ayaklarımız mı aşınır? O fesat ve nankör halkçıların yolundan gidersek başımıza yine KAKINÇ yaparlar. Hem de bu yol üzerindeki tarlamızı da görürüz” Diye itirazlarda bulunurdu ve Korucuya kendi yaptığımız DEMOKRATLARIN yolundan gider gelirdik.

Yine rahmetli babam, kovanlık mevkiinde bulunan tarlamıza gidecek oldum mu, “oğlum sakın halkçıları tarlasının sınırından geçme. Ayak Kirasını ödeyemeyiz. Birde onların tarlasına girersen iftira atarlar. Kavun çaldı derler. Hayvanlara ot biçecek olursan, onların tarla sınırından sakın ot biçme. Ekinimizi biçti diye iftira atarlar. O tarafa hiç gitmeyen diğer halkçılar, “evet ben de gördüm, ekin biçti” diye yalan söyleyerek, diğerinin yalanını onaylarlar. Onlar Allahtan korkmaz. Oğlum Allahtan korkmayandan korkulur. Onlardan kork ve kendini korumasını bil onlardan” diye tembihlerde bulunurdu. Bu sözünü babam bana yüzlerce defa söylemiştir. Bende o gençlik yıllarımda, içimde kalan korku ile, tarladan çıkardığım hayvanları birkaç kilometre daha uzun olan patika yollardan getirip götürürdüm. O gençlik yıllarımda hayvanlarımızı korudum belki amma, bu iftiracı fesat ve haset ruhlu zatlardan kendimi ve ailemi koruyamadım.  İftira atmak, yalan söylemek, planlı fitne ile aileleri bölmek, yapılan bütün işlere İSYAN etmek,“komşumun evi yansa da bende yemeğimi pişirsem” duyguları, onlara 1940lardaki, despot anlayış olan, eski dolma tüfeklerden miras kaldı. Sütü leş kokan, zürriyetten kesilmiş, hormonlular, sahnede yerlerini alırlar ve fesatlık görevlerini yaparlar tabi. Zamanımızdaki iftira ve isyancılara bakıyorum da, “ne kadar haklıymış babam” diye mırıldanıyorum. Her hizmetin karşılığını istemek, çevresine tepeden bakmak, para, madde ve makam için şekil değiştiren sahtekârları izliyorum da kahrederek bu cümleleri karalıyorum. Bunlar, duyguları temiz inançlı insanların ekmeğini hem yerler, hem de nankörce inkâr ederler. Devamı yarın.

İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Sitemizde yayınlanan haberlerin telif hakları gazete ve haber kaynaklarına aittir, haberleri kopyalamayınız.