Dr. Hüseyin Yıldırım

Dr. Hüseyin Yıldırım

Adalet. ..

“Ey iman edenler! Kendiniz, ana babanız ve en yakınlarınızın aleyhine de olsa Allah için şahitlik yaparak adaleti titizlikle ayakta tutan kimseler olun. (Şahitlik ettikleriniz) zengin veya fakir de olsalar (adaletten ayrılmayın). Çünkü Allah ikisine de daha yakındır. (Onları sizden çok kayırır.) Öyle ise adaleti yerine getirmede nefsinize uymayın. Eğer (şahitlik ederken gerçeği) çarpıtırsanız veya (şahitlikten) çekinirseniz (bilin ki) şüphesiz Allah yaptıklarınızdan hakkıyla haberdardır.”Nisâ, 135

Hz. Ömer ra halifelik döneminde, bir adamdan pazarlık ederek bir at satın alır ve beğenmediği takdirde geri vereceğini söyler. Bu arada atı denemesi için bir biniciye verir. Ancak at binici tarafından bir kazaya uğrayarak sakatlanır ve atta aksaklık meydana gelir. Hz. Ömer ra de atı almaktan vazgeçerek onu sahibine iade etmek ister. Fakat atın sahibi razı olmaz.

Bunun üzerine Hz. Ömer ra satıcıya, “Aramızda hüküm verecek birini belirle.” der. Adam da Şüreyh’in aralarında hüküm vermesini ister. Olayı dinleyen Şüreyh tarihe geçen adil hükmü verir.

Yazının Devamı

Şehitler…. Dün ve Bugün…

“Allah yolunda öldürülenlere “ölüdür” demeyin. Aslında onlar diridirler fakat siz farkında değilsiniz.” Bakara Suresi,154

Şehid, kelimesi kuranda elliden fazla ayette geçmektedir. Kelimenin çoğulu olarak Şüheda kullanılır.Şehid kelimesi Allah’ın isim sıfatlarından olan Şehid olarak da Kuran-ı Kerimde birçok ayette geçmektedir.

Şehidin kelime manası: Şahit, tanık, bir şeyin aslını ortaya koymada kendisine başvurulandır.

Yazının Devamı

Üç Aylar ve Regaib Gecesi…..

Kuran-ı Kerim de ‘Şüphesiz Allah’ın gökleri ve yeri yarattığı günkü yazısına göre ayların sayısı on ikidir. Bunlardan dördü haram aylardır. İşte bu, Allah’ın dosdoğru kanunudur. Öyleyse o aylarda kendinize zulmetmeyin.’ buyrulur.Tevbe, 36

25 Şubat 2020 Salı günü üç aylar başladı. Mübarek recep ayına girdik. Aynı zamanda Perşembe akşamı mübarek Regaip gecesidir.

Regaib, arapça bir kelimedir. Manası, herhangi bir şeyi istemek, arzulamak, ona karşı meyletmek, onu elde etmek için çaba sarf etmek, kendisine rağbet edilen, arzulanan ve taleb edilen şey demektir. Mubarek üç ayların ilki olan Receb’in ilk cuma gecesine Regaib gecesi denir.Bazı tarih kitaplarının rivayetine göre bu geceye Regaib gecesi ismini melekler vermiştir.

Yazının Devamı

Sahabeninin İnfakı .....

“Allah’a ve Resûlü’ne iman edin. “Sizi kendilerinde halifeler kılıp harcama yetkisi verdiği’ şeylerden infak edin. Artık sizden kim iman edip infak ederse, onlara büyük bir ecir vardır.”Hadid 7

“ Size ne oluyor ki, Allah yolunda infak etmiyorsunuz? Oysa göklerin ve yerin mirası Allah’ındır. İçinizden, fetihten önce infak eden ve savaşanlar (başkasıyla) bir olmaz. İşte onlar, derece olarak sonradan infak eden ve savaşanlardan daha büyüktür. Allah, her birine en güzel olanı va’detmiştir. Allah, yaptıklarınızdan haberdardır.”Hadid 10

Sahabeden Abdullah bin Cafer ra bir gün kendi hurma bahçesi olan çiftliğine giderken yolu üzerinde bir bahçeye yakın yerde mola verip istirahat eder. O bahçede köle olan genç bir bahçıvan çalışmaktadır. Genç köle bahçeyi beklemektedir. O gün genç kölenin yanına bir köpek gelir. Genç, köpeği görünce köpeğe bir ekmek atıverdi. Köpek onu hemen yiyince bir ekmek daha verir. Köpek onu da yer. Köle üçüncü bir ekmek daha verir köpek onu da hemen yer. Abdullah bin Cafer hazretleri o gencin hâline nazar ederek hayretle seyreder. Ve sonra köleye sorar.

