Dr. Hüseyin Yıldırım

Dr. Hüseyin Yıldırım

Hz. Ömer ra ve Derin Tefekkür veya Murakabe. .

“Sana ne iyilik gelirse Allah’tandır. Sana ne kötülük gelirse kendindendir. (Ey Muhammed!) Seni insanlara bir peygamber olarak gönderdik. Şahit olarak Allah yeter.”Nisâ, 79

Hz. Ömer ra devlet gelirlerini halka dağıtma çalışması çerçevesinde nakdî ödemenin dışında aynî ödeme de yapıyordu. Bu konuda standart oluştururken başvurduğu yöntem hayli ilginçtir: 132 litre hacminde bir cerîb un getirilmesini emretti. Önce hamur yoğruldu, sonra ekmek pişirildi, ardından tirit yapıldı. Sonra bu tiride 30 adam davet etti, onlar da yemeği yediler. Ardından yatsı vaktinde de aynı şeyi yaptı ve şöyle dedi: “Bir adama ayda 2 cerîb (miktarı un) yeter.( Cerîb : Kırk sekiz Sa’ veya 256 Rıtl demektir, 106,496 kg.)” Bunun üzerine kadın, erkek ve kölenin her birine 2’şer cerîb [un] olmak üzere insanlara her ay 2 cerîb (unu) rızık olarak verdi.” ibni Sa’d, III, 284

Hz. Ömer ra’ın hilafeti döneminde bir uygulaması her yeni doğan bebek için 100 dirhem maas bağlamasıydı. Çocuk 10 yaş civarına gelince bu miktarı 200 dirheme çıkarıyor, ergenliğe girince daha da arttırıyordu. Ayrica anne-babası bilinmeyen buluntu çocuk getirildiğinde, ona 100 dirhem maaş bağlıyordu. Ayrıca velisinin her ay alacağı, onun durumunu iyileştirecek bir yiyecek de takdir ediyordu. Yine onlara hayır tavsiye ediyor, emzirme giderlerini ve nafakalarını beytülmalden karşılıyordu.

Yazının Devamı

Hilm Sahibi Olmak ....Tam zamanı. .

“Çünkü İbrahim çok içli ve Allah’a yönelen bir kimseydi.”Hûd, 75

“ İbrahim’in, babası için af dilemesi, sadece ona verdiği bir söz yüzündendi. Onun bir Allah düşmanı olduğu kendisine açıkça belli olunca, ondan uzaklaştı. Şüphesiz İbrahim, çok içli, yumuşak huylu bir kişiydi.”Tevbe,114

Hilm, yumuşak huyluluk, ince karakterlilik, sakin tabiatlılık, nefse hakim olma halidir Nefsini kızgınlıktan koruyan, hilm sahibi olan kimseye “halîm” denir.

Yazının Devamı

İsra ve Mirac Gecesi

Bu yıl 2 Nisan Salı akşamı miraç gecesidir. Yani recep ayının 27. Gecesidir.

