Balıkesir Merhaba Gazetesi

NE ÇİLELİ BİR BAHTIMIZ VARMIŞ

NE ÇİLELİ BİR BAHTIMIZ VARMIŞ
04 Aralık 2014 - 0:10

Genel

Millet olarak, ne çileli bir bahtımız varmış. Ne zaman belimiz doğruldu, önümüz açıldı, istikrarlı bir ortam meydana geldi desek, beklemediğimiz yerlerden, belalar, belalılar, musibetler, karabetler, felaketler çıkıp geliyor. Sanki yer yarılıyor da deliklerinden, iblisin ejderhaları alev nefesi fışkırtıyor.

Tanzimat’tan beri, bu toplumun ensesinde boza pişirildi. Bu yapılan işkence, hakaret, zulüm ve ölümlerin, bizden başka, dünyanın her hangi bir milletine yapılsaydı, tozu ve izi kalmaz, yeryüzünden silinirdi. Ne devlet kalırdı, ne millet. Bizim toplum olarak çile ve işkencelere çok dayanıklı bir yapımız var. Sabır etmesini, tahammül etmesini, zorluklara göğüs germesini çok iyi biliyoruz. Bu necip milleti, asli öz değerlerinden koparabilmek için, dünyadaki ne kadar hokkabaz varsa, ne kadar cambaz varsa, ne kadar garabet kuruluş ve anlayış varsa, yerli TÜRETMELERLE beraber hepsi birden başımıza üşüştüler. Amma bu çilekeş millet yine ayakta.

Osmanlının dağıtılmasından sonra başlayan zulüm, daha On yıl öncesine kadar devam etti. Şapka giymedi diye insanları asanları mı ararsın? Bir kese tütün için yıllarca hapis yatanları mı ararsın? Devlete olan vergisini ödeyemediği için maden ocaklarında yıllarca çalışanları mı ararsın? Tarlasından bir meşe ağacı kesti diye, kırbaçlananları mı ararsın? Türban taktı diye saçlarından tutulup sürüklenenleri mi ararsın? Köpek ve kepek bahane edilerek, idam edilen başbakanları mı ararsın? İman dolu yüreğiyle, vatan sevgisinden dolayı değişik suikastlarla öldürülen VATANSEVERLERİ mi ararsın? Yüz Yıldır işlenen, kasıtlı ve maksatlı uygulamalar bu yüce milletin vicdanında bir sızı olarak duruyor.

Sayın dostlar, dış şer odakların, yerli temsilcisi olan TÜRETMELERE yaptırdıkları zulüm ve işkenceleri yazmakla, anlatmakla bitiremeyiz. O anlayışlara göre çağdaş uygarlığın yolu, şapka giymeden, ezanı Türkçeleştirmeden, kıyafeti açıp saçmadan, balodan, danstan, gece kulüplerinden, geçiyordu. Töreleri, gelenekleri, inançları, kısacası yaşayış şeklini, onlara göre ayarlamalıydık. Onların isteklerini yerine getirmeyen her kişi, çağ dışılıkla itham ediliyordu ve bu yüzden halkın yaşayış şeklini, batılının isteklerine göre düzenlemeliydik. “Ben nasıl istersem öyle yaşarım” diyen, her ırka, her renge ve her inanışa değişik baskılar uygulandı.

Sayın okuyucularım, şu son günlerde devletin özür dilemesi moda oldu. Rahmetle ve minnetle anılan Adnan Menderesin idamının yanlış olmasından dolayı verilen “iade-i itibardan” sonra, şimdide özür dileme faslı başladı. Hata yapıldığını anlamak ve itiraf etmek erdemlerin en büyüğüdür ve kendi özüne dönülen bu millet memnuniyet duymaktadır. Ancak bu özür dileme yüce milletin tümüne yapılmalıdır. Ancak o zaman belki vicdanlar rahatlayıp, yaralar kapanabilir..

Ve denmeli ki;

“Ey millet, bir asırdan beri ben seni adam yerine koymadım ve bu yüzden seni adam etmeye çalıştım. Ben devlet olarak, senin ne düşüneceğini, ne giyeceğini, ne yiyeceğini, neye ve nasıl inanacağını, nasıl okuyacağını, neyi-nasıl yapacağını, nasıl yaşayacağını bizzat ben belirledim ve sana dayattım. Zira seni rahat ve serbest bıraksaydım “ya davulcuya, ya zurnacıya” gideceğinden korktum. Yüz yıldır yaptığım baskı ve kastırmalara rağmen, sen ne benim dediğim gibi oldun ve nede kendin gibi kalabildin. İşin kötüsü de, beni şimdi sen tanıdın ve yakayı ele verdim. Artık bütün yaptığım zulümlerle sen benim ZALİM halini anladın. Sana bir asırdır uyguladığım ZALİMHANE tavırlarımla yüzleşme ve helalleşme zamanı geldi, hatta geçiyor bile. Biraz daha gecikir isem, sen beni boğazlayacaksın, ya da herkes birbirini suçlayacak. Ben de bu büyük vebalin altında kalacağım.

İyisi mi? Ben topyekûn milletimin aziz fertlerinin her bölümünden ve her birinden, teker teker ÖZÜR DİLİYORUM. Bundan sonra devlet devletliğini bilecek ve milletin özel hayatına, özel yaşayışına burnunu asla sokmayacak. Yüce milletin CÜCE DEVLETİ olmaz. Ben senin sayende YÜCE BİR DEVLETİM. Bu hususları noksansız uygulayacağıma devlet olarak taahhüt ediyorum ve senden tekrar helallik istiyorum” Diye beyanda bulunmalıdır. Belki o zaman yıllardan beri vicdanlarda açılan yaraların sızısı hafifleyebilir. Hoşça kalın.

İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Sitemizde yayınlanan haberlerin telif hakları gazete ve haber kaynaklarına aittir, haberleri kopyalamayınız.