Balıkesir Merhaba Gazetesi

Nerede Kalmıştık ?

Nerede Kalmıştık ?
Semra Firengiz
Semra Firengiz( semrafirengiz@gazetemerhaba.com )
162
25 Haziran 2020 - 7:53

“Allah’ın gör dediği yerden gör” demiştik. Bu aynı zamanda eğitimin tarifidir bir bakıma…

Hadi tarif edelim, eğitim nedir ? Bakalım ne diyeceksiniz ?

Ben size acı bir şey söyleyeyim mi ? Bu soruyu, şöyle mikrofonu uzatın doğudan batıya, – kuzeyden güneye, sıra sıra eğitimcilere sorun bakalım, kim doğru tarif yapacak size ! Bir çok, bir çok tarifler yaparlar … Ama şu tarifi duyacağınızı pek sanmam. Hani bizi yeryüzüne güzel iş yapmak ve hangimizin daha güzel iş yaptığını ayırt etmek için ölümü ve hayatı yaratan Rabb’imiz var ya ve bunun için dünyayı bir imtihan yeri yapmış ya … ( Mülk 2 )

İşte o imtihan gereği doğan her yavrunun fıtrat donanımını keşfedip ( yani insan yazılımını keşfedip ) Allah’ın razı olacağı bir amelle ailenin, okulun ve çevrenin failiyetler bütününün adıdır eğitim. Bizlere düşen görev insanın (yavrunun) fıtrat donanımında ki, (yazılımını) ölçüyü sıratı müstakim (Allah’ın ilkeler bütünü) doğrultusunda tutarak eğitmektir.

Öyleyse annenin görevi elinde ki yavruya Allah’ın bir emaneti olarak bakmak, Allah’ın gör dediği yerden görerek fıtrat donanımını doğru okumaktır. Babanın görevi de öyle…

Önünde “ahsen-i takvim” olarak gönderilmiş bu sevgi mahsülü varlığa – Allah rızası için – yine Allah’ın gör dediği yerden görerek – babalığın imkanlarını kullanmak – bu anlamlı yolculukta anneyi yalnız bırakmamaktır.

Ya öğretmen ? ” Oku, seni yaratan Rabb’in adıyla” ayetini hatırlayarak işe başlamak, elinde tuttuğu kalemin Allah’ın yeminle andığı; “satır satır yazan kaleme and olsun” diyerek ( Kalem 2 ) yücelttiği bir araç olduğunu bilmek. Kendisine emanet edilmiş fıtrat dokusunu doğru okuyarak, aynı şekilde sıratı müstakim üzerinde o yavruyu hazırlamak ve donatmak. Güzel iş yapan, görevine müdrik kullar ve bireyler olarak yetiştirmek.

Neymiş eğitim ? Fıtrat dokusunu – Allah’ın koymuş olduğu yazılımı – okumak, keşfetmek ve donatmaktır.

Allah’ın kitabını hiç okumamış ve anlamamış olanlar. Hatta o kitaba düşman olanlar, elinde ki öğrencinin fıtratını – yazılımını – nasıl doğru okuyabilirler ki ? Peki ya bundan habersiz anneler, babalar, eğitimciler ve cemiyetin diğer fertleri birbirleriyle nasıl uzlaşabilirler ? Aralarında bir amaç ve anlam birliği olmadan,  ellerinde ki en büyük cevheri nasıl işleyebilirler ?

Bizim ve insanlığın problemi budur bence … Heba edilmiş yetenekler ve değerlerle doludur etrafımız. Heba edilen yavrular, heba edilen evliliklerle beraber …

Şimdi anlatabildim mi ? Hala Alak suresinin ilk 5 ayetinden neden çıkamadığımı ” Oku seni yaratan Rabb’in adına ” derken acaba Allah’ımızın Rabb esması daha ilk ayette niçin anıldı dersiniz ? Neden başka bir esma değil de Rabb !

Çünkü Rabb; terbiye etmek, ıslah etmek, göz – kulak olmak, yetiştirmek, emek vermek demektir. Rabb ismi, hem Kur’an’ın nüzul sürecinde ilk geçen esma ismi, hem de musafın son suresinde ki son esma ismidir.

Arşın Rabbi kullarına verdiği emeği, kulları üzerinde görmek istemektedir. Bu nedenledir ki, “Hz insanın şeref ve haysiyetine yönelik her türlü saldırı arşın Rabb’inin emeğine hakarettir” der hocam.

” Oku Rabb’in insanı – alakadan – ( yapışıp ilişen bir sudan – embriyodan – sevgiden ) yarattı.

O Halde Sevgi Nedir ?

O sevgi ki, yaratılışın sırrı, varoluşun sebebidir… O, sevdiği için var etmiş, biz ise var olanı sevmişizdir. Sevginin kaynağı Allah’tır. Allah sevgisi sevginin zirvesidir. Allah’tan başkasını Allah’ı sever gibi sevmek, Allah’tan kopmak, hayattan kopmaktır. İnsan Allah’tan başkasına da sevgi besleyebilir. ” İnsanlar içerisinde Allah’tan başka bir takım varlıkları, Allah’a eş değer görüp, onları, Allah’ı seven gibi sevenler de var . Oysa ki iman etmiş olanların, Allah’a olan sevgileri, her şeyden daha güçlüdür.” ( Bakara 165 ) Sevgi insanı arttırır, nefret ise insanı bitirir. Çünkü insan sevgiden ibarettir.