İsra mucizesi Kur’an-ı Kerim’de ayetlerle anlatılmıştır. İsra gece yolculuğu demektir. Peygamberimiz sav’in bu yolculuğunun ilk merhalesi olan Kabe’den Mescid-i Aksaya kadarki bölümü Kur’an’da şöyle anlatılır; “Ayetlerimizden bir kısmını ona göstermek için kulunu bir gece Mescid-i Haram’dan alıp çevresini mübarek kıldığımız Mescid-i Aksa’ya seyahat ettiren Allah, her türlü noksandan münezzehtir. Şüphesiz ki O her şeyi hakkıyla işiten, herşeyi hakkıyla görendir.” İsra Suresi, 1 Miraçın ikinci bölümü Mescid-i Aksadan başlayarak semanın bütün tabakalarından geçip Peygamberimiz sav’ in İlahi lütuflara mazhar olmasıdır. Bu bölüm Necm Suresinde şöyle anlatılır; “O ufkun en yukarısında idi. Sonra indi ve yaklaştı. Nihayet kendisine iki yay kadar, hatta daha da yakın oldu. Sonra da vahyolunacak şeyi Allah kuluna vahyetti. O’nun gördüğünü kalbi yalanlamadı. Şimdi O’nun gördüğü hakkında onunla mücadele mi edeceksiniz? And olsun ki onu bir kere daha hakiki suretinde gördü. Sidre-i Müntehada gördü. Ki, onun yanında Me’va Cenneti vardır. O zaman Sidre’yi Allah’ın nuru kaplamıştı. Gözü ne şaştı, ne de başka bir şeye baktı. And olsun ki Rabbinin ayetlerinden en büyüklerini gördü.” Necm Suresi, 7-18 Miraç, Receb ayının 27. Gecesi Cenab-ı Hakkın daveti ile Cebrail Aleyhisselamın refakatinde Peygamberimiz sav’in Mescid-i Haramdan Mescid-i Aksa’ya, oradan semaya, İlahi ikramlara ulaşmasıdır. Hadis ve tarih kitablarında miraç olayı çok teferruatlı ve aşkın ifadelerle anlatılmaktadır. Biz kısaca anlatmaya çalışalım, Peygamberimiz sav Mekke’de ki Mescid-i Haramdan , Kudüs’deki Mescid-i Aksa’ya ata benzer beyaz bir binek olan Burak ile geldi. Mescid-i Aksa’da bütün peygamberler kendisini karşıladı. Miraçını kutladılar. Peygamberimiz sav burada peygamberlere iki rekat namaz kıldırdı. Bugün Kubbetü’s-Sahra’nın bulunduğu yerden Muallak Taşının üzerinden Peygamberimiz sav’in Miraça yükseldiği rivayet edilmektedir. Peygamberimiz sav sırasıyla yedi sema tabakalarında bulunan Hz. Adem, Hz. Yahya ve Hz. Isa, Hz. Yusuf, Hz. İdris, Hz. Harun, Hz. Musa ve Hz. İbrahim as gibi peygamberlerle görüştü, Onlar kendisine ‘Hoş geldin’ dediler, tebrik ettiler. Daha sonra Cebrail as ile birlikte Sidretü’l-münteha’ya kadar gittiler. Peygamberimiz sav orada hergün yetmişbin meleğin ziyaret ettiği Beytü’l-Ma’mur’u ziyaret etti. Cebrail buradan öteye gitmesinin mümkün olmadığını söyledi. Peygamberimiz sav buradan sonra Refref adında bir binek ile zaman ve mekandan münezzeh olan Cenab-ı Hakkın lütuflarına müşerref oldu. A.Köksal, İslam Tarihi, II,201-236 Peygamberimiz sav Cebrail’in refaketinde Cenneti, Cehennemi, ahiret alemini gezdi. Sonunda o gece Mekke ye döndü. Sabah olunca Kabe’nin yanında Mekkelilere Miraçı anlattı. Onlar Peygamberimiz sav’den delil istedi. Peygamberimiz sav onlara yolda gördüğü kafilelerden bahsetti. Kureyşliler hemen kafileleri karşılamak için Mekke’ nin dışına çıktılar. Kafiledekileri aynen Peygamberimiz sav’in haber verdiği gibi gördüler.Fakat yine inanmadılar. Peygamberimiz sav Kudüs’ teki Beytü’l Makdis’e uğradığını anlatınca Kureyşliler, ‘Bir ayda gidilebilen Bir yere Muhammed nasıl bir gecede gidip gelebilir?’ diye inanmadılar, sonra Beytü’l Makdis’i görmüş olanlar, ‘Beytü’l Makdis’i bize anlatır mısın?’ diye Peygamberimiz sav sorular sordular. Peygamberimiz sav ise her soruya cevap verir. ‘Onların yalanlamalarından ve sorularından çok sıkıldım. Hatta o ana kadar öyle bir sıkıntı hiç çekmemiştim. Derken Cenab-ı Hak birden Beytü’l-Makdis’i bana gösterdi. Ben de ona bakarak her şeyi birer birer tarif ettim. Hatta bana, ‘Beytü’l-Makdis’in kaç penceresi ve kapısı var?’ diye sordular. Halbuki ben onun pencere ve kapılarını saymamıştım. Beytü’l-Makdis karşımda görününce ona bakmaya ve teker teker saymaya ve anlatmaya başladım.’ Buyururlar. İbni Sad,XI,215 Bunun üzerine müşrikler, ‘Vallahi doğru anlattın’ dediler ama iman etmediler. Hz. Ebu Bekir ra geldi, müşrikler durumu ona haber verdiler. Hz. Ebu Bekir ra ‘Eğer bu sözleri ondan duymuşsanız şeksiz şüphesiz doğrudur’diyerek hemen tasdik etti. İbni Hişam, II,39. Bundan sonra Hz. Ebu Bekir’e “Sıddik unvanı” verildi ve öyle anılmaya başlandı. Miraç olayını önemli kılan hadise miracta Peygamberimiz sav’e verilen hediyelerdir. Bu en önemli hediyeler; Müslim,İman,279;Hanbel,Müsned,I,422 1-Namazın farz kılınması, 2- Bakara suresi son ayetler, 3- Allah’a şirk koşmayanların affedileceği müjdesidir Hz. Allah cc mirac gecesini biz, ümmete ve bütün insanlık için hayırlara vesile eylesin..

Yazının Devamı

NEVRUZ ‘YENİ GÜN’

“Allah’ın varlığının delillerinden biri de şudur: Sen yeryüzünü boynu bükük (kupkuru) görürsün. Onun üzerine yağmuru indirdiğimiz zaman kıpırdar kabarır. Şüphesiz ki, onu dirilten, elbette ölüleri de diriltir. Şüphesiz O, her şeye gücü hakkıyla yetendir.”Fussilet, 39

Cennet Vatanımız Türkiye’mizde nevruz bir gelenek olarak kutlanır. Orta Asya Türk Cumhuriyetlerinde ise resmî bayram olarak kutlanır. Baharın gelişini, tabiatın uyanışını temsil eder. Orta Asya Türk Kavimleri tarafından M.Ö. VIII yy’dan günümüze kadar nevruz her yıl 21 mart’ta kutlanır Eski oniki hayvanlı Türk Takvimi ile Melikşah’ın Celali Takvimlerinde yılbaşı olarak belirlenen 21 mart, Divan-ı Lügat-i Türk’te ilkbaharın gelişi olarak ifade edilir.

Tarihte pek çok devlet tarafından bayram ve gelenek olarak kutlanmıştır. Orta Asya da yaşayan tüm Türk boyları ,Anadolu beylikleri, Eski Mısır, Safaviler, İran, Moğollar, Selçuklu Devleti ve Osmanlı Devletinde nevruz her yıl kutlana gelmiş ve halen kutlamaktadır.

Yazının Devamı

Şehitler. ...ve Çanakkale den Gelen bir Mektup. ..

“Allah yolunda öldürülenlere “ölüdür” demeyin. Aslında onlar diridirler fakat siz farkında değilsiniz.” Bakara Suresi,154

Şehid, kelimesi kuranda elliden fazla ayette geçmektedir. Kelimenin çoğulu olarak Şüheda kullanılır.Şehid kelimesi Allah’ın isim sıfatlarından olan Şehid olarak da Kuran-ı Kerimde birçok ayette geçmektedir.

Şehitlik, malıyla ve canıyla Allah’ın varlığını ve birliğini ispat için çalışan ve onun dinini yüceltmek için gayret eden kimselere, Allah’ın verdiği bir ünvandır. İslam’da bütün varlığını Allah yolunda tüketen kimselere Allah, şehitlik makamını layık görmüş ve şöyle buyurmuştur:

Yazının Devamı

Üç Aylar ve Regaib Gecesi…..

