Balıkesir Merhaba Gazetesi

Taassup

Taassup
Fahri Sağlık( fahrisaglik@gazetemerhaba.com )
26 Temmuz 2021 - 8:10

Taassup

Sözlükte bağnazlık, tutuculuk, körü körüne bağlılık anlamlarına gelen taassup, hayatın her alanında görülebileceği gibi daha ziyade kavmiyet, din, mezhep, ideoloji ve siyaset alanlarında tezahür eder. Zaman zaman şahısları putlaştırma şeklinde de gözükür. Müslüman muhafazakâr olur fakat mutaassıp olmaz. Dini, ahlâkî ve insani değerleri korumak, geçmişe saygılı olmak asla taassup değil hatta erdemdir. Eskiye ait her şey kötü değil, yeni olan her şey de iyi değildir. Asıl olan doğrunun, iyinin ve güzelin yanında olmaktır. Kur’an-ı Kerimde Müslümanlar şöyle tavsif edilir. “Onlar sözü dinlerler ve en güzeline tabi olurlar. İşte onlar Allah’ın kendilerini doğru yola ilettiği kimselerdir. İşte onlar aklı başında olanlardır.” (Zümer, 18)

Kur’an’ın en önemli hedeflerinden biri, insanı taklit ve taassuptan kurtarıp akıl, kalp ve duyu organlarını kullanmaya yönlendirmektir. Çünkü Allah insanı akletme, hissetme, düşünme ve doğruyu bulma kabiliyetinde yaratmıştır. Bu kabiliyeti bozmak, yani aklı kullanmamak, başkasının düşüncesiyle düşünmek, onun gözüyle görmek, toplum ve bireyler için tehlikeli sonuçlar doğurmaktadır.

Toplum içinde kamplaşmaların bir sebebi de taassuptur. Taassupla gözleri, kalpleri ve akılları perdelenenler sadece görmek istediklerini görürler, duymak istediklerine kulak verirler, başkalarıyla aralarına adeta demir perde çekerler. Taassubun belli bir dini, mezhebi, ırkı ve ideolojisi yoktur. Gerçeklere karşı gözlerini kapayan, kulaklarını tıkayan herkes mutaassıptır.

***

İnsanları gerçeğin terazisinde tartmak gerekir. Gerçeği insanların terazisinde değil. Kimin söylediğine değil, neyin söylendiğine bakmak gerekir. Doğruyu kim söylerse söylesin doğrudur. Eğriyi kim söylerse söylesin eğridir. Taassup gözlüğünü takanlar neyin söylendiğine değil, kimin söylediğine bakarlar.

“Akıl için yol birdir” derler. Evet, aklıselim, yani sevgi ve nefretin esiri, menfaat ve taassubun tutsağı olmayan akıl için bu doğrudur. Fakat duyguların tutsağı olan, başkalarına kiralanan akıl için bu geçerli değildir.

Başlangıçta “kabile taassubu” anlamında kullanılan asabiyet zamanla daha geniş bir etnik, dini ve siyasal içerik kazanarak din, düşünce, siyaset, milliyet gibi birçok alanda koyu bir muhafazakârlığı, değişik anlayışları aşağılayıp yok etme eğilimini, farklılıklara karşı katı bir hoşgörüsüzlüğü ifade eden bir terim haline gelmiştir.

Günümüzde taassubun dini alan yanında en çok siyasi alanda görüldüğü müşahede edilmektedir. Dedesi veya babasının partisini değiştirmeyi adeta dinini değiştirmek gibi görenlerin sayısı oldukça fazladır. Kur’an-ı kerim bu anlayış ve tutumu atalarının yanlış inançlarını ve hayat tarzlarını körü körüne sürdürerek hak dine karşı direnen inkârcıların tutumlarına benzeterek şiddetle reddeder.

***

Taassubun birçok sebebi vardır. Bunlardan bazılarını özetlemeye çalışalım:

Masumiyet İnancı: Rehber ve önder edinilen veya taklit edilen kişi, ekol ve şahsiyetleri masum görme inancı. Bu inanca sahip olan kişi lider, önder, başkan, şeyh, hoca efendi…vb. kişilerin söylediği her şeyi hak, ona uymayan her sözü batıl olarak kabul eder. Böyle bir inanç İslâm akidesine aykırıdır.

Bilgi Yetersizliği: Taassup cehaletin ürünüdür. Kör bir taklidi içinde barındırır. Yüce Rabbimizin, “De ki: ‘Hiç bilenlerle bilmeyenler bir olur mu?’ Ancak akıl sahipleri öğüt alırlar” (Zümer, 39/9) mealindeki ayeti, ilmin önemini vurgulamakta ve bilgisizliğin bir değer olmadığını ortaya koymaktadır. İnsan bilmediğinin düşmanıdır derler. Bu mutaassıp insanlar için geçerlidir. İnsan bilmediğini bilmelidir. Bilmediği halde bilgiçlik taslamak taassuptur.

Ehline Sormamak: Bir insanın, bilmediği bir konuyu, ehil olmayan kişilerden sorması ve onlardan aldığı cevaplara dayanarak, öğrendiklerinin doğruluğunu savunması, taassuba götüren bir yoldur. Bir ayette “Eğer bilmiyorsanız, ilim sahiplerine sorun” (Enbiya, 21/7) buyurularak, bilinmeyen her konunun, ayrıca uzmanından sorulup öğrenilmesi istenmektedir.

Kişinin Kendini Ölçü Alması: Bir insanın, yalnız kendi kafasına uyan bir görüşü hak, diğerlerini yanlış görmesi, bencillik duygusuna kapılarak kendini ölçü alması taassubun başka bir sebebidir. Kendisini hakkın ve doğrunun ölçüsü sayan bir kişi, bu dar görüşüne kapılarak daha da ileri gidip dini ölçüler koymaya çalışır. Sonuçta, Yüce Allah’ın, “(Ey Muhammed) De ki: ‘Siz Allah’a dininizi mi öğretiyorsunuz? Oysa Allah, göklerde ve yerde olan her şeyi bilir. Allah, her şeyi hakkıyla bilendir” (Hucurât, 49/16) anlamındaki ayette bildirdiği duruma düşer. Böyle bir anlayışın akla, dine ve ilme uyan bir tarafı yoktur.

Fahri SAĞLIK

Emekli Müftü

Sitemizde yayınlanan haberlerin telif hakları gazete ve haber kaynaklarına aittir, haberleri kopyalamayınız.