Dr. Hüseyin Yıldırım

Dr. Hüseyin Yıldırım

Umre’ ye Gitmek

“Haccı’da, umreyi’de Allah için tamamlayın….” Bakara,196

Kur’an-ı Kerim’de Kabe için söyle buyrulmaktadır.

“Şüphesiz, âlemlere bereket ve hidayet kaynağı olarak insanlar için kurulan ilk ev (mâbet), Mekke´deki (Kâbe)dir”Ali İmran,96 “Hani Evi (Ka’be’yi), insanlar için bir toplanma ve güvenlik yeri kılmıştık. “İbrahim’in makamını namaz yeri edinin” İbrahim ve İsmail’e de “Evimi tavaf edenler, itikafa çekilenler ve rüku ve secde edenler için temizleyin” diye ahid verdik. İbrahim de demişti ki: Ey Rabbim! Burayı emin bir şehir yap, halkından Allah’a ve ahiret gününe inananları çeşitli meyvelerle besle. Allah buyurdu ki: Kim inkâr ederse onu az bir süre faydalandırır, sonra onu cehennem azabına sürüklerim. Ne kötü varılacak yerdir orası! Bir zamanlar İbrahim, İsmail ile beraber Beytullah’ın temellerini yükseltiyor (şöyle diyorlardı:) Ey Rabbimiz! Bizden bunu kabul buyur; şüphesiz sen işitensin, bilensin.” Bakara,125-127

Yazının Devamı

Mescid (Cami) ve Önemi

Camiler ve Din Gönüllüleri haftası (1-7 Ekim) nedeniyle mescid ve camilerimiz ile ilgili ayet ve hadisleri hatırlayalım istedik.

Ebû Zerr ra’den rivayete göre, şöyle demiştir: Resulullah sav yeryüzünde ilk defa hangi mescidin tesis edildiğini sordum. Cevap olarak; “mescid-i Haram” buyurdu. . Bundan sonra hangisi inşa olundu, dedim Mescid-i Aksâ” buyurdu.

Kâbe-i Muazzama’nın ilk olarak Hz. Âdem tarafından inşa edildiği, Hz. İbrahim ve oğlu İsmail as tarafından aynı temeller üzerine yeniden bina edildiği nakledilmektedir.

Yazının Devamı

OKUMAK, OKUMAK VE YİNE OKUMAK

İslam Dini, bilgiye ulaştıracak bütün meşru yolları açık tutmuştur. Bilgi, okuma ve öğrenmek için, zaman, mekan, yaş sınırı koymamıştır. Erkek ve kadın herkese beşikten mezara kadar ilim öğrenmeyi emretmiştir. Hayatın her aşamasında kişinin kendi durum ve konumuna göre ilimle iç içe olmasını istemiştir. Allah cc bilginin ve okumanın önemine vurgu yapmak için ilk vahyinde: ‘Oku yaratan rabbinin adıyla oku!O insanı bir kan pıhtısından yarattı. Oku, rabbin nihayetsiz kerem sahibidir ki o, kalemle yazı yazmayı öğretendir. İnsana bilmediğini o öğretti.’ Buyurmuştur. Alak Süresi,1-5

İslam’da, ilim öğrenmek ve öğretmek ibadet olarak kabul edilmiştir. Bilginin insanı yücelteceği Kuran-ı Kerim’de şöyle ifade edilmektedir: ‘Allah, içinizden inananların ve kendilerine ilim verilenlerin derecelerini yükseltir.’ Mücadele Süresi,11

Allah cc Kuran-ı Kerim de ‘Biz insanlara böyle misaller veriyoruz. Bunu ancak alimler anlayabilirler.’ Ankebut Süresi,43

Yazının Devamı

MUHARREM AYI VE AŞÜRE GÜNÜ

“Şehrullahi’l-Muharrem” olarak meşhur olan, yani “Allah’ın ayı Muharrem” olarak bilinen Muharrem ayı, İlahi bereket ve feyzin, Rabbani ihsan ve keremin bollaştığı bir aydır.

