Porselen Bardak Kimin Sandın?
Bir hikaye daha anlatalım dedim bugün ….Bir zamanlar makam odalarının kapıları kendiliğinden açılırdı.
Bugün ise kapıda güvenlik kartı soruyor.
Eski bir bakan, bir konferansta kürsüye çıkıyor.
Elinde sıradan bir kâğıt kahve bardağı var.
Konuşmaya başlıyor ama belli ki aklı başka yerde…
Bir yudum alıyor, bardağa bakıyor ve salona dönüp soruyor:
“Biliyor musunuz ne düşünüyorum?”
Geçen yıl aynı salondaymış.
Aynı kürsü.
Aynı konferans.
Ama bir farkla…
O zaman bakandı.
Uçağı business class.
Havalimanında limuzin, eskort araçlar…
Otelin kapısında müdür karşılıyor, kral dairesi hazır.
Sabah lobide heyet bekliyor.
Salona özel kapıdan alınıyor.
Bekleme odasında porselen bardakta kahve…
Ve ön sırada ayrılmış koltuk.
Duruyor, salona bakıyor, gülümsüyor.
“Bu yıl bakan değilim” diyor.
Bu kez bileti kendi almış.
Havalimanında kimse yok.
Otele taksiyle gitmiş.
Odana kendin çıkıyorsun.
Sabah yine taksi…
Kapıda güvenlik, kimlik kontrolü, liste teyidi…
Kahve mi istedin?
Makine dışarıda.
Kendin dolduruyorsun.
İşte o an elindeki kâğıt bardağı kaldırıyor:
“Geçen yıl bana porselen bardak verilmedi,” diyor.
“Makamıma verildi.
Benim asıl bardağım bu.”
Salon gülüyor, alkışlıyor.
Ama asıl ders alkıştan sonra geliyor:
“Size yapılan övgüler, ilgi, ayrıcalıklar…
Hepsi siz olduğunuz için değil,
olduğunuz şey için.
Rütbe gider.
Rol biter.
Makam boşalır.
Ve bilin ki bir gün…
Porselen bardak bile halefinize verilir.”
Not:
Bu hikâyeyi okurken elinizdeki bardağa bir bakın.
Porselen mi?
Kâğıt mı?
Cevap, kim olduğunuzu değil…
nerede durduğunuzu anlatır.