Balıkesir Merhaba Gazetesi

Yatağan

Yatağan
Onur Ayan( onurayan@hotmail.com )
12 Mayıs 2022 - 9:06

Yatağan

Muğla’nın 45 bin nüfuslu turizm ilçesi olmayan biraz kırsalda kalmış küçük ilçesi Yatağan’ı gezmeye gidiyoruz dediğimizde çevremizden “Muğla’nın turistik ilçeleri varken ne işiniz var orada” tepkileri aldık. Açıkçası bu tepkiler biraz da enerjimizi düşürdü. Âmâ biz Yatağan’ı gezmekten asla vazgeçmedik. Bu küçük ilçede de mutlaka gezilecek yerler vardır düşüncesiyle Yatağan’ı gezmeye ilk olarak en turistik yerinden “Aşıklar Kenti” adıyla efsane olmuş Stratonike Antik Kentinden başladık. İtiraf etmeliyim ki bugüne kadar gezdiğim ve etkilendiğim antik kentler arasında, Efes Harabelerinden sonra burası başı çeker. Muhteşem, büyüleyici kültürlerin üste üste geldiği bir alan burası. Daha 40-50 yıl öncesine kadar aslında halen yaşayan bir köymüş. Şuanda da bu alanda yaşayan 4 tane hane olduğunu öğrendim. İçeriye girerken sizi lahitlerin karşıladığı bir yoldan konakların olduğu bir köy meydanına çıkıyorsunuz. Bir tarafınızda 1000’lerce yıl önceden kalan sütunlar ve antik kent,diğer tarafınızda 100’lerce yıl önceden kalan Osmanlı Konakları ve hala ayakta durmaya çalışan 10’larca yıl öncenin Cumhuriyet dönemi sonrası kurulan köy evleri.

 

 

Hepsi bir arada adeta size tarih dersi veriyor. Tüm bu güzellikleri gezebileceğiniz çok geniş bir alan burası. Alanı yürüyerek geziyorsunuz. Yerel esnafın olduğu alanlarda dinlenip çay içereken bölge ile ilgili bilgiler almanız mümkün. Biz tam da böyle yaptık. Yorulup bir çay molası verdiğimiz yerde mekan sahibinin anlattığı Stratonike Kentinin efsanesi ile büyülendik. Neden buraya Aşıklar Kenti dendiğini o zaman anladık. Efsaneye göre o dönemlerde buranın başka bir adı varmış.Stratonike güzeller güzeli gencecik bir kızmış ve burayı yöneten kral ve oğlu Antonios bu kıza birbirlerinden habersiz aşık olmuşlar. Âmâ öyle böyle değil. Kendilerini yataklara atacak kadar aşık olmuşlar. Baba erken davranıp Stratonike’ye açılmış ve onu bir şekilde evlenmeye ikna etmiş. Bunu duyan oğlu Antonious bu duruma çok üzülmüş ama kimseye bişey diyememiş. Yemeden içmeden kesilmiş ve hasta olmuş. Hasta olduğunu gören baba kral ülkede ki tüm şifacılara haber salmış ve oğlunu iyileştirmelerini istemiş. Fakat hiç bir şifacı bu hastalığa şifa olamamış. Bu duruma üzülenlerden biri de Stratonike’ymış. Nede olsa annesi…Evladının bu durumunu bir de kendi gözleri ile görmek istemiş ve Antonious’u ziyarete gitmiş. Antonious karşısında Stratonike’yı görünce nabzı yükselmiş, yüzüne kan gelmiş heyecanlınmış ve hareketlenmiş. Etrafında buna şahit olan kralın şifacısı durumu anlamış. Hemen krala gidip gördüklerini anlatmış.

 

 

“Sizin oğlunuz Stratonike geldiğinde çok heyecanlandı yüzü güldü, oğlunuz karınıza aşık demiş.”Kral bu durumun doğruluğunu öğrenmek için hemen oğlunun yanına gitmiş ve oğlundan da bu durumu onaylatmış. Stratonike’nın da oğluna karşı gizliden gizliye bunca zaman sakladığı duyguları olduğunu öğrenince iyice üzülmüş ve sinirlenmiş. Bir tarafta çok sevdiği karısı Stratonike bir tarafta da çok sevdiği oğlu olan baba kendi kendine bir karar verip ikisini de huzuruna çağırtmış. “Sizi bir şartla affedip evlenmenize izin vereceğim demiş.”Bir daha asla benim gözüme gözükmeyeceksiniz. Bunun üzerine Stratonike ve Antonios Lagina Antik Kentine gidip kral ölene kadar orada inzivaya çekilip kimseyle görüşmeden yaşamışlar. Baba kralın ölümünden sonra kente dönen sevgililer, Antonios’un tahta çıkmasıyla şehri yeniden baştan başa inşa edip şehrin adını da Strotonike koymuşlar. İşte böyle bir hikayesi var bu antik kentin. Çaylarımızı içip hikayemizi dinledikten sonra kentten ayrılıp hikayede adı geçen Lagina kentini görmeye gidiyoruz. Burası Stratonike’ya yaklaşık 12 km uzaklıkta.Bu arada hem Stratonike hem de Lagina’yı gezmek için yarım gününüzü ayrımanız gerekiyor. Lagina Antik Kentinde de ayakta duran sütünları görebiliyorsunuz. Halen kazı çalışmaları devam ediyor. Bu bölgeye çok yakın olan Osman Hamdi Bey Konağı’na uğramadan burdan ayrılmıyoruz. Osman Hamdi Bey aslında bu kazılara başlayan bir arkeolog. Âmâ siz onu kaplumbağa terbiyecisi tablosu ile tanırsınız. Burada kazı çalışmaları yapmaya başlayınca kendine bu konağı almış ve bir yandan da resim çalışmalarına devam etmiş. Hatta o meşhur tabloyuda bu konakta yapmış. Kesinlikle görmeniz gereken bir konak. Milastan Yatağana geliyorsanız eğer yol boyunca tarihi kemer köprüleri göreceksiniz.