Yazının Devamı

Sadâkat Her Müminin Özelliği olmalı. ..

Hz. Allah cc Kur’an-ı Kerim ‘de buyuruyor,

“Mü’minlerden öyle adamlar vardır ki, Allah’a verdikleri söze sâdık kaldılar. İçlerinden bir kısmı verdikleri sözü yerine getirmiştir (şehit olmuştur). Bir kısmı da (şehit olmayı) beklemektedir. Verdikleri sözü asla değiştirmemişlerdir.”Ahzâb, 23

“Çünkü Allah sadâkat gösterenleri sadâkatları sebebiyle mükâfatlandıracak, münafıklara -dilerse- azap edecek yahut da (tevbe ederlerse) tövbelerini kabul edecektir. Şüphesiz Allah, bağışlayandır, esirgeyendir. “Ahzâb, 24

Yazının Devamı

Kazadan Kadere Sığınmak. ..

“Yeryüzünde vuku bulan ve sizin başınıza gelen herhangi bir musibet yoktur ki, biz onu yaratmadan önce, bir kitapta yazılmış olmasın. Şüphesiz bu, Allah´a göre kolaydır”Hadid,22

Hz. Ömer ra hicretin 17. Yılı gibi Şam’a doğru yola çıkmıştı. Serg denilen yere varınca, kendisini orduların başkumandanı Ebû Ubeyde bin Cerrâh ra ile arkadaşları karşıladı. Hz. Ömer’e ra Şam’da vebâ hastalığının yayıldığını haber verdiler. Hz.Ömer ra, Abdullah ibn-i Abbâs’a:“Bana ilk Muhâcirleri çağır!” dedi.

Hz. Ömer ra, onlarla istişare etti ve Şam’da vebâ salgını bulunduğunu kendilerine bildirdi. Onlar, nasıl hareket edilmesi gerektiğinde ihtilaf ettiler. Bazıları:“Sen belirli bir iş için yola çıktın; geri dönmeni uygun bulmuyoruz” dediler. Bazıları da:“Müslümanların kalanı ve Nebiyy-i Ekrem sav’in ashâbı senin yanındadır. Onları bu vebânın üstüne sevketmenizi uygun görmüyoruz” dediler.Bunun üzerine Ömer ra “Gidebilirsiniz.” dedi.

Yazının Devamı

Bir Gömlek. .....

“Sevdiğiniz şeylerden (Allah yolunda) harcamadıkça «iyi»ye eremezsiniz. Her ne harcarsanız, Allah onu hakkıyla bilir.”Ali İmran, 192

Peygamberimiz sav hayır yapmada insanların en cömerdi idi. Bir ihtiyaç sahibi Peygamberimiz sav’e bir derdinden bahsettiği zaman çok duygulanır, onu kendisine tercih eder, ba¬zen yemeğini, bazen de üzerindeki elbisesini bile verirdi.

Bir gün, Mescid-i Nebevide küçük bir çocuk Peygamberimiz sav’in huzuruna gelir. Efendimiz sav ve sahabeler otur¬muş, sohbet ediyorlardı.

Yazının Devamı

Satılık Cennet Köşkü. ...

“Her kim de O’na salih ameller işlemiş bir mü’min olarak varırsa, işte onlar için en yüksek dereceler, içinden ırmaklar akan, içinde ebediyyen kalacakları Adn cennetleri vardır. İşte bu günahlardan temizlenenlerin mükafatıdır.” Taha, 75-76

Marifet, görmeden iman etmektir.Allah dostlarından Behlül Dânâ hazretleri bir gün kum ve çöple evler yapıyormuş. Halife Harun Reşid’in hanımı Zubeyde hanım oradan geçerken soruyor.

– Ya Behlül ne yapıyorsun?

Yazının Devamı

Kur’ân-ı Kerîm’de Meyveler. ..