Kuran-ı Kerim de ‘Şüphesiz Allah’ın gökleri ve yeri yarattığı günkü yazısına göre ayların sayısı on ikidir. Bunlardan dördü haram aylardır. İşte bu, Allah’ın dosdoğru kanunudur. Öyleyse o aylarda kendinize zulmetmeyin.’ buyrulur.Tevbe, 36

Mübarek üç aylar geldi. Cuma günü mübarek recep ayına gireceğiz inşaallah. 7 Mart Perşembe akşamı mübarek Regaip gecesidir. Bu konuda kısa bilgi ….

Regaib, arapça bir kelimedir. Manası, herhangi bir şeyi istemek, arzulamak, ona karşı meyletmek, onu elde etmek için çaba sarf etmek, kendisine rağbet edilen, arzulanan ve taleb edilen şey demektir.

Yazının Devamı

Cihad….

“Kâfirlere aslâ boyun eğme! Ve bu (Kur’ân) ile onlara karşı büyük bir cihad örneği sergile!” Furkân, 52

Ayette geçen “ciheden kebira” ifadesı, İslam’ın galip gelmesi, yani insanlığın hidayet ve huzur bulması yolunda bütün imkan ve kaynakları seferber etmek ve Allah’ın dinini yüceltmek için hal ve kal ile tebliğde bulunmak demektir. Tebliğ yaparak cihad da bulunmak, düşmana karşı silahla mücadele etmek gibi mühim ve belki daha faydalıdır. Peygamberimiz Efendimiz sav’de Mekke’de ilk yıllarda cihadı sadece Kur’an-ı Kerim’in tebliği ve irşadı ile yapıyordu. Mekke döneminde mü’minlere henüz harp izni yoktu. Müslümanlar, cahiliyede müşriklerin her türlü baskı ve şiddetine karşı, İslam’ı, insanlığı, hakkı, adaleti tesis ve tebliğ adına yüce bir mü’min ahlakı gösteriyorlardı. İşte Kur’an-ı Kerim, onların bu halini “büyük cihâd” diye isimlendirmiştir.

Medine de nazil olan ayetlerde ise Rabbimiz şöyle buyurur.“Peygamber ve O’nunla berâber inananlar, mallarıyla ve canlarıyla cihâd ettiler. İşte bütün hayırlar onlarındır ve onlar kurtuluşa erenlerin ta kendileridir.” Tevbe, 88 “Ey îmân edenler! Sizi acı bir azaptan kurtaracak ticâreti göstereyim mi? Allâh’a ve Rasûlü’ne inanır, mallarınızla ve canlarınızla Allâh yolunda cihâd edersiniz. Eğer bilirseniz, bu sizin için daha hayırlıdır.” Saff, 10-11

Yazının Devamı

CEMRELER DÜŞMEYE BAŞLADI….

“Şüphesiz, göklerin ve yerin yaratılışında, gece ile gündüzün birbiri ardınca gelişinde, insanlara yarar sağlayacak şeylerle denizde seyreden gemilerde, Allah’ın gökyüzünden indirip kendisiyle ölmüş toprağı dirilttiği yağmurda, yeryüzünde her çeşit canlıyı yaymasında, rüzgârları ve gökle yer arasındaki emre amade bulutları evirip çevirmesinde elbette düşünen bir topluluk için deliller vardır “Bakara,164

“Gökleri ve yeri hak ve hikmete uygun olarak yaratmıştır. Geceyi gündüzün üzerine örtüyor, gündüzü de gecenin üzerine örtüyor. Güneşi ve ayı da koyduğu kanunlara boyun eğdirmiştir. Bunların her biri belli bir zamana kadar akıp gitmektedir. İyi bilin ki O, mutlak güç sahibidir, çok bağışlayandır.”Zümer, 5

Bu yıl ilk cemre 20 şubat Çarşamba günü havaya düştü. Sözlükler de ve eski eserler de cemre ile ilgili yazılanları hatırlayalım.

Yazının Devamı

Ramazanoğlu Mahmut Sami ks Hazretleri ve Hayatından örnekler…

“(Ey Muhammed!) Sen hangi işte bulunursan bulun, ona dair Kur’an’dan ne okursan oku ve (ey insanlar, sizler de) hangi şeyi yaparsanız yapın, siz ona daldığınızda biz sizi mutlaka görürüz. Ne yerde, ne de gökte, zerre ağırlığınca, (hatta) bu zerreden daha küçük veya daha büyük olsun, hiçbir şey Rabbinden uzak (ve gizli) olmaz; hepsi muhakkak apaçık bir kitapta (Levh-i Mahfuz´da yazılı)dır”Yunus,61

“Bilesiniz ki, Allah’ın dostlarına hiçbir korku yoktur. Onlar üzülmeyeceklerdir de.” Yunus,62

“Onlar iman etmiş ve Allah’a karşı gelmekten sakınmış olanlardır.”Yunus,63

Yazının Devamı

Semud kavmi ve Salih as.. (2)

“Sen gerçekten büyülenmiş birisin! Sen de bizim gibi sadece bir insansın. Eğer dediğin gibi bir peygambersen, hadi bize bir mucize getir!” Şuara,53-54

Semud kavmi Salih as’ dan bir mucize isterler. Hz. Allah cc mucize olarak bir deveyi kayadan çıkararak yaratır. Taberi, Tefsir, VIII,290-302; Razi, Tefsir, XIV,162-163 “Semud kavmine açıkça görülen bir mucize olarak dişi deveyi verdik, ama onlar bunu inkar ederek nefislerine yazık ettiler. Oysa biz mucizeleri sadece korkutup uyarmak için göndeririz.” İsra,9

“Biz onları sınamak için dişi deveyi gönderiyoruz. Sen onların ne yapacağını izle ve sabırlı ol. Suyun deve ile aralarında dönüşümlü olacağını kendilerine haber ver. Herkes su nöbetinde hazır olsun.” Kamer,27-28

