Balıkesir Merhaba Gazetesi

İstiaze ve Besmele

İstiaze ve Besmele
Fahri Sağlık( fahrisaglik@gazetemerhaba.com )
15 Kasım 2021 - 8:50

İstiaze ve Besmele

“Eûzü” veya “istiâze” diye bilinen cümle, bizim bildiğimiz şekliyle bir ayet olmadığı için Mushaf’a yazılmamıştır. “Kur’an okuyacağın vakit o kovulmuş şeytandan Allah’a sığın” (Nahl 16/98) buyurulduğu için Kur’an okumaya başlayanlar, besmeleden önce “eûzü…” ifadesini okumak suretiyle bu emri yerine getirmektedirler.

Şeytan, icra ettiği görevi gereği, Kur’an okuyan kişiyi, okuduğunu anlamaktan ve onunla amel etmekten vazgeçirmek için var gücüyle uğraşır, kişinin kalbine vesvese sokarak Kur’an üzerinde düşünmekten alıkoymaya çalışır. Şeytanın şerrinden Allah’a sığınmak anlamına gelen istiâze, Kur’an kıraatine zemin hazırlatmak için bir başlangıç cümlesidir. Böylece okuyucu samimi bir kalp ve berrak bir zihinle Kur’an’ı okumaya başlar. Besmeleyle ilgili olarak Hz. Peygamber (s.a.v.)’den pek çok rivayet gelmesi ve Tevbe Suresi hariç her sürenin başında zikredilmesi onun önemini vurgulamaktadır. Bundan dolayıdır ki o, bir anlamda Kur’an’ın özeti kabul edilmiştir. Besmele bir anlamda bütün peygamberleri ve kitapları birbirine bağlayan manevî bir bağ konumundadır.

“îstiâze” kelimesi lügatte “iltica”, “korunma” ve “sığınma” anlamlarına gelir. Günlük dilimizde “eûzü” olarak bilinir. Terim olarak ise; her türlü kötülükten korunabilmek için Allah’a sığınma ve Allah’ın yardım ve himayesini istemeyi ifade eder.

Kur’an-ı Kerim’i gerek sûre başından ve gerekse sûre ortasından okumaya başlarken, kıraat sesli olacaksa istiâze sesli, kırâat sessiz olacaksa istiâze sessiz olarak okunur. Bu konuda kırâat alimleri ittifak halindedir.

Kur’an-ı Kerim şeytandan herhangi bir kötülük düşüncesi geldiği zaman Allah’a sığınmamızı emreder. “Ne zaman şeytandan bir kötü düşünce seni dürtüklerse, Allah’a sığın; çünkü O işitendir, bilendir.” (A’raf 39/200.) “Kur’an okumak istediğin zaman kovulmuş şeytandan Allah’a sığın. Çünkü inananlara ve Rabbine dayananlara (karşı) o şeytanın bir egemenliği yoktur.” (Nahl 70/98-99) ayetlerinde, şeytanın bütün dürtüklemelerine karşı ve Kur’an tilavetine başlamadan önce Müminlerin Allah’a sığınmaları emredilmektedir. Bunun için Müminler Kur’an okumaya başlarken “Euzu billahi mi- ne’ş-şeytani’r-racim” “Kovulmuş olan şeytandan Allah’a sığınırım” cümlesini okumaktadırlar. Âlimlerin çoğuna göre ister namazda olsun isterse namazın dışında, Kur’an- ı Kerim okunacağı zaman istiâze müstehaptır.

Biz Müslümanlar hayırla neticelenmesi için yasaklanmış olan kötü ve çirkin işler dışındaki her işimize besmeleyle başlarız. Besmeleyi çeken kişi yaptığı işin cinsine uygun bir takdir yaparak örneğin; Allah’ın adı ile bu işe başlıyorum, (başlamak anlamında), O’nun adı ile yiyorum, O’nun adı ile okuyorum… Vb. anlamında “Bismillahirrahmanirrahim” der.