Kur’ân-ı Kerîm’de farklı ayetlerde bazı meyvelerden isim olarak bahsedilmektedir. Çünkü Kuran-ı Kerîm’de zikredilen bir şey mutlaka kıymetli ve değerlidir. Bu yazımızda Rabbimizin isim olarak zikrettiği meyveleri hatırlayalım istedik.

“O gökten su indirendir. İşte biz onunla her türlü bitkiyi çıkarıp onlardan yeşillik meydana getirir ve o yeşil bitkilerden, üst üste binmiş taneler, -hurma ağacının tomurcuğunda da aşağıya sarkmış salkımlar- üzüm bahçeleri, zeytin ve nar çıkarırız: (Herbiri) birbirine benzer ve (her biri) birbirinden farklı. Bunların meyvesine, bir meyve verdiği zaman, bir de olgunlaştığı zaman bakın. Şüphesiz bunda inanan bir topluluk için (Allah’ın varlığını gösteren) ibretler vardır.” En’âm, 99

“O, çardaklı, çardaksız olarak bahçeleri, ürünleri çeşit çeşit hurmalıkları ve ekinleri, zeytini ve narı (herbiri) birbirine benzer ve (herbiri) birbirinden farklı biçimde yaratandır. Bunlar meyve verince meyvelerinden yiyin. Hasat günü de hakkını (öşürünü) verin, fakat israf etmeyin. Çünkü O, israf edenleri sevmez.” En’âm, 141

Yazının Devamı

Kâbe’nin Putlardan Temizlenmesi. ..

“ Hani İbrahim demişti ki: “Rabbim! Bu şehri güvenli kıl, beni ve oğullarımı putlara tapmaktan uzak tut.” İbrahim, 35

“Rabbim! Çünkü o putlar insanlardan birçoğunu saptırdılar. Artık kim bana uyarsa o bendendir. Kim de bana karşı gelirse şüphesiz sen çok bağışlayan, çok merhamet edensin.” İbrahim, 36

Cahiliyede müşriklerin nazarında, putların en büyüğü olan Hübel putu Kabe’ye hediye edilen şeylerin konulduğu yerin başında dikili bulunuyordu. İbn Hişam, I,160; Ezrakî, Ahbâru Mekke, İ, 119

Yazının Devamı

Kudüs ve Yavuz Sultan Selim Han (2)

Yavuz’un Kudüs’te Kudüs Ermeni Patriği’nin şahsında hıristiyanlara verdiği eman günümüz Türkçesi ile şöyledir. Bu Eman name insana saygının en güzel örneklerindendir. Nişân-ı Hümayûn,

“Yüce Allah ve Peygamberine hamd ile Kudüs’e gelip, Safer ayının yirmi beşinci günü fethedilip, Ermeni toplumunun patriki olan Serkis adlı rahip, diğer bütün rahipler ve halk ile birlikte gelip benden yardım ve ihsan dilediler. Eskiden beri bazı şartlarla kendilerinde olan kilise, manastır ve diğer kutsal yerleri, Kudüs’ün içinde ve dışında bulunan kilise ve ibadethaneleri, eskiden hangi şartlarla ellerinde bulunuyorsa, yine aynı şekilde devam etmek üzere Ermeni toplumuna patrik olanlar sahip olacaklardır. Hazreti Ömer -Yüce Allah ondan razı olsun- hazretlerinin verdiği nâme ve Melik Selahaddin zamanından beri verilen emr-i şerifler gereğince sahip bulundukları Kamame, Beytü’l- Lahm Mağarası ve kuzey tarafındaki kapı, büyük kiliseleri olan Mar Yakub, Deyr-i Zeytun, Habsü’l-Mesih ve Nablus ve kiliselerine bağlı mezhepdaşlar olan Habeş, Kıptî ve Süryani toplumlarına, Mar Yakub Kilisesinde oturan Ermeni patrikleri tarafından sahip olunup, başka toplumlardan hiçbir kimsenin karışmaması için bu nişân-ı hümayûnu verdim.