Allah’ın ayı, günü ve yılı olmaz, ancak Allah’ın rahmetine ermenin önemli bir fırsatı olduğu için Peygamberimiz sav tarafından bu şekilde ifade edilmiştir. Âşura Günü ise Muharrem’in 10. günüdür. Âşura Gününün Allah katında ayrı bir yeri vardır. Bugünde Cenâb-ı Hak on peygamberine on çeşit ikramda bulunmuş ve kudsiyetini arttırmıştır. Bu günlerde oruç tutmak çok faziletlidir.Hicrî Senenin ilk ayı olan Muharrem ayının 10. günü Âşura Günüdür. Muharrem ayının diğer aylar arasında ayrı bir yeri olduğu gibi, Âşura Gününün de diğer günler içinde daha mübarek ve bereketli bir konumu bulunmaktadır. Âşura Gününün Allah katında da çok seçkin bir yerinin olduğunu Fecr Sûresinin ikinci âyeti olan “On geceye yemin olsun” ifâdelerinin tefsirinden öğrenmekteyiz.Bazı tefsirlerimizde bu on gecenin Muharrem’in Âşurasine kadar geçen gece olduğu beyan edilmektedir. Elmalı Tefsiri,8,5793 Cenâb-ı Hak bu gecelere yemin ederek onların kudsiyet ve bereketini bildirmektedir.

Bugüne “Âşura” denmesinin sebebi, Muharrem ayının onuncu gününe denk geldiği içindir. Peygamberimiz sav’ in hadislerine göre, bu güne bu ismin verilmesinin hikmeti, o günde Cenâb-ı Hak on peygamberine on değişik ikram ve ihsan ettiği içindir. Bu ikramlar şöyle belirtilmektedir: 1. Allah cc, Aşure günü Hz. Musa’yı denizi yararak kurtarmış, Firavun ile ordusunu sulara gömmüştür. 2. Hz. Nuh as gemisini Cûdi Dağının üzerine Âşura Gününde demirlemiştir. 3. Hz. Yunus as balığın karnından Âşura Günü kurtulmuştur. 4. Hz. Âdem’in as tövbesi Âşura Günü kabul edilmiştir. 5. Hz. Yusuf kardeşlerinin atmış olduğu kuyudan Âşura Günü çıkarılmıştır. 6. Hz. İsa as o gün dünyaya gelmiş ve o gün semâya yükseltilmiştir. 7. Hz. Davud’un as tövbesi o gün kabul edilmiştir. 8. Hz. İbrahim’in as oğlu Hz. İsmail o gün doğmuştur. 9. Hz. Yakub’un as oğlu Hz.Yusuf’un hasretinden dolayı kapanan gözleri o gün görmeye başlamıştır. 10. Hz. Eyyûb as hastalığından o gün şifaya kavuşmuştur. Müslim Şerhi, 140; Diyarbekri,1/360 İşte böylesine mânalı ve kudsî hâdiselerin yıldönümü olan bu mübarek gün ve gece, Saadet Asrından beri Müslümanlarca hep kutlana gelmiştir. Bugünlerde ibadet için daha çok zaman ayırmışlar, başka günlere nisbetle daha fazla hayır hasenatta bulunmuşlardır. Çünkü, Cenab-ı Hakkın bugünlerde yapılan ibadetleri, edilen tövbeleri kabul edeceğine dair hadisler mevcuttur. Âşura Gününde ilk akla gelen ibadet ise, oruç tutmaktır. Muharrem ayı ve Âşura Günü, Ehl-i Kitap olan Hıristiyan ve Yahudiler tarafından da mukaddes sayılırdı. Nitekim, Peygamberimiz sav Medine’ye hicret buyurduktan sonra orada yaşayan Yahudilerin oruçlu olduklarını öğrendi. “Bu ne orucudur?” diye sordu. Yahudiler, “Bugün Allah’ın Musa’yı düşmanlarından kurtardığı Firavun’u boğdurduğu gündür. Hz. Musa as şükür olarak bugün oruç tutmuştur” dediler. Bunun üzerine Resulullah Efendimiz s.a.v. de “Biz, Musa’nın sünnetini ihyaya sizden daha çok yakın ve hak sahibiyiz” buyurdu ve o gün oruç tuttu, tutulmasını da emretti. İbni Mace,Sıyam,131 Aşûra günü yalnız ehl-i kitap arasında değil, Nuh as’dan itibaren mukaddes olarak biliniyor, İslam öncesi Cahiliye dönemi Arapları arasında İbrahim as’dan beri mukaddes bir gün olarak biliniyor ve oruç tutuluyordu. Bu hususta Hazret-i Âişe r.a. validemiz şöyle demektedir: “Âşûrâ, Kureyş kabilesinin Cahiliye döneminde oruç tuttuğu bir gündü. Resulullah Efendimiz sav de buna uygun hareket ediyordu. Medine’ye hicret edince bu orucu devam ettirmiş ve başkalarına da emretti. Fakat Ramazan orucu farz kılınınca kendisi Âşûrâ gününde oruç tutmayı bıraktı. Bundan sonra Müslümanlardan isteyen bugünde oruç tuttu, isteyen tutmadı.” ‘ Buhari, Savm, 69 O zamanlar henüz Ramazan orucu farz kılınmadığı için Peygamberimiz sav ve Sahabileri vacip olarak o günde oruç tutuyorlardı. Ne zaman ki, Ramazan orucu farz kılındı, bundan sonra Peygamberimiz sav herkesi serbest bıraktı. “İsteyen tutar, isteyen terk edebilir” buyurdu. Müslim, Sıyam, 117 .Böylece Âşura orucu sünnet bir oruç olarak kalmış oldu. Bir zat Peygamberimiz sav’ e geldi ve sordu:

Yazının Devamı

HİCRİ TAKVİM VE HİCRİ YILBAŞI

Müslümanlar için Muharrem ayının birinci gecesi yeni yıldır. İslâmda yeni yıl, Muharremin birinci günü başlar. Müslümanlar ayları, ibadet günlerini, bayramları, Ramazan ve Kurbanı, Haccı, yılbaşını, zekatı… vb. hep İslâmî takvime göre tanzim etmek zorundadırlar.

Zira Hz. Allah cc Kur’an-ı Kerim’de ayların sayısını on iki olarak bildirmiştir. Rabbimiz şöyle buyurmaktadır: “Allah katında (yani Allah’ın hükmünde geçerli olan şey), ayların adedi muhakkak ki, oniki ay olmasıdır. Ki şunun bunun uydurması, faraziye ve nazariyesi veya kabulü ve benimsemesi değil, Allah’ın şu gökleri ve yeri yarattığı günkü kitabındaki kaydı, o gün yazılan yazının hükmü ve o gün yazdığı yazının ve takdirin gereği ve hak takviminin hükmü olarak, Allah tarafından kararlaştırılıp yazılan yazısında bu böyledir. Tevbe, 36

Hicri Takvim Peygamberimiz sav’in Mekke’den Medine’ye hicretini başlangıç kabul eden takvimdir.Aynı zaman da ayın dünya çevresinde dolanımını esas alan bir takvim sistemidir. Hicri Takvim; Hicri şemsi ve Hicri kameri takvim olmak üzere iki kısma ayrılır.

Yazının Devamı

Anne Baba Yanında Davranış Modelleri…

“Allah’a ibadet edin ve ona hiçbir şeyi ortak koşmayın. Ana babaya, akrabaya, yetimlere, yoksullara, yakın komşuya, uzak komşuya, yanınızdaki arkadaşa, yolcuya, elinizin altındakilere iyilik edin. Şüphesiz, Allah kibirlenen ve övünen kimseleri sevmez.” Nisa,36

“İnsana da, anne babasına iyi davranmasını emrettik. Annesi onu her gün biraz daha güçsüz düşerek karnında taşımıştır. Onun sütten kesilmesi de iki yıl içinde olur. (İşte onun için) insana şöyle emrettik: “Bana ve anne babana şükret. Dönüş banadır.”Lokman,14 “Eğer, hakkında hiçbir bilgi sahibi olmadığın bir şeyi bana ortak koşman için seninle uğraşırlarsa, onlara itaat etme. Fakat dünyada onlarla iyi geçin. Bana yönelenlerin yoluna uy. Sonra dönüşünüz ancak banadır. Ben de size yapmakta olduğunuz şeyleri haber vereceğim.”Lokman,15

“Biz insana, ana-babasına iyilik etmesini emrettik. Şâyet onlar seni, hakkında hiçbir bilgin olmayan şeyi bana ortak koşman için zorlarlarsa, bu takdirde onlara itaat etme. Dönüşünüz ancak bana olacaktır ve ben yapmakta olduklarınızı size haber vereceğim.”Ankebut,8

Yazının Devamı

Sultan Alparslan ve Duası….

