Balıkesir Merhaba Gazetesi

NASIL YÖNETELİM? NİÇİN YÖNETELİM?

NASIL YÖNETELİM? NİÇİN YÖNETELİM?
13 Aralık 2014 - 0:05

Genel

Yönetimler ister DEMOKRATİK (çoğulcu) sistem olsun, ister tekilci (baskıcı, yaptırımcı), isterse katılımcı (kabulcü, hoşgörülü) sistemler olsun, iyi yönetilmeyi veya kötü yönetilmeyi kendi bünyelerindeki işleyişte taşırlar. Günümüzde uygulanan mevcut yönetim şekillerinin isimleri, içeriğini kapsayıp kapsamadığına bakmak gerekir. Örneğin, Sovyet Cumhuriyeti, İran Cumhuriyeti, Çin Cumhuriyeti, Amerika Birleşik Devletleri Cumhuriyeti vb. gibi. Hangisinin içeriği cumhuriyeti kapsayıp kapsamadığı pek belli değildir veya hangisi cumhuriyettir?

Değişen toplum, değişmemekte ısrarlı olan yöneticiyi veya yönetimi başından atar. Fransız ihtilalı, Rusya’daki Bolşevik ihtilalı, İran’daki Humeyni devrimi v.b. değişen toplumun, değişmeyen yönetimi ve yöneticileri başından atma hadisesidir.

Yönetimlerle ve yönetenlerle ilgili söylenmedik söz, denenmedik icraat, yaşanmadık sistem de, pek yoktur sanırım. Derebeyliklerden, İMPARATORLUKLARA, oligarşiden monarşiye, aristokrasiden demokrasiye, cumhuriyetten ulus devletlere kadar, sınanmadık yol ve yöntemde kalmadı. Antik çağ (M.Ö.1200 yılları) filozoflarından ARİSTO, yöneten ve yönetilen canlılar üzerinde yaptığı inceleme, deneme ve uygulamalardan aldığı sonuçlar neticesinde, insanların mutlu olduğu beşeri bir yönetim şeklini bulamadığından şu karara varıyor.

“Canlılar kendi yöneticilerini kendileri bulsun.”

O günkü toplumlardan, kendilerini yöneten varlığın güneş olduğunu sananlar GÜNEŞE, gök kubbenin olduğunu sananlar RÜZGÂRA, hayallerinde yaşattıkları varlıkların yönettiğini sananlar, ağaçtan ve taştan yapılmış şekillere, v.b. tapmağa başladılar. Taptıkları ve kendilerini yönettiğini zannettikleri yüzlerce varlık türettiler. Bayağı da mutlu yaşıyormuş gibi göründüler. Çünkü kendi yarattıkları YÖNETİCİ VARLIKLARI kime şikâyet edeceklerdi?

Kaz dağlarının eteklerinde, küçük kuyu civarındaki Behrem Kalede (ASSOS) yaşayan ARİSTO, orada, toplum yönetimlerini araştıran ve LEYKİON denilen büyük bir okulda kurdu. Bu günkü LİSE adı da (Leykion) oradan gelmektedir. Kaz dağlarının tarihte İDA DAĞI (tanrılar dağı) denmesinin sebebi de, o tarihlerde yaşayan insanların, o civarlarda, inandıkları birçok TANRI yaratmasından dolayıdır.

Dünya kuruldu kurulalıdan beri, insanların en uzun süre ve en mutlu yaşadığı dönem, Osmanlının yaşadığı ve yaşattığı ASR-I SAADET dönemidir. Çünkü nasıl yönetelim? Niçin öyle yönetelim sorularının cevabını buldu.

Nasıl yönetelim?

Niçin yönetelim?

Öğretmen okulunda öğretmenliğimi yapan, rahmetli Seyit Ahmet Arvasi’nin babası, Abdülhakim bey efendinin söylediği önemli tespiti de şöyledir:

“Dünyada her kaidenin bir istisnası vardır. Yalnızca bir kaidenin (kuralın) dünya kuruldu kurulalı, ta kıyamete kadar istisnası yoktur. O da; HÜKÜM, galip olana aittir. Yani güç kimde ise kuralı o belirler. En büyük güç ve HÜKÜM ise ALLAHA aittir.”

Yer küredeki bu günkü yönetim şekillerine ve yöneticilerine bakıldığında, hepsinin gücü ellerinde bulundurduklarını görürüz. Aksi halde, GÜÇSÜZ yönetemez. Halen hayata işlerlilik kazanan yönetimlerin, farkına varamadıkları ve hepsinin bağlı bulunduğu güç ise YARADANA aittir.

Sayın dostlar; işte bütün yönetimlerin ve yönetenlerin sırrı, bu gücün, NASILININ? Ve NİÇİN İNİN? İçinde gizlidir. Yalnızca nasılının gereğini yerine getiren ve iyi diye tanımlanan beşeri sistemler vardı. Bugünde olabilir. Onca deneme, sınama ve araştırmalara rağmen, bütün dünya insanlığı, Osmanlı döneminin hiçbir yaşayış şeklini yakalayamadı. Osmanlının ASR-I SAADET döneminin temelinde, “HAK’KIN” yattığı görülür. Onun için Osmanlı’nın yaşadığı ortamı ve yaşattığı yöntemi iyi tanıyalım diyoruz. Tanımak içinde Osmanlı dili üzerinde ısrarla ve inatla duruyoruz.

Osmanlı, yer kürenin yarısına sahip olduğu topraklardaki canlıları,  NASIL yönetti? NİÇİN öyle yönetti?

Bu gün batı; iki dünya savaşı, ihtilal savaşları gibi, onca acı ve tecrübelerden sonra, deneme-yanılma ile, yalnızca bu NASILIN cevabını bulup, maddeci sistemini kurdu. Fakaaattt, NİÇİNİN cevabını bulamadığı için noksan kaldı. Oysa NİÇİNİN içinde maneviyat vardı ve bu boşluktan dolayı, bir türlü buhranını yenemedi. Bu buhran onun huzura kavuşamamasının tek nedeni oldu. Hala batının karnı tok, sırtı pek amma, RUHU AÇTIR. Bu açlığın içinde batmak üzere olan batı, doğuyu da bu bataklığa çekmek istemektedir. Doğunun hali ise, batıdan bin bir kere daha kötüdür. Zira doğu hala NEYİNİ yitirdiğinin farkında değildir. Batıya el uzatan doğu, cebinden ve benliğinden nelerin çalındığının farkına varamamıştır. NİÇİNİ ve hakikati cüzdana sokan doğu, kurtuluşu hala batının NASILINDA ve BATAKLIĞI ile SAKATLIĞINDA arıyor.

Batı, NASILINI bulmuşken, doğu ise, hem NASILININ, hem NİÇİNİNİN orta göbeğinde patinaj yapıp duruyor. Bakalım bu sürüklenmeli işkence ve zehirli kanca daha ne kadar sürecek. Batının ve haçlının NASILI, doğuyu daha ne kadar süründürecek. Hoşça kalın.

 

İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Sitemizde yayınlanan haberlerin telif hakları gazete ve haber kaynaklarına aittir, haberleri kopyalamayınız.