Balıkesir Merhaba Gazetesi

  MADDE VE MAKAM              

  MADDE VE MAKAM              
20 Aralık 2014 - 0:10

Genel

Kul olma, kardeş olma, komşu olma, arkadaş ve akraba olma duyguları yıkılıp gitti. İnsan olma özelliklerimizi yitirmek üzereyiz. Dostluklar çıkarda, arkadaşlıklar çukurda, akrabalıklar sadece bayramlarda kaldı.  Dini duygularımızı tümden yitirmesekte, arızalı ve marazlı hale geldi. Hassasiyetlerimizi önemli ölçüde yitirdik. Yitirdiğimiz değerlerin boşluğunu dünyalık duygular doldurdu.

Atalarımız gibi, dikkatli, şefkatli, şerefli, merhametli, hamiyetli, olamıyoruz. Gönlümüzdeki NURLA, NAR (ateş) birbirine karıştı. Kinle sevgiyi, yalan ile gerçeği, zalim ile halimi, zulüm ile yardımı, batıl ile akılı bir arada götürmeye çalışıyoruz. Eskisi gibi İNSAN OLMA kavramlarının üzerinde hassasiyetle durmuyoruz. Duygularımızı, ticarete, siyasete, cinsiyete, dünyeviliğe kurban etmemiz, yüreğimizi titretmiyor, tenimizi ürpertmiyor. Helal ile haram, kin ile sevgi, tevazu ile hakaret, acı ile tatlı, madde ile mana, niyaz ile cevaz, dua ile beddua birbirine karıştı.

Kısacası dostlar, dünyevileştik. Dünyevileştikçe sertleştik. Sertleştikçe birbirimize saldırır hale geldik. Değişik cinsiyetleri CAN olarak değil, TEN olarak görmeye başladık. Dünya maddeleri ve makamları, bütün duyguların önüne geçti. Dünyevi makamları ve maddeleri kazanmak için, kaç bayan veya erkek kardeşimizin kalbini kırıp, onurlarını çiğnememiz hiç önemli olmayan düşünceler haline geldi. Hedefimize koyduğumuz madde ve makamı elde etmek için, kaç imanlı yüreği, kaç geleneği çiğneyip titrettiğimizi düşünemez hale geldik. Öncelikli değerler, Yahudi gibi bizde de PARA ve MAKAM olmaya başladı. Görünüşümüzdeki değerleri bizde MODA ile ölçüyoruz. Lüks yaşama, bizde de tutku haline döndü. MARKA bizimde gölümüzü ve tenimizi sardı. Artık Gelsin defileler, beş yıldızlı oteller, dört çarpı dört otomobiller, yurt dışı seyahatler, yılbaşındaki maskeler ve her gece havai fişekler. Bu gösterişli kepazelikler niye?

Helal yönden kazanma, teknolojiden faydalanma, tevazu ve rahat yaşama, elbette Müslüman’ında hakkı amma, o kibir, gurur, büyüklenme niye. Dünya şa şahası, makam ve madde sevdası nevrimizi döndürdü. Güdük duygularla, hödük bir canlı halinde yaşamamız niye?

Varlıklı dostlar, bu ölçülerin neresindeyiz? Hiç düşündünüz mü?

Bu kadar varlık ve imkânların içinde yine de mutsuz isek, bilelim ki, gönül dünyamızdan uzaklaşma ile ilgili bir mutsuzluk tablosudur. Cebimiz dolduğu ölçüde, ruhumuz boşalıyor. Hassasiyetlerimiz kayboluyor. “Zaman sana uymaz sen zamana uy” diyerek yüreğimizdeki insan olma duygularına bir tekme sallayıp, öz benliğimizi kaybediyoruz. Madde ile güçlendikçe, bu gücü birbirimizin ve yaradanın bize bahşettiği diğer canlıların üzerinde denemeye başlıyoruz. “Ben ona gösteririm” hırsı insan olma özelliğimizi alıp götürüyor. En sonunda cesedimizin, o kin duyduğumuz kişilerin omzunda taşınacağını unutuyoruz. “Ben ona ayağımı öptürürüm” duyguları yerine, en son kendi dudağımızın da toprakla öpüşeceğini hiç düşünmüyoruz.

Mazeretimizde hazır. Ben büyük veya maddeten güçlü bir kişi olarak “el öptürmeye” mecburum efendim.

Güçsüzlere, kimsesizlere, gariplere, işçilere, fakirlere “önümde diz çöktürmeye” mecburum efendim.

Sertlik, efelik yapmaya mecburum efendim.

Sanatçı olarak böyle giyinmeye mecburum efendim.

Ticaret erbabı olarak, ezilmemek için, ezmeye mecburum efendim.

Siyasetçi olarak böyle konuşmaya ve kazanmam için çeşit çeşit faklar kurmaya mecburum efendim.

Memur veya işçi olarak baş sallamaya mecburum efendim.

Sanayici olarak atıklarımı denize bırakmaya mecburum efendim.

Kazanabilmem için GDO lu ürünler yetiştirmeye ve kimyevi gübre kullanmaya mecburum efendim.

Hayvancı olarak, koyunlarıma yılda iki defa yavru yaptırmaya, hormonlar vasıtası ile fazla süt ve et almaya mecburum efendim. “İslam’ın koyduğu esasları uygulamaya mecburum efendim” diyen bir avuç insan kalmış. Onları da değişik yöntemlerle yok etmek isteyen SİYONİST düşüncelilere hep çanak tutuyoruz. Kirletmediğimiz ne deniz kaldı, ne toprak kaldı, ne de hava kaldı. İncitmediğimiz bir canlı arıyoruz, bulamıyoruz. Düşkünler, hastalar, yaşlılar ne yapıyor diye soramıyoruz. Doğa güzelliklerini aramıyoruz. Kimyevi maddeler, toprak, su, gıda ve hava vasıtası ile kanımıza kadar daldı. Kalpler karardı, davranışlar karardı, kısacası hayat karardı. Kendimizi haklı göstermek, büyük göstermek, varlıklı göstermek, bilgili, ve etiketli göstermek için bulduğumuz bir sürü mecburiyet, İNSAN OLMA mecburiyetimizin önüne geçti. Bu kadar bolluk içinde, hayat çekilmez hale geldi. Kişiler savaşıyor, komşular savaşıyor, meslekler savaşıyor, cemiyetler savaşıyor, partiler savaşıyor, toplumlar savaşıyor, ülkeler savaşıyor. Depremlerle, tusunamilerle, madenlerdeki çökmelerle, kanser gibi dertlerle, sel ve fırtına gibi felaketlerle, doğa da bizimle savaşıyor. Farkında mıyız? Bize ne oldu böyle. Hoşça kalın.

İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Sitemizde yayınlanan haberlerin telif hakları gazete ve haber kaynaklarına aittir, haberleri kopyalamayınız.