Kur’an dilinde rahmân sıfat-ismi sadece Allah’a mahsustur, başka hiçbir varlık için kullanılmamıştır. Rahmân “en uzak geçmişe doğru bütün yaratılmışlara sonsuz ve sınırsız lütuf, ihsan, rahmet bahşeden” demektir. Rahmân, rahmetiyle muamele ederken buna mazhar olan varlığın hak etmesine, lâyık olmasına bakmaz, bu sıfatın tecellisi yağmur gibi her şeyin üzerine yağar, güneş gibi her şeyi ısıtır ve aydınlatır. Rahîm “çok merhametli, rahmeti bol” demek olup bu sıfatla kullar da nitelenebilir. Allah’ın rahîm sıfat-ismi O’nun, daha ziyade kullarının gelecekte elde etmek üzere hak ettikleri, lâyık oldukları sınırsız rahmetini, lütuf ve merhametini ifade etmektedir. Peygamberimiz (s.a.s.) her hayırlı işe besmele ile başlanmasını tavsiye etmiş ve “Besmele ile başlanmayan her iş bereketsiz ve sonu güdüktür” buyurmuştur.

“Rahîm” ismi “rahman” ismine göre daha özeldir. Sadece iman edip salih amel işleyenlere, muttaki ve muhsinlere yöneliktir. Dünyada sadece müminlerin güzel amellerine sevap verir, ahiret nimetlerinden onları yararlandırır, onlardan razı olur ve onları cennetine koyar. Mümin olmayanlar, Allah’ın dünyadaki nimetlerinden yararlanırlarsa da ahiretteki nimetlerinden mahrum kalırlar.

İslâm öncesi dönemlerde, önemli işlerine Hıristiyanlar “Baba, oğul ve Kutsal Ruh” adına; Yahudiler, Hz. Süleyman geleneğini sürdürerek “Allah adı ile”; Müşrikler, taptıkları büyük putlarn adlarını söyleyerek “Lat Adına, Uzza Adına, Menat Adına” diyerek; Hanifler de “Bismikâllahümme” (Ey Allah’ım senin adın ile) diyerek başlarlardı. Müminler ilk indirilen Ayet-i kerime olan “Yaratan Rabbinin adı ile oku…” emri ile önemli her işe “Besmele” ile başlamayı genel bir ilke kabul etmişlerdi.

Kur’an-ı Kerimde Berâe ( Tevbe ) Suresi hariç her surenin başında besmele yazılıdır. Bu surede besmelenin bulunmayışının sırrıyla ilgili olarak îbn Abbas şöyle der: “Hz. Ali’ye Berâe Suresinde niçin besmele yazılmadı, diye sordum. Şöyle cevap verdi: Besmele bir güven verme ifadesidir. Halbuki Berâe Suresi bir savaş emri ile inmiştir, O’nda güven verme yoktur.” Besmelenin Kur’an’da bir ayet olduğu konusunda herkes hemfikirdir. Fakat sure başlarında yer alan besmeleler konusunda, bunların ait olduğu surenin bir ayeti olup olmadığı konusunda farklı görüşler ileri sürülmüştür. Kur’an’ı Berâe Suresinden okumaya başlayan birisi, sadece eûzü çekerek okumaya başlar. Enfal suresini bitirip Berae suresine devam edecek kişi ise eûzü- besmele çekmeden okumasını sürdürür.

Peygamberimiz (s.a.v.) her işine besmele ile başlamış, Müslümanların da böyle hareket etmesini tavsiye etmiştir. Besmele çeken insan hem Kur’an’dan bir ayet okumuş hem Allah’ın varlığını, birliğini, gücünü ve merhametini dile getirmiş, hem de kulluğunu ikrar etmiş ve başarısının ancak Allah’ın yardımı ile mümkün olabileceğini dile getirmiş ve Allah’tan yardım istemiş olur.

Fahri SAĞLIK

Emekli Müftü

 

 

Sitemizde yayınlanan haberlerin telif hakları gazete ve haber kaynaklarına aittir, haberleri kopyalamayınız.