 

 

Tarihe meydan okuyarak günümüze kadar ulaşmış bu köprüler şuan restore edilmiş bir şekilde ziyaretçilerini karşılıyor.Bizler Yatağan’ı gezmeye devam ediyoruz.Ama henüz konaklama ile ilgili bir planımız yok.Daha doğrusu Yatağan’da konaklayacak sadece bir otel doluğunu duyduk.Alternatif bakıyoruz ama bulamıyoruz.Yatağan’ın güzel köylerini dolaşıyoruz.Şimdi ki durağımız doğanın içinde bir güzellik olan Küldağı köyü civarında ki Mavigöl.Buraya Mavigöl denmesinin sebebi ise Yatağan’da 35 yıldır faaliyet gösteren termik santralde elektrik üretmek için kullanılan kömürlerin kül halindeki atıklarının bu göle dökülmesi.Bu sebeple göl bazen yemyeşil oluyor bazen de turkuaz renginde.Göle girmek kesinlikle yasak.Çünkü suyu zehirli.Buraya geldiğinizde bol bol fotoğraf çektirip manzarayı izleyebilirsiniz.Muhtemelen yakında bu bölge turizme açılabilir.Mavigölden ayrılıp hepimizin özellikle Müzeyyen Senar’dan dinlediği “Ormancı” türküsünün ortaya çıktığı hatta türküde de adı geçen Belen Kahvesine gidiyoruz.Burada bu hikayeyi minyatürlerle anlatan bir de ufak müze var.Önce  müzeyi geziyoruz.Sonrasında türk kahvelerimizi söyleyip aynı türküde ki gibi ovaya bakarak manzara eşliğinde yduumluyoruz.Burdan ayrılmadan önce hatıra olması için etrafta ki yerel hediyelik eşya satan esnaftan magnetimizi de almayı ihmal etmiyoruz.Yavaş yavaş hava kararmaya başladı biran önce yemek yiyecek bri yer bulup sonrasında konaklama sorununu çözmemiz gerekiyor.Tavsiye üzerine buraya çok yakın bir yer olan Belen Değirmen Cafeye geçiyoruz burası dere kenarında otantik,yaklaşık 10 masalık çok şirin bir yer.

 

 

Yemekleri meşhurmuş.Biz burada saç kavurma yiyeceğiz.Hemen dere üzerinde birde tarihi köprü var.Yemeklerimizi beklerken Üç kemerli bu köprüyü seyre dalıyoruz. Yemekler bitti artık konaklayacağımız yeri bulmalıyız.Hesabımızı öderken yakınlarda bir köy pansiyonu olup olmadığını soruyoruz.Sanırım bugün şanslı günümüzdeyiz.Yaklaşık 10 km uzaklıkta bulunan Bozöyük köyünde Kaftanlı Konak isminde bir pansiyon buluyoruz.Konak yeni restore edilmiş.Gecelik oda fiyatında biraz pazarlık yaptıktan sonra 250 TL’ye odayı tutuyoruz.Yatağan bize harika sürprizler sunuyor.Konağın içi de dışı kadar güzel ve etkileyici.Tamamen otantik masa sandalye ve yataklarla döşenmiş, tahta kapılarıyla harika bir odamız var.Üstelik ısınması da şömineli.Odunlarımızı şömimeye atıp ısınıyor ve yorgunluğumuzu atıyoruz.Ertesi gün köyün tertemiz havasında dinlenmiş olarak kalkıp köyde bulunan pınarbaşı mevkinde dere kenarında kahvaltımızı yapıyor ve Yatağanda birkaç nokta daha gezmek için yola çıkıyoruz.Yatağan merkezde belediyenin restore ettiği ve şuanda Atatürk Kültür Evi olarak kullanılan konağı ziyaret edip merkeze çok yakın olan Dipsiz Çayında biraz soluk alıyoruz.Buranın doğası gerçekten çok güzel.Artık Yatağan’dan ayrılma vakti geldi.Yatağandan ayrılırken harika anılar biriktirdik.Açıkçası Yatağan bize sunduklarıyla bizi kendisine hayran bıraktı.Size tavsiyem mutlaka bu yazıdaki noktaları ziyaret etmek için bir haftasonunuz buraya ayırın.Kesinlikle pişman olmayacaksınız

 

Sitemizde yayınlanan haberlerin telif hakları gazete ve haber kaynaklarına aittir, haberleri kopyalamayınız.