Emrim budur ki söylenilen şekilde hareket edilip, adı geçen büyük kilise Mar Yakub’da oturan Ermeni patrikleri, Kudüs’ün içinde ve dışında bulunan kiliseleri, manastırlar ve diğer kutsal yerleri ile kendilerine bağlı mezhepdaşlar ve yamaklar Habeş, Kıptî ve Süryani toplumlarına, gelenekleri üzere sahip olacaklardır. Ortaya çıkan işlerine, atama, görevden alma ve vakıflarıyla ilgili konularına, metropolit, piskopos, ruhban, papaz ve yardımcıları ile diğer Ermeni halkının miraslarına el koyabileceklerdir. Eskiden beri olduğu gibi Ermeni toplumu patriklerine, ellerinde olan kilise, manastır, mabet ve diğer kutsal yerlerine, kendilerine bağlı mezhepdaşlar ve yamaklarına, başka toplumlardan hiç kimse karışmayacaktır.”

Yazının Devamı

Kudüs ve Yavuz Sultan Selim Han.....

“Kendisine âyetlerimizden bir kısmını gösterelim diye kulunu (Muhammed’i) bir gece Mescid-i Haram’dan çevresini bereketlendirdiğimiz Mescid-i Aksa’ya götüren Allah’ın şanı yücedir. Hiç şüphesiz O, hakkıyla işitendir, hakkıyla görendir.”İsrâ, 1

Yavuz Sultan Selim 1470 yılında Amasya’da doğdu. Babası II. Bayezid, annesi Dulkadiroğulları Beyliğinden Gülbahar Hatun’dur. Yavuz Selim, babası II. Bayezid tarafından 1491-1512 yılları arasında Trabzon Sancakbeyi olarak görevlendirilmiş ve 1512 yılında babası II. Beyazıt devlet yönetimini oğlu Yavuz Selim’e bırakmıştır . Osmanlı Padişahı ve İslam Halifesi, Hâdim’ul-Harameyn’uş-Şerifeyn (Mekke ve Medine’nin Hizmetkârı) olarak anılır.

Sultan Selim, Safevi Devleti sorununu ortadan kaldırmak amacıyla İran seferine çıktı ve Çaldıran’da yapılan savaşta Safevilere galip geldi. İran Seferi, Memlük ve Safevilerin müttefik olmalarına neden oldu. Ayrıca Yavuz’un Safeviler’e karşı sefere çıktığını duyan Memlük Sultanı ordusunu Osmanlı sınırına yığmıştı. 24 Ağustos 1516’da Halep yakınlarındaki Mercidabık ovasında yapılan savaşta Memlük ordusu Osmanlıların top atışlarına yenik düşmüştür.

Yazının Devamı

Hz. İbrahim as ve Vahyedilen Suhufu. ....

Hz. İbrâhîm as Hz. Allâh cc’nün verdiği akıl ve rüşd sâyesinde hiçbir kimsenin terbiyesi altına girmeden tevhîd yolunun kılavuzu oldu. O’nun genç yaşlarda başlayan Rabbini tanıma ve bunu kavmine teblîğ etme özelliği, Kur’an-ı Kerîm’de şöyle anlatılmaktadır.

“Gecenin karanlığı O’nu (İbrâhîm’i) kaplayınca O bir yıldız gördü. «Rabbim budur!» dedi. Yıldız batınca «Ben batanları sevmem!» dedi. (Daha sonra) Ay’ı doğarken görünce (yine) «Rabbim budur!” dedi. O da batınca «Rabbim bana doğru yolu göstermezse, elbette yoldan sapanlardan olurum.» dedi. Güneş’i doğarken görünce de «Rabbim budur! Zîrâ bu daha büyük.» dedi. O da batınca dedi ki: «Ey kavmim! Ben sizin (Allâh’a) ortak koştuğunuz şeylerden uzağım! Benim Rabbim, bütün noksan sıfatlardan münezzeh olan Allâh’tır! Ben hanîf olarak yüzümü, gökleri ve yeri yaratan Allâh’a çevirdim ve ben müşriklerden değilim.»” En’âm, 76-79

Hz. İbrâhîm as’in diğer bir sıfatı da “Ebu’l-Enbiyâ” (Peygamberler Babası)’dır. Oğulları Hz. İsmâîl as ve Hz. İshâk as ’dır. Hz. İsmâîl as’ın soyundan Hz Peygamberimiz Efendimiz sav; Hz. İshâk as’ın soyundan da Benî İsrâîl peygamberleri gelmiştir.

Yazının Devamı

Hz. MEVLANA .....

