Balıkesir Merhaba Gazetesi

SOFRADA YERİ ÖKÜZÜMÜZDEN SONRA GELEN…

SOFRADA YERİ ÖKÜZÜMÜZDEN SONRA GELEN…
NİHAN MERVE YILMAZ
NİHAN MERVE YILMAZ( [email protected] )
93
08 Haziran 2019 - 12:39

 

Sıcacık bir yaz ayında doğru kadın.Anne ve babasının kaybettiği oğullarından sonraki gözbebekleriydi. Cin gibi bakışları ve duru güzelliği ile hayatı en güzel yanı gibiydi. Büyüdü. Büyüdükçe öğrendi. İnsanları, hayvanları, bitkileri ve hayatı sevdi.

Daha küçücük yaşında gittiği Almanya’da su gibi Almanca konuşmayı öğrendi. Ailesiyle birlikte Türkiye’ye döndüğünde ise hayatında gördüğü ilk ilgiyi ve sevgiyi aşk sandı. Lisedeydi, en çılgın çağları tabi.

**

Sonra üniversiteyi kazandı kadın. İstanbul’da en iyi üniversitelerden birinde hukuk okuyacaktı. En büyük hayaliydi. Ailesine dahi karşı çıktı ve hayallerinin peşinden koştu. Ama lisede tanıştığı ve adına aşk dediği o duygu onu burada da bırakmamıştı.

**

Üniversitenin en başarılı öğrencisiyken ve asistanlık teklifleri alırken kadın evlendi. Lisede gördüğü ilk adamla. Hayata aynı pencereden bakmıyorlardı. Kadın çok okurdu, adına aşk dediği kişi ise okumaktan nefret ederdi. Kadın hayatı severdi. O kişi hayatla sürekli savaş halindeydi. Kadın merhametliydi. Karşısındaki ise alabildiğine gaddar.

**

Sonra ne mi oldu? Kadının ilk bebeği oldu. Evliliğinin ikinci ayında yediği tokatın izi hala yüzündeyken, “Belki düzelir” dedi. “Boşanırsam aileme ne derim?” dedi. “Toplum ne der?” dedi. Daha ilk aylarında istemediği bu evliliği sürdürdü. İkinci çocuğuna hamileydi. Üzülüyordu. Doğurmamalıydı. Ama kıyamadı. Minicik canı bedeninden sökmek istemedi. Çalıştı, didindi, çocukları için dayandı.

**

Kadının evlendiği erkek çalışmıyordu. Üstelik hem çalışan, hem çocuklarını büyüten hem de evin idaresi kendisinde olan kadına eziyet ediyor, ailesiyle birlikte üstüne geliyordu. Kadın tüm eziyetlere dayanamayıp boşanmak istedi. Bunu ailesine söyledi. Bu defa ise onlar karşı çıktılar. Kadın çaresiz kaldı ve yaşamına devam etti. Acı içinde. Çünkü her geçen gün şiddetin dozu artıyor, kadının ise özgüveni yok oluyordu.

**

Üçüncü çocuk doğdu. Bebeğini hastanede dünyaya getirdiğinde yalnızdı. Tatile gittiklerinde ve iki çocuğunun gözü önünde bayıldığında yalnızdı. Yaşadığı şiddet dolu günlerin ardından hep yalnızdı. Sadece çocukları ve kendisi vardı.

**

Çocuklarını her zorluğa rağmen büyüten kadın, işine verdi kendini. Bu dünyada çocuklarından sonra en çok mutlu olduğu şey işiydi. Ve hala evli olduğu çocuklarının babası ise hala çalışmıyordu. Karısının üzerine sigortalı olup oradan emekli olmanın hayallerini kuruyordu. Karısının unvanından faydalanıp toplumda yer edinmeye çalışıyordu.

**

Sonra ailenin minik bebeği doğru. Bembeyaz, dünya tatlısı bir çocuktu. En büyük ablası ile arasında 15 yaş vardı. Bir anda ailenin göz bebeği oldu. Hayat onun için pamuklar mı sundu dersiniz? Elbette hayır. Hayatın en acımasız yüzünü bu küçük melek gördü. Babasının annesine yaptığı tüm eziyeti, insan üstü şiddetin hepsine tanık oldu. Korku dolu zamanlar yaşadı. Ruhunda derin yaralar açıldı. Annesi için günlerce ağladı. Kadın artık dayanamayacağını anladı. Küçük yavrusu için herşeyi göze aldı ve evden ayrıldı. Boşanma davası açtı.

**

Peki kadın artık huzurlu muydu? Burası Türkiye….  Nazım Hikmet’in dediği gibi “Ve kadınlar bizim kadınlarımız:Korkunç ve mübarek elleri,İnce, küçük çeneleri, kocaman gözleriyle,Anamız, avradımız, yarimiz.Ve sanki hiç yaşamamış gibi ölen.Ve soframızdaki yeri,Öküzümüzden sonra gelen…” kadınlarımız…

**

Boşanmak isteyen kadını kocası çocuğunu göstermemekle tehdit etti. Türlü iftiraları attı.Mesleğini elinden almakla tehdit etti. Nasıl olsa çalışmıyordu. Bütün bunlarla uğraşacak vakti vardı. Kadın ise çocuklarına bakmak ve hayatta kalmak adına hem çalışıyor hem de tüm bu saldırılarla başa çıkmak zorundaydı. Ama kadın hukuka, adalete güveniyordu.

**

Gelgelelim yine bir “KADIN” olan boşanma davası hakimi verdiği kararlarla ülkede kadına verilen değeri yeniden sorgulatıyordu. Kadının elinden 8 yaşında minicik yavrusunu alıp, çalışmayan, gözleri önünde annesine şiddet uygulayan, eziyet eden bu kişiye veriyordu. Kadın belirlenen yasal sürelerde dahi çocuğunu göremiyordu. Sağlığından ve hatta yaşamından dahi endişe ettiği minik yavrusundan aylarca ayrı kalan kadına saldırıları süren bu şahıs hayatını mutlu mesut sürdürürken, kadın hala mücadelesini sürdürdü

**

Bu hikaye gerçek ve yaşanmıştır. Nevin gibi Şule Çet gibi Özgecan gibi Ecrin, Eylül gibi…

 

Sitemizde yayınlanan haberlerin telif hakları gazete ve haber kaynaklarına aittir, haberleri kopyalamayınız.