Vefanın, İlkenin ve Onurun Adı: Ali Şayakçı
Bazı insanlar vardı…
Onlarla aynı şehirde yaşarken fark edilmezdi. Gittiklerinde ise bir kentin neden eksildiği yavaş yavaş anlaşılırdı.
Balıkesir’de Ali Şayakçı böyle bir insandı.

O, yalnızca sanayi kuran, fabrika açan bir iş insanı değildi.
Kazancın bir ahlakı olduğuna inanan, bağışın bile niyetle anlam kazandığını bilen bir ilke adamıydı. Ve yeri geldiğinde, rütbenin karşısına vicdanını koyabilecek kadar da cesurdu.
12 Eylül sonrasının Türkiye’si…
Devlet yeniden şekilleniyor, öğretmen evleri, polis evleri hızla yaygınlaştırılıyordu. O yıllarda “itiraz” kelimesi pek sevilmezdi. Alışkanlıklar vardı, refleksler vardı. Ama Ali Şayakçı’nın da vazgeçmediği ilkeleri vardı.

Madencilikten sanayiye uzanan girişimciliğiyle Türkiye’nin ilk granit fabrikasını kurmuştu. Kazancını başka şehirlere değil, Balıkesir’e yatırmıştı. O yatırımlardan biri de 200 öğrencinin barınması için yaptırdığı öğrenci yurduydu. Sessiz sedasız, gösterişsiz, ama sağlam bir niyetle…
Derken bir gün…
O yurdun öğrencilerden alınarak öğretmen evine dönüştürülmesi gündeme geldi.
Ali Şayakçı sessiz kalmadı.
“Nasıl olsa güçlüler” demedi.
“Devlet ne derse o olur” diyerek boyun eğmedi.
Öğretmen Evi açılışı için Balıkesir’e gelen Ege Bölgesi Sıkıyönetim Komutanı Orgeneral Süreyya Yüksek’e bir mektup yazdı. Bu mektup gazeteci Macit Ermiş aracılığıyla kamuoyuna ulaştı. Ama asıl etkisini, açılış öncesi yaşanan o an gösterdi.
Orgeneral Yüksek, mektubu yüksek sesle okudu.
Sonra dönemin Valisi Fikret Turgut Sayın’a döndü ve net konuştu:
“Bu bina Ali Şayakçı tarafından öğrenci yurdu olarak yaptırılmıştır.
Öğretmen evi olmasına rızası yoktur.
Burası boşaltılsın.
Milli Eğitim Bakanlığı öğretmen evi yapmak istiyorsa kendisi yaptırsın.
Bu bina öğrenci yurdu olarak devam etsin.”
O an, Balıkesir’de nadir görülen bir şey yaşandı.
Makam değil, niyet kazandı.
Güç değil, emanet konuştu.

Evet, yıllar sonra Ali Hikmet Paşa Caddesi’ndeki yapı öğretmen evi olarak hizmet vermeye devam etti. Sonrasında ikinci öğretmen evi de yapıldı. Ama Ali Şayakçı’nın o mektubu, bugün hâlâ ayakta. Bir bina gibi değil; bir ahlak belgesi gibi.
Çünkü mesele hiçbir zaman bina değildi.
Mesele emanete sadakatti.
Ali Şayakçı hayatı boyunca ticarette dürüstlüğü, yaşamda mütevazılığı, paylaşmada ise cömertliği ilke edindi. Yardımını duyurmadı, iyiliğini vitrine koymadı. Kazanırken unutmayan, paylaşırken incitmeyen bir gönül insanıydı.
Bu ailede eğitim bir mirastı. Balıkesir Lisesi’nin efsane tarih öğretmeni Nezihe Şayakçı’dan, Celal Bayar’ın Balıkesir ziyaretinde çekilen o anlamlı fotoğrafa uzanan bir kamu ahlakı geleneği vardı bu soyadında.
Bugün Balıkesir, Ali Şayakçı’yı bir sanayici olarak değil;
vefalı, ilkeli ve onurlu bir eğitim gönüllüsü olarak hatırlıyor.
Onun adı;
bağışta niyet,
hayatta ilke,
toplumsal hafızada ise vefa demektir.
Allah’tan rahmet; başta ailesi olmak üzere tüm yakınlarına ve Balıkesir iş dünyasına başsağlığı diliyorum.