“Insanlardan, hayvanlardan ve davarlardan da yine böyle türlü renkte olanlar var. Kulları içinden ancak âlimler, Allah´tan (gereğince) korkar. Şüphesiz Allah, daima üstündür, çok bağışlayandır.”Fâtır, 28

Mevlana Hazretleri, 30 Eylül 1207’de, Afganistan’ın kuzeyinde bulunan Belh şehrinde dünyaya geldi. Asıl ismi Celaleddin Muhammed olan büyük düşünürün annesi Mümine Hatun, babası Bahaeddin Veled, ağabeyi Alaaddin Muhammed ve kız kardeşi Fatıma Hatun’dur.

Hz. Mevlana’nın babası Horasan’ın büyük alimlerinden olan Bahaeddin Veled, ailesiyle, bazı siyasi olaylar ve yaklaşmakta olan Moğol istilası nedeniyle Belh’ten ayrılır.

Yazının Devamı

Maddi Sıkıntılar. ..

«Ey Peygamberler! Temiz olan şeylerden yeyin; güzel işler yapın. Ben sizin yaptıklarınızı hakkıyle bilmekteyim.»Mü’minûn, 51

“Ey iman edenler! Size verdiğimiz rızıkların temiz olanlarından yeyin, eğer siz yalnız Allah´a kulluk ediyorsanız O´na şükredin. Bakara, 172

Rivayet edildiğine göre, yaşadığı devirde oldukça iyi bir gelire sahip olmasına rağmen, yine de geçim sıkıntısı çekmekte olan bir kimse varmış. Her zaman yedi altın kazanan bu adamcağız, ne yapıp edip bir yolunu bularak gelirini önce sekiz, sonra dokuz, derken on altına çıkarmış. Fakat kazancı arttığı hâlde geçim sıkıntısı hiç de azalmamış. Öyle ki kalbî bu durumdan çok muzdarip olmuş.

Yazının Devamı

Ateşten Bir Zincir ....

Ateşten Bir Zincir ….

“Ey iman edenler! Hahamlardan ve rahiplerden birçoğu, insanların mallarını haksız yollarla yiyorlar ve Allah’ın yolundan alıkoyuyorlar. Altın ve gümüşü biriktirip gizleyerek onları Allah yolunda harcamayanları elem dolu bir azapla müjdele.”Tevbe, 34

“O gün bunlar cehennem ateşinde kızdırılacak da onların alınları, böğürleri ve sırtları bunlarla dağlanacak ve, “İşte bu, kendiniz için biriktirip sakladığınız şeylerdir. Haydi tadın bakalım, biriktirip sakladıklarınızı!” denilecek.”Tevbe, 35

Yazının Devamı

Cehaletten Uzak dur....

Hz. Allah cc Kuran-ı Kerîm’de buyurur;

“İşte onların, sabredip kötülüğü iyilikle savmaları ve kendilerine rızık olarak verdiklerimizden Allah yolunda harcamaları karşılığında, mükâfatları kendilerine iki kez verilecektir. “Kasas,54

“ Boş sözü işittikleri vakit ondan yüz çevirirler ve, “Bizim işlerimiz bize, sizin işleriniz de size. Selam olsun size (bizden size zarar gelmez). Biz cahilleri istemeyiz” derler.”Kasas, 55

Yazının Devamı

Bir Türbe ve Hikayesi . ..

“Allah, diriyi ölüden çıkarır, ölüyü de diriden çıkarır. Ölümünden sonra yeryüzünü diriltir. Siz de (mezarlarınızdan) işte böyle çıkarılacaksınız.” Rum,19

Lohusa Sultan Türbesi, Istanbul’un en gizemli türbesi olarak Şişhane’de, yol kenarında kare planlı, göz alıcı taş işçiliği ve kubbeli mimarisiyle dikkat çekmektedir.

Türbenin hikayesi Evliya Çelebi’nin Seyahatname’deki rivayetiyle bilinir.

