Balıkesir Merhaba Gazetesi

Su Kıtlığının Kıyısında

Su Kıtlığının Kıyısında
Demet Tok( demettok@gazetemerhaba.com )
07 Nisan 2022 - 7:51

Su Kıtlığının Kıyısında

 

Kısa bir süre de olsa yapılan zaruri kesintiler sonucu yaşanılan “susuzluk” stresinin karşısında, Afrika’da hala kadınların ve çocukların her gün altı kilometre yürüyerek evlerine su taşımak zorunda olmalarına, şanssızlık mı yoksa adaletsizlik mi diyeyim bilemedim. “Şartların adil olmadığı bir sistemde, tüketilen hiçbir gereksinim hatta insan hakları da dâhil olmak üzere zaten eşit değil ki” diyeceksiniz şimdi. Haklısınız da. Ancak temiz ve içilebilir suya erişimin, temel yaşam hakkı olması onu diğerlerinden farklı kılıyor diye düşünüyorum. Hoş hızla artan küresel bilinçsiz tüketimin yarattığı su kıtlığının da kıyısındayız artık.

Suyun, yaşamın vazgeçilmez sınırlı bir doğal kaynak ve yerini hiçbir şeyin ikame edemeyecek olduğunu ya unuttuk ya da önemsemiyoruz, değerinden çok çok ucuz olduğu için sanırım. Acaba “sudan ucuz, sudan bahane, havadan sudan” gibi deyimleri sık kullanıyor olmamızın, bilinçaltı bir etkisi olmuş mudur toplum olarak tüketim alışkanlığımızda? Çünkü olası kuraklığa dikkat çekmek için zaman zaman yapılan uyarıların, pek de olumlu dönüş sağlamadığı belirtiliyor.

Yarı kurak bir iklime sahip olan ülkemizde henüz sorun yok gibi görünse de, ileride susuzluğun yaratacağı sorunları göz ardı edecek durumda da olmadığımızı anlıyorum yapılan çalışmaların sonucundan. İTÜ’nün yaptığı araştırmaya göre, ülkemizde suyun  %76’sı tarım, %14’ü içme ve  %10’u sanayide tüketiliyormuş. Bilinçsiz kullanımın yaratacağı sorunlarla birlikte, ülkemizin su sıkıntısı çeken ülkeler arasında olduğuna ve aynı su havzalarından faydalanan bazı ülkeler arasında çıkan savaşın altında yatan asıl nedenin, su sorunu olduğuna da değinilmiş bu araştırma raporunda. Doğrudan ya da dolaylı yoldan, her bir bireyin tükettiği su miktarı olan “su ayak izi” farkındalığı için her yıl 22 Mart, BM tarafından Dünya Su Günü olarak kutlanıyor.

Dünya ülkelerinin üçte birinin suya erişiminin olmaması veya çok kısıtlı olması, dünya nüfusunun %18’inin temiz suya ulaşamıyor olması, artan nüfusla birlikte su kaynaklarının kirlenmesi ve azalması ile göç ve salgın hastalıklar gibi olumsuz etkilerin artması, bu konudaki duyarlılığın önemini vurgulamaya yetiyor aslında. Paylaştığım bilgilerin can sıkıcı olduğunun farkındayım hele de hayatında hiç su taşımak zorunda kalmayanlar için, su dediğin evlerde gürül gürül akar çeşmelerden. “Nerden gelir, nasıl gelir, sonsuz mudur?” diye düşünmek aklına bile gelmez insanın sarf ederken. Hatta geçici su kesintisinde bile, arıza giderilince tekrar akacak garantisinin rahatlığı vardır çoğumuzda.

Su sarfiyatına karşı oluşan hassasiyetimi, kızıma borçluyum diyebilirim. Çünkü taşınırken kırılacak eşyalarımı pek onaylamasam da kıyafetlerime sararak kolileyen ve teknik bir çalışma ile koli sayısını azaltmayı başaran kızıma, “neyse kolileri açtığımda yıkarım hepsini” deme gafletinde bulunmuştum. Bir bilim insanına hem de küresel bir sorun için böyle talihsiz bir açıklamada bulunmamın ceremesini, tam iki saat dinmeyen öfkesi ile verdiği su konferansını dinleyerek çekmiştim. O gün çok utandığımı hatırlıyorum, insanlık için hayati önemi olan ve hem de her eğitim sonrası TEMA Vakfının “kuraklık” ile ilgili hazırladığı videoyu öğrencilerine seyrettirip, suyun önemini vurgulayan bir kişi olarak. Bu farkındalık ve utanç beni öyle etkilemişti ki, kolilerden çıkan kıyafetlerimi birer kere giydikten sonra yıkamıştım, kızımın yanımda olmamasına rağmen.

Günlük kullanım da dâhil olmak üzere, bahçe sulaması, verandaların, balkonların ve halıların yıkanmasına, gelişen hassasiyetimle birlikte müdahale etmeye başladım etrafımdaki insanlara ister istemez. Belki kırmamak için bir şey söylemiyorlar ancak bozulduklarını da anlayabiliyorum, hararetle su savunması yapmamdan. Bir insan, bir insandır düşüncesiyle ne kadar fayda sağlar bilemem lakin yine de elimden ne geliyorsa yapmam gerektiğine inanıyorum, gelecekteki sorunsuz günlere katkım olsun diye. En azından önce kendim sonra çevrem ve dahi onların çevresi derken, “su ayak izimizi” ne kadar küçültürsek o kadar fayda sağlamış olabiliriz tatlı su kaynaklarına erişim sürekliliğine.

 

Demet TOK

Şair/Yazar

 

Sitemizde yayınlanan haberlerin telif hakları gazete ve haber kaynaklarına aittir, haberleri kopyalamayınız.