Duygulu Eğitim Yaşatır; Bencillik Felakete Sürükler
Son günlerde Şanlıurfa ve Kahramanmaraş’ta yaşanan ve içimizi yakan hadiseler, acı bir gerçeği yeniden yüzümüze çarpıyor: Katliamlar çoğu zaman kalabalıkların değil, yalnızlaşmış ruhların eseridir. Toplumdan kopmuş, değerlerle bağı zayıflamış, empati duygusunu yitirmiş bireyler; kendi iç karanlıklarında kaybolarak geri dönüşü olmayan yıkımlara sürüklenebiliyor.
Tam da bu noktada şu soruyu sormak zorundayız: Eğitim neyi inşa ediyor?
John Dewey yıllar önce “Eğitim hayata hazırlık değildir; eğitim hayatın ta kendisidir” derken, aslında bugünü tarif ediyordu. Eğer eğitim hayatın kendisiyse; içinde merhamet yoksa, vicdan yoksa, birlikte yaşama kültürü yoksa… o hayat eksiktir, hatta tehlikelidir.
Bugün çocuklara bilgi yüklüyoruz; ama insan olmayı öğretmekte eksik kalıyoruz. Sınavlara hazırlanan ama hayata hazırlanamayan bir nesil yetiştiriyoruz. Oysa Dewey’in bir başka sözü, meselenin özünü çarpıcı biçimde ortaya koyuyor: “İnsanın kendisine önem verilmesi en büyük ihtiyacıdır.” Görülmeyen, duyulmayan, değersiz hisseden birey ya içine kapanır ya da içindeki öfkeyi dünyaya savurur.
Eğitimdeki bencilleşme bireysel bir kusur değildir; toplumsal bir çürümenin başlangıcıdır. Empati eksildikçe güven zedelenir. Dayanışma yerini acımasız rekabete bırakır. Paylaşımın yerini çıkarcılık alır. Böyle bir zeminde yetişen birey, başkasının acısını hissedemez hale gelir. Ve işte asıl tehlike burada başlar.
Bir zamanlar bu topraklarda başka bir eğitim ruhu filizlenmişti. Mustafa Kemal Atatürk’ün davetiyle Türkiye’ye gelen Dewey’in önerileri, Hasan Ali Yücel ve İsmail Hakkı Tonguç gibi isimlerin öncülüğünde hayata geçirilmişti. O anlayışın merkezinde sadece bilgi yoktu; üretim, sorumluluk, dayanışma ve insanlık vardı. Eğitim, bireyi toplumdan koparan değil, topluma kazandıran bir köprüydü.
Bugün ise yeniden düşünmenin eşiğindeyiz: Başarılı bireyler mi yetiştiriyoruz, yoksa iyi insanlar mı?
Çünkü unutulmamalıdır; “Bugünün çocuklarını dünün yöntemleriyle eğitirsek, yarınlarından çalarız.” Ama asıl kayıp şudur: Eğer onları duygudan, vicdandan ve sorumluluktan mahrum bırakırsak, sadece bireyleri değil, toplumun geleceğini de karartırız.
Çözüm karmaşık değil, ama cesaret ister. Çocuğu merkeze alan, onun sadece zihnini değil kalbini de eğiten bir sistem… Rekabet yerine dayanışmayı, bencillik yerine paylaşmayı, kayıtsızlık yerine sorumluluğu öğreten bir yaklaşım…
Çünkü eğitim bir tercih değil, bir kaderdir.
Ve o kader ya insanı yaşatır…
ya da sessizce bir çöküşü hazırlar