Ünlüler Yazdı, Kitaplar Çıktı, Ödüller Alındı…

Semra Aman Akyürek

Semra Aman Akyürek

Tüm Yazıları

Önce şuradan başlayalım:

Balıkesir için yazılar yazıldı.
Kitaplar çıkarıldı.
Bazıları ödüller aldı.
Bazıları “iyi niyetli tanıtım” diye sunuldu.

Ama sonuç ortada:

Günlük reklam etkisi bile oluşmadı. Geçici podyum yürüyüşünde gördük birilerini…
Kalıcı bir bilinirlik sağlandı mı ? Sağlanamadı.

Peki neden?

Çünkü Balıkesir’i anlatmanın yolu, Balıkesir’i ünlülerin sırtına yüklemek değil.
Bir şehir, dışarıdan gelen isimlerle parlatılmaya çalışıldığında
ışıltı kısa sürer.
Bir fotoğraf çekilir, bir lansman yapılır, bir ödül alınır…
Sonra biter.

“Bir oda geldi geçti” dedirten tam da budur.

Şehir neden sahip çıkmaz, biliyor musunuz?
Çünkü şehirli kendini o hikâyenin içinde görmez.

Balıkesir, süreklilik arz edecek bir gündemi

kendi basınından,
kendi akademisyenlerinden,
kendi üreticisinden,
kendi mutfağından,
kendi pazarından
beslemeden anlatılmaya çalışıldı.

Oysa bilinirlik bir kampanya değil, alışkanlıktır.
Bir afiş değil, sürekliliktir.
Bir kitap değil, devam eden bir anlatıdır.

Balıkesir’in peyniri yazıldı.

Ama peyniri üreten köylü o metnin neresindeydi?
Mutfağı anlatıldı.
Ama mutfağı yaşayan şehirli o anlatıya ne kadar dâhildi?

Şehrin elini,
şehirlinin elinden bırakıp
uzaklarda “birileri anlatsın” diye beklediğinizde
gelen de gider.

Çünkü dışarıdan gelen anlatı,
şehirlinin gündelik hayatına değmiyorsa
orada kalmaz.

Balıkesir’i anlatmak;

Balıkesir’i başkasına emanet etmek değildir.
Balıkesir’i anlatmak;
şehrin kendi sesini çoğaltmaktır.

Yerel basınla,
yerel akademiyle,
yerel üreticiyle,
yerel mutfakla…

Aksi hâlde ne olur?
Kitaplar çıkar.
Ödüller alınır.
Ama şehir hâlâ sorar:

“Beni kim anlatıyor ve kimin için?”

Kalem güçlüdür.
Ama bir şehri büyüten şey
kimin yazdığı değil,
kimin sahiplendiğidir.

odul ünlüler balıkesir peynir