Yazının Devamı

Peygamberimiz Efendimiz sav’in Doğumu

“Allah ve melekleri, Peygamber´e çok salevât getirirler. Ey müminler! Siz de ona salevât getirin ve tam bir teslimiyetle selam verin” Ahzab, 56

Hz. Muhammed sav Milad’dan sonra 571 senesi, Fil Yılı’nda, 12 Rebiülevvel pazartesi gecesi sabaha karşı, Mekke’nin doğusunda bulunan ‘Haşimoğulları Mahallesi’nde, babasından kendisine miras kalan evde doğdu. Arapların takvim başı olarak kullandıkları ‘Fil Vak’ası’, Peygamberimiz sav’in doğumundan 52 gün kadar önce olmuştu.

Dedesi Abdülmuttalib, torununun doğumu şerefine verdiği ziyafette çocuğun adını soranlara, ‘Muhammed adını verdim. Dilerim ki, gökte Hakk, yeryüzünde halk, O’nu hayırla yadetsinler..’ cevabını verdi. Annesi de ‘Ahmed’ dedi. (Muhammed, üstünlük ve meziyetleri anılarak çok çok övülüp sena edilen; Ahmed de Cenab-ı Hakk’ı yüce sıfatları ile öven, hamd eden kimse demektir.)

Yazının Devamı

İstişare, Cumhurun Kararı. .

“Allah’tan bir rahmet dolayısıyla, onlara yumuşak davrandın. Eğer kaba, katı yürekli olsaydın onlar çevrenden dağılır giderlerdi. Öyleyse onları bağışla, onlar için bağışlanma dile ve iş konusunda onlarla istişare et. Eğer azmedersen artık Allah’a tevekkül et. Şüphesiz Allah, tevekkül edenleri sever.” Ali İmran Suresi, 159

İstişare, aynı zamanda bir ibadettir. Her ibadeti yerine getiren müminin öncelikli hedefi, en doğru sonuca ulaşmak değil, Allah’ın emrettiği bu ibadeti layığıyla yaparak O’nu razı etmek ve Hz. Allah cc’ nün rızasını kazanmaktır. İstişare eden kişi, kendi aklını beğenmeyip diğer müminlerin de fikrini alarak şeytanın oyununu bozmuş olur.

Efendimiz sav’ in hayatından bir misal; Peygamberimiz sav Hudeybiye antlaşmasından sonra sahabeye “Artık kalkınız, kurbanlarınızı kesip sonra başlarınızı tıraş ediniz” der. Hanbel, Müsned,4/326

Yazının Devamı

Ey oğul! ...

“Gecenin bir kısmında da uyanarak sana mahsus fazla bir ibadet olmak üzere teheccüd namazı kıl ki, Rabbin seni Makam-ı Mahmud’a ulaştırsın.”İsrâ, 79

“Ey oğul! Nasihat vermek kolaydır. Onu kabul edip mucibince amel etmek ise güçtür. Çünkü heva ve hevesine uyan kişilere nasihat acı gelir.

Bu sözlerimle bilhassa ilmin şekline bağlı kalarak, vakitlerini nefsin faziletini ve dünya mevkilerine ulaştıran yolları nazarî bir şekilde araştırmakla geçiren kimseleri kasdediyorum. Onlar, mücerred ve nazarî bilginin kendilerini kurtaracağını ve bilgileriyle amel etmekten müstağni olduklarını zannederler. İşte bu feylesofların inancıdır.

Yazının Devamı

Hendek Harbi Ve Müjde. ...

“Savaş, hoşunuza gitmediği hâlde, size farz kılındı. Olur ki, bir şey sizin için hayırlı iken, siz onu hoş görmezsiniz. Yine olur ki, bir şey sizin için kötü iken, siz onu seversiniz. Allah bilir, siz bilmezsiniz.”Bakara, 216

Amr b. Avf ra Hendek harbinde “Ben, Selman, Huzeyfe b. Yeman, Numan b. Mukarrin ve Ensardan alt kişi, kendimize ayrılmış olan kırk arşınlık yeri kazıyorduk.

Zübab’ın dibinden kazarak nemli tabakaya kadar inmiştik ki, Allah hendekte karşımıza parlak bir kaya çıkardı. Onunla uğraşırken, balyoz, kazıma, kürek, külünk.. gibi demir araçlarımız kırıldı, kazma işinden aciz kaldık.

Yazının Devamı

Horozlar Öterse.....