Sultan Alparslan’ın cihadı kazanması için 26 Ağustos 1071 yılı Cuma günü camilerde hutbede okunan bu zafer duası ,

“Allah’ım İslâm sancağını yükselt ve İslâm’a yardım et. Sultan Alparslan’ın senden dilediği yardımı esirgeme. Ordusunu meleklerinle destekle. Niyet ve azmini hayır ve başarıyla sonuçlandır. Çünkü o senin ulu rızan için rahatını terk etti. Malı ve canıyla buyruklarına uymak amacıyla senin yoluna düştü. Çünkü sen “Ey iman edenler can yakıcı bir azaptan kurtaracak bir yolu size göstereyim mi?. Allah’a ve onun Peygamberine inanıyorsanız onun yolunda can ve malanızla savaşırsınız” diyorsun. Senin sözün gerçektir. Allah’ım o nasıl senin sözüne uyup şeriatının korunmasında gevşeklik göstermeden buyruğuna uymuş ve düşmanlarına bizzat karşı koyarak dinine hizmet için gecesini gündüzüne katmış ise, sen de ona zafer nasip et.

Dualarını kabul et. Kaza ve kaderini onun için iyi ve hayırlı bir şekilde tecelli ettir. Onu öyle bir koruyucu ile kuşat ki düşmanlarının her türlü hilelerini def etsin. Lütfunla güzel sıfatların için onu en emin ve sağlam ellerle korusun. Amin”. Ahbâru’d-Devlet-i Selçukiyye, s.47-49

Yazının Devamı

Kurban Kesmek.. Fıkhi Hükmü..

Müslüman, hür, ergin, akıllı, mukim ve gücü yeten kimsenin kurban kesmekle yükümlü olduğu üzerinde İslam alimlerinin görüş birliği vardır. Hanefi Alimlerine göre kurban kesmek vaciptir. Diğer mezheplere göre ise kurban kesmek sünnet dir. Yolcu olan kişi, küçük çocuk ve akıl hastaları için kurban gerekip gerekmeyeceği konusunda ise mezhep imamlarımızca farklı görüşler öne sürülmüştür.

İmam-ı Azam Ebu Hanife ve Hanefi Alimi Ebu Yusuf’a göre, kurban kesmekle yükümlülük için akıl ve büluğ şart değildir. Zengin olan çocuğun veya akıl hastasının malından velisinin kurban kesmesi gerekir. Bir coçuk veya akıl hastası bu kurbanın etinden yemesinde bir beis yoktur.

Diğer Hanefi Alimi İmam Muhammed’e göre ise akıl ve büluğ şarttır. Bu yüzden çocukların ve akıl hastalarının mallarından kurban kesilmesi gerekmez. Fetvaya esas alınan görüş de budur. Velileri kesecek olsa parasını tazmin etmeleri gerekir. Ancak bir kimsenin kendi malından küçük çocuğu için kurban kesmesi mehduptur.

Yazının Devamı

Miras Taksimini Hz. Allah cc Takdir Etmiştir…..

Eğer yalnız bir kadınsa yarısı onundur. Ölenin çocuğu varsa, anne babasından her birinin mirastan altıda bir hissesi vardır. Eğer çocuğu yok da anne babası ona vâris olmuşlarsa annesinin hakkı üçte birdir. Ölenin kardeşleri varsa annesinin payı, vasiyetten ve borçtan sonra altıda birdir. Babalarınız ve oğullarınızdan hangisinin fayda bakımından size daha yakın olduğunu bilemezsiniz. Bunlar Allah tarafından konmuş paylardır; şüphesiz Allah ilim ve hikmet sahibidir.” Nisa ,11

“Yapacakları vasiyetten ve borçtan sonra, eşlerinizin, çocukları yoksa, bıraktıklarının yarısı sizindir. Çocukları varsa bıraktıklarının dörtte biri sizindir. Çocuğunuz yoksa sizin de, yapacağınız vasiyetten ve borçtan sonra, bıraktığınızın dörtte biri onlarındır. Çocuğunuz varsa bıraktığınızın sekizde biri onlarındır. Eğer bir erkek veya kadının, annesi, babası ve çocukları bulunmadığı halde malı (diğer) mirasçılara kalırsa ve bir erkek yahut bir kız kardeşi varsa, vasiyetten ve borçtan sonra her birinin payı altıda birdir. Bundan fazla iseler üçte bire ortaktırlar. Kimse zarar görmesin; Allah’ın hükmü budur. Allah her şeyi bilendir, hilim sahibidir”Nisa,12 Günümüzde miras hukuku konusunda üzülerek belirtelim ki çoğu kişi İslam’ın emrettiğini yapamıyor veya yapamıyor.