Yazının Devamı

Semud Kavmi ve Salih as… (1)

“Ey Salih! Sen, bundan önce aramızda kendisine ümit bağladığımız biriydin. Şimdi de bizi atalarımızın taptığı şeylerden vazgeçirmek mi istiyorsun? Bizi inanmaya çağırdığın konuda derin bir şüphe içindeyiz.” Sebe, 54

Semud kavmi, Arap yarımadasında Ad kavminden sonra yaşamış en meşhur kavimdir. Peygamberimiz sav’den önce Araplar arasında Semud kavmi ile ilgili hikayeler konuşuluyordu. Ad kavmi helak olduktan sonra, inananlar önce Mekke tarafına, daha sonra Medine ile Şam arasında bulunan Vadi’l Kura’nın Hicr bölgesine yerleşmişlerdir. Nuh’un oğlu Sam’ın neslinden gelen Semud’a dayandıkları için Semud kavmi adı verilmiştir.

Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyrulmaktadır, ”Şunları hatırlayın: Allah sizi, Ad kavminden sonra onların yerine getirdi ve yeryüzüne yerleştirdi; orada ovalara saraylar kuruyor, dağları yontarak evler yapıyordunuz.” Araf ,74

Yazının Devamı

Hz. Ali ra Şehit Edilişi...

“Sizin dostunuz ancak Allah’tır, Resûlüdür ve Allah’ın emirlerine boyun eğerek namazı kılan, zekâtı veren mü’minlerdir “Maide,55

“Kim Allah’ı, O‘nun peygamberini ve inananları dost edinirse, bilsin ki şüphesiz Allah taraftarları galiplerin ta kendileridir “Maide,56

Hz. Ali ra, Hicret’ten yirmi üç sene önce miladi 599 senesinde Mekke’de doğdu. Hz. Ali ra Cennetle müjdelenen on sahabeden biri ve Ehl-i beytin birincisidir.

Yazının Devamı

Hz. Selmân-ı Fârisî ra hayatından kesitler…

“Her kim de iman eder ve salih amel işlerse, ona mükâfat olarak daha güzeli var. (Üstelik) ona emrimizden kolay olanı söyleyeceğiz.” Kaf,88

Hz. Peygamberimiz sav “Öncüler dörttür. Ben Arapların, Suheyb Rumların, Selmân Farisîlerin, Bilal de Habeşlilerin öncüsüdür”buyurmuştur. Zehebî, A’lamu’n-nübelâ,I, 539.

Hz. Selmân-ı Fârisî ra zâhid ve âbid bir kişiliği ile hayatında yalnızca Kur’an ve Sünneti esas alan bir yapısı vardı. Müslüman olmadan önceki hayatı ve sonrasına baktığımızda Selmân’ın bilgiyle hareket eden, bir kimliğe sahip olduğunu görüyoruz. Atalarının Mecusiliği terk etmesi, din arayışı ve hakikate ulaşma arzusu onun geniş bir düşünce dünyasına sahip olduğunu göstermektedir.

Yazının Devamı

Hanımların Beylerine Karşı Davranış Şekilleri

“Allah, kocası hakkında seninle tartışan ve Allah’a şikâyette bulunan kadının sözünü işitmiştir. Allah, sizin sürdürdüğünüz konuşmayı (zaten) işitmekteydi. Şüphesiz Allah hakkıyla işitendir, hakkıyla bilendir.” Mücadele,1

“Kadınlar hakkında senden fetva istiyorlar. De ki: “Onlar hakkında size fetvayı Allah veriyor.” Kitapta, kendilerine (verilmesi) farz kılınan (miras)ı vermediğiniz ve evlenmek istediğiniz yetim kızlara, zavallı çocuklara ve yetimlere âdil davranmanıza dair, size okunmakta olan âyetler de bunu açıklıyor. Ne hayır yaparsanız, şüphesiz Allah onu bilir. “Nisa,127

“Boşanmış kadınlar kendi kendilerine üç ay hâli (hayız veya temizlik müddeti) beklerler. Eğer Allah’a ve ahiret gününe inanıyorlarsa, Allah’ın kendi rahimlerinde yarattığını gizlemeleri onlara helâl olmaz. Kocaları bu süre içinde barışmak isterlerse, onları geri almağa daha çok hak sahibidirler. Kadınların, yükümlülükleri kadar meşru hakları vardır. Yalnız erkeklerin kadınlar üzerinde bir derece farkı vardır. Allah, mutlak güç sahibidir, hüküm ve hikmet sahibidir” Bakara,228

Yazının Devamı

Erkeğin Hanımına Karşı Davranış Şekilleri…

“Ey iman edenler! Eşlerinizden ve çocuklarınızdan size düşman olanlar da vardır. Onlardan sakının. Ama affeder, kusurlarını başlarına kakmaz, kusurlarını örterseniz, bilin ki, Allah çok bağışlayan, çok esirgeyendir.”Tebağün,14

1703-1780 yılları arasında yaşayan büyük alim ve mutasavvıf Erzurumlu İbrahim Hakkı Hazretleri’nin Marifetname adlı kitabında zikrettiği, beylerin hanımlarına karşı davranışları otuz olarak saymıştır. Biz bir kısmını zikrederek günümüz için de geçerliliğini koruduğunu hatırlayalım istedik. Marifetname,542-543