“Yürüyüşünde mûtedil (hızlı-telaşlı değil, orta halli, vakarlı) ol, (konuşurken de) sesini pesden al (alçalt),çünkü seslerin en beti (çirkini) elbette eşeklerin sesidir.” Lokman, 19

Hz. Aişe rha vâlidemize “Nebî sav ne zaman kalkardı” diye sorulunca, hemen “horozun sesini duyunca kalkardı, “ demişlerdir. Buharî, Teheccüd, 7

Hz. Ebu Hureyre ra anlatıyor: “Resulullah sav “Horozların öttüğünü işittiğiniz vakit, Allah’tan lütuf ve ikramını talep edin. Zira onlar bir melek görmüştür. Merkebin anırmasını işittiğiniz zaman şeytandan Allah’a sığının. Çünkü o da bir şeytan görmüştür.” Buharî, Bed’ü’lhalk 15; Müslim, Zikr 82, (2729); Ebu Davud, Edeb 115, (5102); Tirmizî, Da’avat 58, (3455).

Yazının Devamı

Nazar......

“O inkâr edenler Zikr’i (Kur’an’ı) işittikleri zaman, neredeyse seni gözleriyle devirivereceklerdi. Hâla da (kin ve hasetlerinden) “Hiç şüphe yok o bir delidir” derler. Oysa o (Kur’an), âlemler için ancak bir öğüttür.” (Kalem, 51-52) Nazar kelimesi, göz, bakma, bakış, fikir, düşünme, mülahaza, niyet, dikkat, iltifat, teveccüh. Arapça asıllı olan bu kelime, Türkçe’ye geçerken manâ değişikliğine uğramış ve “ayn göz” kelimesi karşılığında kullanılmaya başlanmıştır. Nitekim Araplar, göz değmesi için “isabetül-ayn” tabirini kullanırlar ( Nazara. Maddesi, İbn Manzûr, “Lisânül-Arab” Hz. Peygamberimiz sav Hasan rh ve Hüseyin rh için şöyle duâ ettiği rivayet edilmektedir. “İkinizi her şeytandan, haşerâttan ve dokunan her gözden Allah’ın tam olan kelimelerine sığındırırım.” ve ekledi: “Siz de Allah cc’den çocuklarınızı bu kelimelerle korumasını niyaz edin. Çünkü İbrahim as da Allah cc’den İsmail ve İshak’ı bunlarla korumasını niyaz ederdi.” (Buhârî, Enbiya, 10; Ebû Dâvud, Sünnet, 20; Tirmizî, Tıb, 18; ) Ümmü Seleme rha’dan rivayet edildiğine göre kendisinin evinde Hz. Peygamberimiz sav yüzünde sarılık olan küçük kız çocuğu gördü. “Ona okuyun, çünkü nazar edilmiş!” buyurdu. (Müslim, Selâm, 59) Hz. Ali rh’den rivayet edildiğine göre bir keresinde Cebrail as Hz. Peygamberimiz sav’e geldiğinde tasalı olduğunu gördü. “-Yüzünde gördüğüm bu tasanın sebebi nedir?” diye sordu. Hz. Peygamberimiz sav “-Hasan’la Hüseyin’e nazar değdi.” buyurdu. Bunun üzerine Cebrail as “-Doğru söyledin. “Şüphesiz göz değmesi haktır.” dedi. Ibn Kesir, Tefsir, Beyrut 1401, IV, 492 Nazar, bugün için henüz pozitif ilimlerin ilgi alanına girmemiştir. Zira pozitif diye tanınan bilimlerin kendilerine mahsus bir takım metodları ve bazı kuralları vardır. Olayları bu metodlarla inceler ve bir sonuca varmaya çalışırlar. Genellikle pozitif ilimlerle uğraşanların ekseriyeti nazarın fizik etkisini kabul etmemektedirler. Aslında nazar değmesinin temelinde yatan esas sebep kişinin kıskançlık duygusudur. İşte bu duygunun, baktığı kimseye yansıması ve onu te’sir altında bırakmasıdır. Müfessirlerin bazısı “ Rabbi onu seçip iyilerden kıldı. Doğrusu inkâr edenler, zikri (Kur’an-ı) işittikleri vakit nerdeyse gözleri ile seni yıkıp devireceklerdi. Bir de durmuşlar, o herhalde bir delidir, diyorlardı” (el-Kalem, 68/50, 51) âyetinde geçen gözleriyle seni yıkıp devireceklerdi” sözünü “nazar” ile tefsir etmişlerdir (Elmalılı M.Hamdi Yazır, Hak Dini Kur’an Dili, VIII, 5305; İbn Kesîr, “Tefsirul Kur’an’il-Azîm”, VIII, 227). Yine bir rivayete göre; cahiliye döeminde bir kişi, yemek yemeden iki veya üç gün çadırına çekilir, daha sonra oradan gelip geçen koyun ve deve sürüsüne bakar ve “gördüğüm bu koyun ve deve sütünden daha güzelini görmedim” derdi. Bunun üzerine o sürü hastalanır veya helâk olurdu. İşte nazar etmede maharetli olan bu kişiye, Hz. Peygamberimiz sav’i çekemeyen Mekkeli müşrikler, Peygamberimiz sav’e nazar etmesini teklif etmişler, o da bu teklifi kabul etmiş. Hz. Allah cc de bu ayetleri (Kalem Suresi 51 ve 52) ile Resulünü korumuştu (Alûsî, Rûhul-Meânî, 29/38). Yusuf suresinde Hz. Yakub as’ın oğullarına şöyle dediği anlatılmaktadır. “Ey oğullarım! Bir kapıdan (Mısır’a) girmeyin, ayrı ayrı kapılardan girin. Ama ben Allahdan hiçbir şeyi sizin için savamam. Çünkü hüküm Allah’dan başkasının değildir. Onun için ben yalnız O’na tevekkül ettim. Tevekkül edenler yalnız O’na tevekkül etsinler” ( Yusuf,67). Elmalılı, âyetin yorumunda: “Bu tavsiyenin sebebi, toplu bir surette göze çarpmalarından ve bir hased ve gamze uğramalarından sakınmak idi” demektedir (Elmalılı, Hak Dini Kur’an Dili, IV, 2890).

