Notice: Trying to get property 'display_name' of non-object in /home/merhaba/public_html/wp-content/plugins/wordpress-seo/src/generators/schema/article.php on line 52

Balıkesir Merhaba Gazetesi

OSMANLI İNSANIN DURUŞU

OSMANLI İNSANIN DURUŞU
02 Mart 2015 - 0:04

Genel

Osmanlı insanın nezaketi, terbiyesi, edebi ve ahlakında bir güzellik ve incelik vardı. Osmanlı insanını hemen hemen her alanda ve hemen hemen her anlamda cihan örneği yapan bir sadelik ve de, bu sadelik içinde saklı sırlar vardı. Bu incelik ve sır kuvvetli imanı ve insan olma hasleti içinde yatardı.

Yer küreden ne bir tek Osmanlı devleti gelip geçti, ne de bir tek Osmanlı insanı tipi. Bu yer küre, firavunları da gördü, nemrutların hayatını da tanıdı, Mevlanaların, Yunus Emrelerin, Ahmet Yesevi’lerin hayatından da tat aldı. Fakat şu yaşadığımız zamanda ve mekânda hayat biraz başkalaştı. Bu kadar bolluk ve imkânlar içinde pek mutlu olamıyoruz. Geçmiş tarihimizdeki İZ’lere dönüp bakamıyoruz. Gelecekte parlak hedefler aramıyoruz. Kendi nefsimizi, yine kendimiz pek sorgulamıyoruz. Her aile ve her birey, beton yığını içindeki bir odaya çekilmiş ekranlardaki dizileri ve eğlenceleri seyrediyor. Aile ve toplum dışına çıkanlar, yapay eğlence yerlerinde mutluluk ve huzur soruyor. Doğa içine çıkıp, ağaçlara, çiçeklere, gökyüzündeki bulutlara, havaya ve suya bakıp, “oh beee” diye koca bir soluk atamıyoruz.

İşte cemreler düşmeye başladı. Hava su, toprak yavaş yavaş ısınmaya yüz tuttu. Doğada, kuşlarda, ağaçlarda ve toprakta hareketlilik görülüyor. Güneş eskisi gibi puslu değil. Bulutlar kara kara dönmüyor. Kuşlar, hayvanlar, sular eskisi gibi soğuk ve boğuk ses çıkarmıyor. Yer küredeki ısınma ve hareketlilik kalplere de geliyor.

Osmanlının YÜREK İNSANININ sıcaklığı buram buram bağrımızda kokuyor. Hele bir kendimizi, nefsimizi, alıp verdiğimiz nefesimizi bir yoklayalım. Kibir’i, kin duymayı HIRSLI yaşamayı bir atalım. Duygular, düşünceler, meşgalelerde hep güzellik olsun.

Osmanlı insanı, yüreğindeki güzellikleri tabiatın ve çevresinin içinde de arardı. Cami ve oda dedikleri toplantı salonlarının önünde SADAKA taşları vardı. Evlerin önündeki sundurmalar üzerinden, sarmaşıklar, hanım elleri, leylak çiçekleri sarkardı. Nefeslerdeki güzel kokular bu çiçeklerle beraber kalplere kadar sızardı. Evlerin dış kapıları bile hep kıbleye bakardı. Kısacası dostlar,  ciğerimizden gelen seslerde hep güzellik ve DUA vardı.

Osmanlı insanının giydikleri temiz, yedikleri leziz, konuştukları lekesiz, alış verişi hilesizdi. Hal ve tavırlarında büyük bir asalet, yüzlerinde tatlı bir tebessüm, hareketlerinde sükûnet, kelimelerinde nezaket vardı. Sohbetlerdeki dil hoş ve ahenkli, sohbet edenlerin ifadeleri veciz, telaffuzları ter temizdi. Tebessümlerinde incelik, el ve yüz hareketlerine nuranilik hâkimdi. Sadelik içinde GÖRKEM, sükûnet içinde İHTİŞAM, bakış içinde NARİNLİK, tahakküm etmeyen bir YARENLİK, alabildiğine geniş bir sabır ve dayanma gücü mevcuttu. İşlerinde, aşklarında sonsuz bir teşebbüs yeteneği, bölgelere ve kötü görünümlere uymaktan çok, çevreyi kendine uydurma kabiliyeti mevcuttu. Kısacası dostlar, Osmanlı zevk almayı, sevgi salmayı ve ahlaklı olmayı doya doya yaşardı.

Mutlakıyet, meşrutiyet, cumhuriyet derken başka İZİM’leri ve İZ’leri izlemeye başladık. Takılıp, tökezleyip, yaralandık, berelendik. Oligarşi, monarşi derken, ANARŞİ içinde korku ile yaşamaya daldık. Her gün biraz daha, nezaket, nezafet, nefaset gibi güzellikler hayatımızdan çıktı. Yerine CEHALET kelimesi ile ifade edilen, hakaret, ürkeklik, korkaklık, kabalık, laubalilik, lakaytlık geldi. Bizi, BİZ olmaktan kopardılar. Özetler isek, kaybettiklerimizin içinde kaybolduk. Hoşça kalın.

İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Sitemizde yayınlanan haberlerin telif hakları gazete ve haber kaynaklarına aittir, haberleri kopyalamayınız.