1-Erkek, hanımına iyi davranmalı. 2-Erkek, hanımına daima sakin, yavaş ve latif olmalı ve daima yumuşak, söylemeli. Nitekim Peygamberimiz sav’den şöyle rivayet edilmiştir: “Halkın hayırlısı, ailesine hayırlı ve faydalı olan kimsedir”. İbni Mace,Nikah,50;Tirmizi,Menakıb,63 3-Erkek, hanımının bulunduğu yere girince ona selam verip halini, hatırını sormalı. 4-Erkek, hanımını tenhada sevinçli bir halde buldu ise onun saçlarını eline alıp ve çeşitli latifelerle eşini kucaklamalıdır. 5- Erkek, hanımını tenhada kederli bir halde huldu ise ona muhabbet ve şefkat gösterip hatırını sormalı ve ona tatlı sözler söylemelidir. 6- Erkek, daima, bir takım tatlı vaadlarla eşinin gönlünü almalıdır. Zira ki kadın, erkeğin, evinde mahbus kalmış ve”başkalarından ümidini kesmiş olan biricik yari ve yardımcısı, gamını gidericisidir. 7- Erkek, hanımına çocuk terbiyesinde yardım etmelidir. Zira ki çocuk, anasına feryad ve figan ile gece gündüz göz açtırmaz. Bundan ötürü, kadınına yardım eden erkeğin, Mevla da yardımcısıdır. 8- Erkek, hanımına münasib gördüğü kıymetli kumaşlardan giyecekler giydirmelidir. 9- Erkek, hanımına da kendi yediklerinden yedirmeli, kadınını daha bol yaşatmalı ve giyimini ve yemesini daima boynuna borç bilmelidir. 10- Erkek, dünya işlerinde olan kusuru için eşini hiç bir zaman döğüp sövmemelidir. . . 11- Erkek, hanımının Din işlerinde olan kusuru için, onunla, bir günden. fazla küsüşmemelidir. 12- Erkek, hanımına daima tatlı ve yumuşak davranmalı ve daima yüzüne gülüp ona dostluk göstermelidir. Çünkü güler yüzlülük için alınmıştır. 13- Erkek, hanımının kötü huyu galeyana geldiğinde, kusuru kendinde aramalı ve: “Eğer, ben kendimi doğrultsam karım da bu huyundan vaz geçer” demelidir. Büyük Velilerden biri karısının kötü huyuna sabr eder ve bu hali soranlara dermiş ki: “Korkarım ki karısının eziyetine sabr etmeyerek bir kimse bir eş alırsa ikisi de belaya düşerler”. 14- Erkek, hanımı hiddet halinde iken susmalıdır ki kadın, yaptığından utanıp, kocasından özür dilesin. Çünkü, kadın, zayıftır ve ancak, sükut karşısında hiddetini yenebilir. 15- Erkek, hanımının iyi huyu üstün gelip her hizmeti güler yüzle yaptıkça, ona, dua ve Allah’a şükr ve sena etmelidir. Çünkü, erkeğe uygun düşen bir kadın, şükrü yerine getirilemeyecek büyük bir nimettir. 16- Erkek, hanımına öyle davranmalıdır ki karısı: “Kocam beni bütün kadınlardan ziyade beğeniyor ve seviyor” demelidir. 17- Erkek, yeyip içmeğe, giyim kuşama ve eve ait ihtiyaçlar için hanımının da fikirlerini almalı. Fakat, ağır işlerin hallinde hanımın kafasını yormamalıdır. 18- Erkek, hanımının büyük bir günah sayılmayacak ufak tefek kusurlarından ve yalan dolanından gafil ve habersiz görünmelidir. 19- Erkek, hanımının her türlü sırlarını ve ayıplarını asla kimseye açıklamamalıdır. 20- Erkek, hanımı ile şakalaşmalı ve latifeler söylemeli. Hz. Peygamberimiz sav, eşi Hz. Ayşe ile halkın en zarifi idi. Hatta, Hz. Peygamberimiz sav , Hz. Ayşe ile bir koşu yarışması bile yapmıştı. Ebu Davud, Cihad,68. Zira, erkeğin hanımı ile eğlenmesi yersiz ve yanlış bir eğlence değildir; belki haktır ve taattır. 21- Erkek; hanımını sokak üstleri ne rastlayan yerlerde ve balkonlarda oturtmamalıdır, ta ki yabancılar seyr edip onlara meyli akmasın! 22- Erkek, hanımına Kur’an-ı Kerim okumayı ve Dini usulleri öğretmelidir. 23- Erkek, hanımına pek şatafatlı elbiseler giydirmemelidir. 24- Erkek, hanımından izinsiz seyehata çıkmamalı ve hatta, Hacca bile gitmemelidir. 25- Erkek, hanımına, evhamlarını, gamlarını, düşmanlıklarını, borçlarını söylememelidir. 26- Bir kimsenin hanımı iyi huylu ise ve erkeğini daima dinliyorsa, artık, ondan başka kadın aramamalıdır. 27- Erkek, hanımına, gerek onun önünde ve gerek onun arkasından, hayır dua etmeli, beddua etmemelidir. Zira ki kadın, gece gündüz demeyip erkeğine hizmet etmektedir. O, erkeğinin hem aşçısı, hem terzisi, hem yıkayıcısı, hem hazinedarı ve hem de biricik içli ve dışlı dostu ve sevgilisidir.

Yazının Devamı

İYİ KOMŞU OLMAK.…

Erzurumlu İbrahim Hakkı Hazretleri “Marifetnâme” adlı eserinde, “İyi komşuluk için uyulması gereken şartlar”ı, kırk olarak tesbit etmiştir.

Ey Aziz, malum olsun ki, edep ehli kimseler: “Komşunun komşularıyla geçiminin edep ve erkanı kırktır” demişlerdir.