Kur’an-ı Kerim nazar ile ilgili kesin bir hüküm bildirmemekte, fakat hadislerde nazarın gerçek olduğu bildirmekteler. Hz. Âişe rha’den rivayet olunduğuna göre Resulullah sav şöyle buyurmuşlardır: “Nazardan Allah’a sığınınız. Çünkü göz (değmesi) gerçektir” (İbn Mace, Tıb, 32; Buhari, Tıb, 36; Müslim, Selâm, 41). Ebû Said el-Hudrî ra’den rivayete göre: “Resulullah sav “Cinlerin ve insanların nazarından Allah’a sığınırım”gibi dualarla cinlerin ve insanların nazarından Allah’a sığınırdı. Sonra Muavvezatân nazil olunca bu sureleri okumaya başladı” (İbn Mace, Tıb, 34). Enes b. Mâlik’ten rivayete göre Resulullah sav “Evinden çıkarken şu duâyı okuyan kişiye bu duâ kâfidir. O adam muhafaza altına alınır, şeytan da o adamdan uzaklaşıp bir kenara çekilir. Bismillâhi tevekkeltü alellâhi lâ havle velâ kuvvete illâ billâh “. Manası “Allah Teâlâ’nın ism-i şerifini zikrederek evimden çıkarım. Ben Allah’a tevekkül ettim, güç ve kuvvet sadece Allah’ın lütuf ve ihsânıyladır” (Tirmizî, Deavât, 34) Osman b. Affan’ın rivâyetinde Resulullah sav şöyle buyurmuştur: “Bir kul her günün sabahında, her gecenin akşamında üç defa şu şekilde duâ ederse, o kişiye hiç bir şey zarar veremez. Bismillâhi lâ yedurru me’asmihi şey’in fıl’ardı vela fı’ssemâi ve huve’s-semiul-alîm”. Manası “İsmiyle beraber bulundukça yerde ve gökte hiç bir şeyin zarar veremeyeceği Allah’ın ismiyle (sabaha erdim, akşamladım). O her şeyi işiten ve bilendir” (İbni Mace, Duâ, 14).

Hz. Âişe rha ise Resulullah sav yatağına girdiğinde iki eline üfleyip muavvizât (İhlâs, Felâk ve Nâs) surelerini okuduğunu ve vücuduna sürdüğünü rivayet etmiştir (Buhârî, Deavât, 12). Rabbimiz bizleri ve tüm inananları şer ve nazardan muhafaza eylesin. .

Yazının Devamı