Suskunluğun Çığlığı
Dünya yine sessiz.
Toprak yine kan kokuyor.
Ve bir kez daha en çok çocukların adı yazılıyor mezar taşlarına…
İran’ın Minab kentinde bir kız okuluna yapılan saldırıda 168 öğrenci hayatını kaybetti. Patlama anında okulda 170 çocuk vardı. Tabutlar sokaklardan geçti, binlerce insan gözyaşlarıyla yürüdü. Mesud Pezeşkiyan, bu acının ülke hafızasına silinmeyecek şekilde kazındığını söyledi. Birleşmiş Milletler soruşturma çağrısı yaptı. Suçlamalar havada uçuştu.
Ama dünya… suskun.
Müslüman geçinenler suskun.
İnsan hakları nutukları atanlar suskun.
Çocukların kanı üzerinden siyaset yapanlar suskun.
Bu sessizlik, en az patlama kadar ağır.
Yıllar önce bir sosyal demokrat politikacı, büyük usta Yaşar Kemal’e milletvekilliği teklif eder.
“Gelin sizi önce milletvekili, sonra kültür bakanı yapalım” der.
Yaşar Kemal gülümser:
“Bu halk beni seçmez, bana oy vermez.”
“Neden?” diye sorarlar.
Ve o acı gerçeği söyler:
“Ben bu halka hiçbir kötülük yapmadım ki beni seçsinler…”
Ne sömürmüş,
ne hakaret etmiş,
ne ekmeğiyle oynamış,
ne geleceğini karartmış…
Bugün bu sözler daha yakıcı değil mi?
Çocuklar ölürken susanlar,
yoksulluk karşısında kalem oynatmayanlar,
adaletsizliği görmezden gelenler…
Yaşar Kemal bir başka sözünde der ki:
“Bir ülkede yoksulluk varsa, onu yazmayan yazar, yazar değildir; insan bile olamaz.”
Peki bir ülkede çocuklar ölüyorsa?
Bir ülkede kız öğrenciler toplu halde toprağa veriliyorsa?
Bir ülkede annelerin ağıtları göğe yükseliyorsa?
Susmak neyin göstergesidir?

İnsan güzel bir yaratıktır derdi Yaşar Kemal.
Ağlayan…
Gülen…
Seven…
Hele de seven…
Ama seven insan, başkasının çocuğuna kıyıldığında da yanar.
Seven insan, sınırların arkasına saklanmaz.
Seven insan, “bana dokunmayan yılan” demez.
Minab’da ölen 168 kız çocuğu sadece İran’ın değil, insanlığın evlatlarıydı.
Onların saçlarına takılan tokalar, defter kenarlarına çizdikleri hayaller, yarım kalan cümleleri…
Dünya bunları da duyuyor mu?
Yoksa sadece güç dengelerini mi hesaplıyor?
Bu köşe yazısını kaleme alırken bir soru zihnimi kemiriyor:
Çocukların öldüğü bir çağda, susanların vicdanı gerçekten yaşıyor mu?
Belki de asıl korkutucu olan patlamalar değil…
Onlardan sonra gelen o derin, ürkütücü sessizliktir.