Son devrin Allah dostların dan Ramazanoğlu Mahmut Sami hazretlerinin miras konusuna bakış acısını Mühendis Sâdi Özayan Bey’den dinleyelim.

Yazının Devamı

Rızık Veren Hz. Allah cc’ dür…..

“Yeryüzünde hiçbir canlı yoktur ki, rızkı Allah’a ait olmasın. Her birinin (dünyada) duracakları yeri de, (öldükten sonra) emaneten konulacakları yeri de O bilir. Bunların hepsi açık bir kitapta (Levh-i Mahfuz’da yazılı)dır.”Hud,6

Rızık konusunda endişe edenlere bir kıssa, “Belh’in meşhur velisi Hatem-i Esam, gazaya gidiyordu. Hanımına der ki,

Hanım, ne kadar nafaka bırakayım sana, ben gelinceye kadar? Der. Tevekkül ve teslimiyet timsali hanımın cevabı ibretlidir.

Yazının Devamı

Hz. İsa ve Şükür Ehli….

Ben çamurdan kuş şeklinde bir şey yapar, ona üflerim. O da Allah’ın izniyle hemen kuş oluverir. Körü ve alacalıyı iyileştiririm ve Allah’ın izniyle ölüleri diriltirim. Evlerinizde ne yiyip ne biriktirdiğinizi size haber veririm. Eğer mü’minler iseniz bunda sizin için elbette bir ibret vardır.” Ali İmran,49

İsa as bir ağacın altında dua eden birini görür; baktığında adamın ayakları yürümeyen bir kötürüm olduğunu anlar. İki gözü de görmüyordu. Vücudunda ise baras hastalığı olduğu anlaşılıyordu. Ama adam bütün bunlara rağmen ellerini kaldırmış mutluluktan uçacakmış gibi dua ediyordu:

Ey nice zenginlere vermediği nimeti bana ikram eden Rabbim! Sana ağaçların yaprakları sayısınca şükürler olsun!.. Hazret-i İsa as kötürüm adama yaklaştı:

Yazının Devamı

Hibe……..

Mecelllede, hibenin tarifi şöyledir. “Hibe, bilâ ivaz bir malı temlik etmektir”. Kur’ân-ı Kerîm’de sık sık geçen sadaka ve infak kelimeleri hibeyi de içine alacak geniş kapsamlı sözcüklerdir.

“Eğer sadakaları açık olarak verirseniz o, ne güzel. Eğer onları gizler ve bu şekilde yoksullara verirseniz, işte bu, sizin için daha hayırlıdır” Bakara, 271

Hz. Peygamberimiz sav’den hibe konusunda çeşitli hadisler nakledilmiştir. “Rasulullah sav Kendisi hediye kabul eder ve karşılığında da hediye verirlerdi “Buhârî, Hibe,11 “Karşılıklı hediyeleşiniz. Böylece dostluğunuz artar ve aranızdaki düşmanlık yok olur” Muvatta, Hüsnü’l-Huluk,16

Yazının Devamı

İdareciler ve İlk Konuşmaları…..

Hz. Ebû Bekir rh halife seçildiği zaman takip edeceği siyasetin temel prensiplerini açıklayıcı mahiyette veciz bir hitâbede bulunmuş .İbn Hişâm, IV, 311