Sevgi ilgiden ibarettir, ilgi ikramdan ibarettir.

Hayat ikramlarla dolu bir servettir.

Bu ikramların sahibi, sahibimiz ve terbiyecimiz olan Rabb’dır !

Peki sevgiyi anlatmaya kelimeler yeter mi ? Bu kelimenin kapsama alanı ne kadardır ? Nereden başlayalım ! Bütün edebiyat ve psikoloji dersleri, romanlar, hikayeler, anılar … Leyla ve Mecnunlar – Ferhat ile Şirinler – Mem u Zin’ler neyi anlatır bizlere …..

Sevgiyi anlatmak için başka bir test yapalım isterseniz ?

Kalbimize dokunalım bir an, Onun gıdası nedir? Sevgi değil midir? Evet sevgidir diyorsunuz, biliyorum …

Kalpte sevgi olmadan kendinizi nasıl hissediyorsunuz? Her gün yedikleriniz kalbinize gıda oluyor mu? Mide açken kavrulur, ya kalbiniz acıkmışsa? Ona “yaren” nereden bulunur? İnsanın kalbiyle canı arasına giren Allah ( Enam 24 ) niçin bu kadar yakındır bize ! Niçin Allah, kalbimizle – ruhumuz, canımız – arasındadır. Çünkü o, el- vedut’tur da ondan.

Sevginin ve aşkın kaynağıdır O. Çünkü o aşkın bir varlıktır. Çünkü O, sevendir … Çünkü O, sevdirendir …

Yetmez … O el – Habir’dir… el – Basîr. es – Sem’i dir …  el Nasir’dir … Say sayabildiğin kadar … Kim dedi O’nun esması, isim sıfatı 99 diye … Sonsuz olanın – isim sıfatı – 99 olacak ! Öyle mi ? Güldürmeyin beni … 99 semboldür Sonsuzluğu simgeler … O’nun isim sıfatı da kendisi gibi sonsuzdur da, sen o kadar bilirsin …

O bizim bildiğimiz kadardır. Onun için Nebi’miz ” Rabbim, ben seni hakkıyla tenzih edemem, sen, seni övdüğün gibisin.” demiştir.

Çünkü herkes Rabb’ini (kabı) kadar anlayabilir.

Kelimeler de, Kur’anı Kerim’in harfleri de Söz Sultanı’nın tahtı ve kabıdır. Bizler kapta kalmayalım. O yüce kitabı sadece yüzünden değil, özünden okuyalım. Tekrar hatırlayalım.

İnsan kitabını, tabiat ve evren kitabını, tarih ve içtimai olaylar kitabını ve bize indirilenler içinde son ve en kapsamlı olan sürekli okunması ve anlaşılması emredilen, Peygamberimiz Hz. Muhammed ( çok hamd eden ) Mustafa’ya ( seçilmiş ) indirilen özel adı Kur’an olan ( müjde olan ) çok okunan demek olan Kur’an kitabını okumak, insan ve kul olmanın gereğidir. Kur’anı Kerim’de oku ve anla emri bütün farzların önünde ve üstünde ilk ve en önemli emirdir.

İbrahim suresi (24,25) bakınız bu yüce kitabı nasıl anlatıyor;

“Güzel söz ( Kur’an ve her güzel söz ) kökü yere sıkı sıkıya tutunmuş, dalları arş-ı alaya uzanmış sonsuz bir ağaca benzer ki Rabb’inin izni ile o ağaç meyvelerini hep verir, mütemadiyen verir.”

Çirkin söz ise ( batıl ve batıla dayalı her türlü çirkinlik ) kökleri toprağa alelade tutunmuş bir ağaca benzer ki, kendi başına ayakta duramayan bir ağaç gibidir. Onun meyveleri hiç olmaz.

Allah, inanıp güvenen kimseleri; sabır ve sağlam bir sözle, hem dünyada hem ahirette sapa sağlam dim dik ayakta tutar… Dolayısıyla güzel söz ağacına tutunanlar, yani Allah’ın ipine tutunanlar Allah’ın boyasıyla boyananlar Dünya’da ve ahirette hüsrana uğramazlar. Hüsrana uğramayanlar olmamız dileklerimle şu dörtlüğüm bugün ki yazımın sonu olsun …

 

Yüce Kur’an

İçimde ki ağacın kök salmış damarısın…

Hayatımın özüne ruh veren pınarısın…

Senden gayrı kimseyi gönül niçin arasın !

Yüce Kur’an, sen bana “peygamber mirasısın.”

 

Selam ve dua ile devam edecek.

Semra Firengiz

 

Sitemizde yayınlanan haberlerin telif hakları gazete ve haber kaynaklarına aittir, haberleri kopyalamayınız.