1. Kişinin kendi evine bitişik olanlarla, karşısında bulunup da kapıları görünenlerden kırk eve kadar oturanlar, zımmi (Hıristiyan veya Yahudi) olsalar bile komşularıdır. Bunlara, iyilik etmek ve gerçekten akraba gibi güzel davranmaktır. 2. Komşunun ev halkına, kötülük etmeyip, onların namusunu korumaktır. 3. Komşuya gelip, gidene uzun uzun bakıp, rahatsız etmemektir. 4. Komşusu açken, kendi tok yatmamaktır. 5. Komşuyu el veya diliyle incitmekten sakınmaktır. 6. Komşunun evine, penceresinden, duvarından izinsiz bakmamaktır. 7. Komşularına azdan çoktan zımmi de olsa hediye vermektir. 8. Kokusu duyulacak bir yemek pişirildiğinde, bitişik komşuya hediye etmektir. 9. Satın aldığı meyveden, rastladığı komşusuna hediye etmektir. 10. Komşuları borç isterse, vermektir. 11. Komşuları muhtaç kaldıysa, ihtiyaçlarını gidermektir. 12. Komşusunu bayramlarda ziyaret etmektir. 13. Komşunun hayvanlarına taş atmamaktır. 14. Komşunun çocuklarını, kendininkilere dövdürüp sövdürmemektir. 15. Komşuların izni olmadan, kendi binasını, onlarınkinden yüksek ve önlerini kapayacak şekilde yaptırmamaktır. 16. Komşularını, kendi taraflarından, duvara ağaç kakmaktan menetmektir. 17. Komşularına, kendi oluklarının akıntısıyla veya yolunun toprak kazıntısı ve kar kürün- tüsüyle rahatsız vermemektir. 18. Komşuların sırlarını ve ayıplarını soruşturmamaktır. 19. Komşuların hallerini ve işlerini başkalarına söylememektir. 20. Komşularına yolda rastladıkça ilk önce selam vermektir. 21. Komşularla konuşurken lafı uzatmayıp, lüzumu kadar konuşmaktır. 22. Komşularından su, tuz ve ateş gibi zaruri maddeleri esirgemeyip vermektir. 23. Komşuların hediyesini, az da olsa kabul edip, çok bilmektir. 24. Komşuların ayıplarını örtmektir. 25. Komşularına dert ortağı olmaktır. 26. Komşularından izin almadan evini yabancıya satmamaktır. 27. Komşusu bir yerden dönünce ziyaret etmektir. 28. Komşularını kederli günlerinde teselli etmektir. 29. Komşuları tarafından davet olununca, kabul edip gitmektir. 30. Komşuları tarafından davet olununca, kabul edip gitmektir. 31. Komşusu bir şey isteyince memnuniyetle vermektir. 32. Komşusu bir kusur işleyince, af ederek, sevgi uyandırmaktır.

Yazının Devamı

VAKIF NEDİR?

“Sevdiğiniz şeylerden infak etmedikçe asla «birr»e (iyiliğin kemal noktasına) eremezsiniz! Her ne infak ederseniz, Allah onu hakkıyla bilir.”Ali İmran, 92

Vakıf, Mükellef kimsenin; kendi mülkü olan belli ve dayanıklı malının. menfaatini bir şarta bağlamadan Müslüman veya zımmî fakirlere bırakması. Vakıf; lügatte habs ve men etmek, alıkoymak mânâlarına gelir. Vakıf şartlarının yazılı olduğu belgeye vakfiye denir. Vakfedilen mal, sâhibinin mülkünden çıkar. Satılmaz, bağışlanmaz, mîras bırakılmaz.

Peygamberimiz sav ve sahabenin bir çok vakıfları olduğu bilinmektedir. Vakıflar, en büyük gelişmeyi Osmanlılar zamanında göstermiştir. 1530-1540 seneleri arasında yapılan vakıflarla ilgili tahrirlere göre; yalnız Anadolu eyâletinde vakıf yoluyla 45 imâret, 342 câmi, 1055 mescit, 110 medrese, 154 muallimhâne, 1 kalenderhâne, 1 mevlevîhâne, 2 dârülhuffâz, 75 büyük han ve kervansaray kuruldu. Bu müesseselerde vazîfe yapan 121 müderris, 3756 hatîb, imam, müezzin, 3229 şeyh, kayyım, talebe veya mütevellinin giderleri ve maaşları vakıflardandı.

Yazının Devamı

Hz. Mevlana ……

Hak dostu bir kişiye bende olmak, padişahların başlarına taç olmaktan iyidir.’

Mevlana 30 Eylül 1207 yılında bugün Afganistan sınırları içerisinde yer alan Horasan’ın Belh şehrinde doğmuştur. Mevlana’nın babası Belh Şehrinin ileri gelenlerinden olup, Bahaeddin Veled’tir. Annesi ise Belh Emiri Rükneddin’in kızı Mümine Hatun’dur. Bahaeddin Veled Moğol istilası nedeniyle Belh’ den ayrılmak zorunda kalmıştır. 1212 veya 1213 Belh’ den ayrıldı. Nişabur’a gidip tanınmış nakşi mutasavvıf Feridüddin Attar ile karşılaştılar. Mevlana küçük yaşına rağmen Feridüddin Attar’ın dikkatini çekmiş ve takdirlerini kazanmıştır. Mevlana’nın babası Bağdat’a sonra Kûfe yolu ile Mekke’ye gitti. Hac farizasını yerine getirdikten sonra, dönüşte Şam, Malatya, Erzincan, Sivas, Kayseri, Niğde yolu ile Lârende’ye (Karaman) gelir. 1222 yılında Karaman’da Subaşı Emir Mûsâ’nın yaptırdığı medrese de hocalığa başlar.

Mevlâna 1225 yılında Şerafettin Lala’nın kızı Gevher Hatun ile Karaman’da evlendi. Bu evlilikten Mevlâna’nın Sultan Veled ve Alâeddin Çelebi adlı iki oğlu oldu. Yıllar sonra Gevher Hatun’u kaybeden Mevlâna bir çocuklu dul olan Kerrâ Hatun ile ikinci evliliğini yaptı. Mevlâna’nın bu evlilikten de Muzaffereddin ve Emir Âlim Çelebi adlı iki oğlu ile Melike Hatun adlı bir kızı dünyaya geldi.

