Balıkesir’de Sabah, Çimenlerin Üstüne Sessizce İnerdi

Nursima Akyürek

Nursima Akyürek

Tüm Yazıları

Güneş daha tam yükselmeden, toprağın kokusu havaya karışır; serinlik, yeşilin içinden ağır ağır geçerdi. İşte böyle bir sabahta, aynı toprağın bağrında iki karahindiba yan yana duruyordu.

Biri sarıydı; canlı, neşeli, yeni açmıştı.
Onun adı Merhaba idi.

Diğeri beyazdı; olgun, sakin, rüzgârı bekliyordu.
Onun adı da Okur idi.

Merhaba, sabahları hep önce konuşurdu:

“Bugün Balıkesir’de kimler geçecek buradan acaba?”

Okur, ince sapını hafifçe sallardı.

“Belki işe yetişen biri, belki parkta yürüyen bir teyze, belki de sadece durup bize bakacak bir çocuk…”

Merhaba çok heyecanlıydı. Her şeyi merak ederdi. Çimlerin arasında gezinen böceği, uzaktan gelen martı sesini, sabah simitçisinin telaşını, bankta çay içen insanların konuşmalarını… Ona göre Balıkesir sadece bir şehir değildi; her köşesinde küçük hikâyeler saklayan kocaman bir mahalleydi.

Balıkesir’de Sabah, Çimenlerin Üstüne Sessizce İnerdiBir gün Merhaba, Okur’a sordu:

“Sen neden bu kadar sakinsin?”

Okur gülümsedi.

“Çünkü ben beklemeyi öğrendim. Her çiçek açmayı bilir Merhaba… Ama herkes savrulmanın da bir anlam taşıdığını bilmez.”

Merhaba bunu pek anlayamadı. O, sarı yapraklarıyla güneşe bakmayı seviyordu. Görünmeyi, parlamayı, dikkat çekmeyi seviyordu.

Tam o sırada küçük bir çocuk gelip önlerinde durdu. Önce Merhaba’ya baktı.

“Ne güzel,” dedi.

Sonra gözleri Okur’a kaydı. Beyaz, yuvarlak başını görünce yüzü daha da aydınlandı.

“Anne, bak! Dilek çiçeği…”

Çocuk, Okur’a usulca yaklaştı. Gözlerini kapattı. İçinden bir dilek tuttu. Belki annesi için, belki okulu için, belki de sadece mutlu bir gün için… Sonra derin bir nefes aldı ve üfledi.

Bir anda Okur’un beyaz taneleri havaya karıştı.

Merhaba şaşkınlıkla izledi.

“Okur!” diye seslendi.
“Gidiyor musun?”

Rüzgârın içinden yumuşak bir ses geldi:

Gitmiyorum Merhaba… Çoğalıyorum.

Beyaz taneler Balıkesir’in sabahına dağıldı. Kimi biraz öteye düştü, kimi taşın yanına kondu, kimi çimlerin arasına, kimi de belki başka bir bahçeye doğru yola çıktı.

Merhaba o an bir şeyi anladı.
Okur sadece duran bir çiçek değildi. O, bir dileğe dokunan, sonra da rüzgârla başka hayatlara karışan bir hatıraydı.

Akşam olunca park sessizleşti. Gün boyu düşündü Merhaba. Sonra başını göğe kaldırıp fısıldadı:

“Demek senin adın boşuna Okur değilmiş… Sen gerçekten insanın içinden geçenleri okuyormuşsun.”

Rüzgâr hafifçe esti. Sanki uzaktan bir cevap taşıdı:

Senin adın da boşuna Merhaba değil.

Çünkü her yeni gün, önce senin gibi başlar…”

O günden sonra Balıkesir’in o küçük yeşilliğinde biri yeni başlangıçları, diğeri derin anlamları hatırlattı.
Merhaba, hayata açılan ilk sıcak söz oldu.
Okur ise o sözün kalpte bıraktığı iz.

Ve o çimenlerin arasında, kimsenin fark etmediği kadar küçük ama hissedildiği kadar büyük bir hikâye büyüdü:

Balıkesir’de bazen bir çiçek sadece çiçek değildir.
Biri Merhaba der,
diğeri onu Okur.

dilek çiçek güneş çimen balıkesir