Yazının Devamı

Hz. Peygamberimiz sav in Gençliği

Hz. Peygamberimiz sav sekiz yaşına geldiği zaman dedesi Abdülmuttalib seksen iki yaşında vefat etti. Abdülmuttalib vefatından önce çok sevdiği torununu oğulları arasında, Hz. Muhammed sav’in babası Abdullah’la ana-baba bir kardeş olan amcası Ebu Talib’e emanet etmişti.Hz. Muhammed Efendimiz sav sekiz yaşından yirmibeş yaşına kadar amcası Ebu Talib’in yanında kalmıştır.

Bu döneme ait mevcut olaylar arasında şüphesiz önemli olanlarından birisi, Hz. Peygamberimiz sav’in Rahib Bahira ile karşılaşması hadisesidir.. Hz. Peygamberimiz sav on iki yaşlarında iken amcası Ebu Talib ile birlikte Şam’a doğru yol alan ticari bir kervana katılmış ve kafile Şam yakınlarında Busrâ adlı bir köyde mola verdiği zaman buradaki manastırda bulunan Bahira adlı rahib, okuduğu kitaplara göre Hz. Peygamberimiz sav’ deki özelliklere bakarak O’nun ileride çıkması beklenilen son peygamber olabileceği kanaatine varmıştı.

Başka bir olay ise Mekkelilerin dini bir ayini ve bayramı olan Büvane’ye çocukluk yıllarında amca ve halalarının zorlamaları ile giden Hz. Muhammed sav o yerde henüz kendisine sıra gelmeden ilâhi haşyet içerisinde Hz. Peygamberimiz sav kısa bir baygınlık geçirmişti.Bu olaydan sonra akrabaları O’nu cahiliye adetlerinin olduğu yerlere götürmediler.

Yazının Devamı

Peygamberimiz sav'in doğumuna sevinmek. .

“(Ey Muhammed!) De ki: “Ey insanlar! Şüphesiz ben, yer ve göklerin hükümranlığı kendisine ait olan Allah’ın hepinize gönderdiği peygamberiyim. O’ndan başka hiçbir ilâh yoktur. O, diriltir ve öldürür. O hâlde, Allah’a ve O’nun sözlerine inanan Resûlüne, o ümmî peygambere iman edin ve ona uyun ki doğru yolu bulmasınız” Araf,158

Sahabeden Ka`b b. Züheyr’in meşhur “Bânet Su`âd”ı Resûlullah sav zamanında yazmış ve Nebi sav ‘i övmüş ve Peygamberimiz sav kendine hırkasını hediye ettiği için “Kaside-i Bürde” ismiyle meşhur olmuştur. Yine Bûsirî`nin meşhur “Bürde”si de aynı zamanda bir mevlid sayılır.

İbn Hacer al-Askalani’de, mevlid hakkında şöyle dediği rivayet edilir, “Asr-ı Saadette ve selef-i salihin zamanında hiç kimse mevlid merasimi tertip etmemiştir. Hicretten üç asır sonra ihdas edilmiştir. Mevlid`in iyi tarafları vardır. İyi tarafları yapılırsa bid`at-ı hasenedir. Yoksa bid`at-ı seyyi`edir. Mevlid`in meşru`iyetine dair güclü bir vesika buldum: Buhari ile Müslim`de sabit olmuştur ki, Peygamber sav, Medine`ye geldiğinde Yahudilerin aşure günü oruç tuttuklarını gördü, onlara oruç tutmalarının sebebini sorunca şöyle dediler: Bugün Allah`ın Fir`avnı denizde boğduğu ve Musa`yı kurtardığı bir gündür. Bunun için Allah`a şükür eder ve oruç tutarız. Bunun üzerine Peygamber sav buyurdu ki: “Biz Musa`ya daha yakınız.” Bundan anlaşılıyor ki böyle bir günde Allah`a şükür etmek tam yerindedir. (Suyuti,,Husnu’l Maksad Fi Ameli’l Mevlidi,63-65.)

Yazının Devamı

Ölüm Haktır….

“Her can, ölümü tadacaktır…” Enbiyâ, 35

Bu yazımızda ölüm hakkında ki ayet ve bazı hadislere kulak verelim istedik.

“O ki, hanginizin daha güzel davranacağını denemek için ölümü ve hayâtı yaratmıştır…” Mülk, 2 “Her canlı ölümü tadar. Bir imtihân olarak sizi hayırla da şerle de deniyoruz. Ve siz ancak bize döِndürüleceksiniz…” Enbiyâ, 35 “Rabbim! Beni(m ölümümü) yakın bir süreye kadar geciktirsen de, sadaka verip sâlihlerden olsam!” Münâfikûn, 10 “Hele can boğaza dayandığı zaman, o vakit siz bakar durursunuz. Biz ona sizden daha yakınız, ama göremezsiniz.” Vâkıa, 83-85 “Ölüm sarhoşluğu gerçekten gelir de: İşte (ey insan) bu, senin öteden beri kaçtığın şeydir, denir.” Kâf, 19 “Melekler, onların yüzlerine ve sırtlarına vurarak canlarını alırken halleri nasıl olacak?” Muhammed, 27 “O gün ne mal fayda verir, ne evlâd! Ancak kalb-i selîm ile gelenler müstesnâ!..” Şuarâ, 88-89 “Kime uzun ömür verirsek, biz onun yaratılışını (gençliğini ve güzelliğini)bozar, onu beli bükük hâle getiririz. O kimseler bunu idrâk etmez mi?(Yolculuk ne tarafa?)” Yâsîn, 68 “…(Yâ Rabbî!) Benim canımı Müslüman olarak al ve beni sâlihler zümresine ilhâk eyle.” Yûsuf, 101 “…Rabbimiz! Bize bol bol sabır ver ve müslüman olarak canımızı al!” (el-A’raf, 126) “Sana yakîn (ölüm) gelinceye kadar Rabbine kulluk et!” (el-Hicr, 99) “O gün ne mal fayda verir, ne evlâd! Ancak kalb-i selîm ile gelenler müstesnâ!..” Şuarâ, 88-89 “Ey îmân edenler! Allâh’tan O’na yaraşır şekilde korkun ve Müslüman olarak can verin.” Al-i İmrân, 102

Yazının Devamı

Hz. Ömer rh. (Şehit edilişi anısına Miladi 644 Kasım ayı ilk haftası)

Hz. Ömer rh ibadet ederken bütün benliğiyle Rabbine yönelirdi. Kendisi gece teheccüd namazı kılardı. Sabah namazına, ev halkını kaldırırken Kur’an-ı Kerim’de ki “ve namazı ailene emret” Tâhâ, 132 mealindeki ayeti okurdu. Halife olduktan sonra, devlet işleriyle uğraşmasından dolayı kendi geçiminin temini için Ashab’a müracaat etmiş, Hz. Ali rh’in teklifine uyularak normal ölçülerde beytülmaldan geçimi sağlanmıştı. Hicri 15 yılında Müslümanlara maaş bağlandığı zaman, ona da ileri gelen Ashab’a verilen miktarda, beş bin dirhem maaş tayin edilmişti. Fakat, onun günlük gideri çok mütevazi idi. Hz. Ömer rh yemek olarak genellikle şunları yerdi, Ekmek, bazen et, süt, sebze ve sirke idi. Hz. Ömer rh’ın, şahsi hayati oldukça sadeydi. Hz. Ömer rh bazen dul bir kadına su taşırken görülür, bazen da günün yorgunluğunu hafifletmek için mescid’in toprak zemini üzerinde uyuduğu görülürdü.. Medine’den Mekke’ye çok sayıda yolculuk yapmış olduğu halde hiç bir zaman yanına çadır almamış ve yolda, bir çarşafı dalların üzerine gererek basit bir şekilde dinlenmeyi tercih etmiştir.

Bir gün, Ahnef b. Kays yanında Arapların ileri gelenlerinden bazı kimselerle birlikte Hz. Ömer rh’i ziyarete gitmiş; onu, elbisesinin eteklerini beline sıkıştırmış olduğu halde koşar bir vaziyette bulmuştu. Hz. Ömer rh, Ahnef’i gördüğünde ona; “Gel de kovalamaya katıl. Devlete ait bir deve kaçtı. Bu malda kaç kişinin hakkı olduğunu biliyorsun” dedi. Bu esnada biri ona neden kendini bu kadar üzdüğünü ve deveyi yakalamak için bir köleyi görevlendirmediğini söyleyince O; “Benden daha iyi köle kimmiş?” diyerek karşılık vermiştir.” Sibli Numanî, Bütün Yönleriyle Hz. Ömer ve Devlet İdaresi, Terc. Talip Yasar Alp, istanbul t.y,I, 384-385.

Hz. Peygamberimiz sav’in Medine’ de Hayber’in fethini müteakip burada ele geçirilen araziler, savaşa katılanlar arasında taksim edilmişti. Hz. Ömer rh kendi payına düşen araziyi vakfetmiş ve bir vakıf şartnamesi de düzenlemişti: “Bu arazi satılamaz, hibe edilemez ve miras yolu ile sahip olunamaz; geliri fakirlere, akrabaya, kölelere, Allah yolunda, yolcu ve misafirlere harcanacaktır. Vakfı yöneten kişinin ölçülü olarak yemesinde ve yedirmesinde bir sakınca yoktur” Buhari, şurût, 19. Bu bağışın Hz. İbrahim’ den sonra Islâm’da ilk vakıf olduğu bilinmektedir.

Yazının Devamı

İstişare, Cumhuriyet ve Cumhurun Kararı

“Allah’tan bir rahmet dolayısıyla, onlara yumuşak davrandın. Eğer kaba, katı yürekli olsaydın onlar çevrenden dağılır giderlerdi. Öyleyse onları bağışla, onlar için bağışlanma dile ve iş konusunda onlarla istişare et. Eğer azmedersen artık Allah’a tevekkül et. Şüphesiz Allah, tevekkül edenleri sever.” Ali İmran Suresi, 159

Kur’an ahlakı ile ahlaklanan müminler, her konuda karar almaları gerektiğinde mutlaka birbirleriyle fikir alışverişinde bulunur ve ortak karar alırlar. Rabbimiz, Şura Suresi’nde bu konunun önemine dikkat çekmiştir. “Size verilen herhangi bir şey sadece dünya hayatının geçici bir menfaatidir. Allah katında bulunanlar ise iman edip sadece Rablerine güvenen kimseler için daha hayırlı ve daha kalıcıdır” Şura,36 “O iman edenler, büyük günahlardan ve hayasızlıktan kaçınırlar. Onlar öfkelendikleri zaman da kusurları bağışlarlar”Şura,37

“Onlar, Rablerinin davetini kabul ederler ve namazı dosdoğru kılarlar. Onların işleri de kendi aralarında bir istişare iledir. Kendilerine verdiğimiz rızıktan onlar Allah yolunda harcarlar” Şura,38 “Onlar, bir zulüm ve saldırıya uğradıkları zaman birbirleriyle yardımlaşırlar”Şura,39

Yazının Devamı

SELAMLAŞMAK…….Hz. Allah’ın emridir….

“Ey iman edenler! Kendi evinizden başka evlere, geldiğinizi farkettirip (izin alıp) ev halkına selâm vermedikçe girmeyin. Bu sizin için daha iyidir; herhalde (bunu) düşünüp anlarsınız.” Nur,27

“Evlere girdiğiniz zaman, Allah tarafından mübarek ve pek güzel bir yaşama dileği olarak kendinize (birbirinize) selâm verin. İşte Allah, düşünüp anlayasınız diye size âyetleri böyle açıklar.”Nur,61

Selamlaşmak dinimizde üzerinde çok fazla durulan en güzel davranışlardandır.

Yazının Devamı