“Ben sizin en hayırlınız olmadığım halde sizin başınıza halife seçildim. Ancak

Kur’an-ı Kerim nazil olmuş, Hz. Peygamberimiz sav dinin hükümlerini açıklamıştır. Sizin en zayıfınız, hakkı alınıncaya kadar benim yanımda kuvvetlidir. Ey insanlar! Ben ancak Hz.Peygamberimiz sav ’in yoluna uyarım. Kendiliğimden bir şey icad edici değilim. Eğer iyilik yaparsam bana yardımcı olun. Eğer sırat-ı müstakimden kayarsam beni düzeltiniz. Ben bu sözümü söyler, hem kendim için hem de sizler için Allâh’ın affını taleb ederim.” Daha sonra ki bir hutbesinde Hz. Ebu Bekir rh Allâh’a hamd ve sena ettikten sonra şöyle buyurur “Ey insanlar! Ben de sizin gibi bir insanım. Bilmiyorum, belki Hz. Peygamberimiz sav’in yapabildiği şeyleri bana da teklif edeceksiniz. Halbuki Allâhü Te‘âlâ, Hz. Muhammed sav’i alemlerden üstün kılmış ve onu afetlerden korumuştu. Ben ise ancak Hz. Muhammed sav’e tabi olan birisiyim. Hz. Peygamberimiz sav vefât ederken, hiç kimsenin, onun üzerinde bir çöp kadar bile hakkı yoktu. Benimse, bir şeytanım vardır. Zaman zaman bana galebe çalar. Ey insanlar! Siz, ne zaman biteceğini bilmediğiniz bir ömür süresinde sabah ve akşamlarınızı geçiriyorsunuz. Eğer bu süreyi sâlih amellerle geçirebilirseniz, bunu yapın. Ecel gelmeden, elinizdeki fırsat kaçmadan, sâlih amel yapmakta acele ediniz. Çünkü ecelini unutan, amelini başkasına bırakan kimseler vardır. Sakın onlar gibi olmayın. Çok acele edin. Çünkü arkanızdan gelen ve size yetişmek isteyen bir şey vardır ki, o da çok hızlı gelen ecelinizdir. Ölümden korkun. Yaşayanlara değil, öldükten sonra arkada bırakacakları güzel şeylere gıpta edin.” Muhammed Yusuf Kandehlevi, Hayatü’s-Sahâbe, III, 175-178.

Yazının Devamı

Kutsal Emanetler …….

“Onda apaçık deliller, Makam-ı İbrahim vardır. Oraya kim girerse, güven içinde olur. Yolculuğuna gücü yetenlerin haccetmesi, Allah’ın insanlar üzerinde bir hakkıdır. Kim inkâr ederse (bu hakkı tanınmazsa), şüphesiz Allah bütün âlemlerden müstağnidir. (Kimseye muhtaç değildir, her şey O’na muhtaçtır.” Ali İmran,97

Yavuz Sultan Selim’in Mısır seferi 1517 yılında idi. Kahire’ye girişi ile eski Memlûk toprakları ve nüfuzu altındaki bölgeler Osmanlılara geçmiş oluyordu. Memlûk nüfuzu altındaki Mekke Emirliği de Osmanlı hakimiyetini tanımış, Şerîf II. Berekât, o sıralarda 12-13 yaşlarındaki oğlu Ebû Nümey’i Kahire’ye göndererek Yavuz Sultan Selim’e itaat arz etmiştir.

Böylece Hicaz, Memlûk idaresi altındaki haliyle Osmanlı hâkimiyetine girmiştir. Öncelikle Yavuz Sultan Selim Kahire’de iken Mekke ve civarını feth için asker göndermeyi düşünmüş, fakat o tarihte Mekke emiri olan Berekât, derhal oğlu Ebû Nümey’i Yavuz Sultan Selim’e yollamıştı. Ebû Nümey, babasının rızasıyla müşterek emirlik yapmak üzere daha önce Memlûk Sultanı Kansu Gavri’den Hicaz ve Yenbu emirliği unvanını almıştı. Ebû Nümey, Kahire’ye gelirken Mekke emiri sıfatıyla yanında Mekke’nin ileri gelenleri, mukaddes emanetler:

Yazının Devamı

YETİM

Kelime ve ıstılah olarak yetim, babası olmayan, erginlik çağına ermemiş çocuk anlamında kullanılan bir kelimedir İslam dini, yetimlere iyi davranılmasını, onların mallarının korunmasına son derece önem vermiştir. Kur’an-ı Kerim’in 21 yerinde genel olarak yetimlerin gözetilmesi ve korunması emredilmektedir. Bu ayetlerden birisinde şöyle buyurulmaktadır: ‘Gerçek, yetimlerin mallarını haksız olarak yiyenler, karınlarına ancak bir ateş yemiş olurlar. Onlar çılgın bir ateşe gireceklerdir’. Nisa süresi 10

Bu ayetteki yetim malı yemekten maksat ; onların mallarına el koymak, haklarını bilerek veya hile ile gaspetmektir. Yetim, kendi malını idare edemeyeceği için, onun mallarını vasisi idare eder. Onun şahsi işlerini ise velisi yürütür.Yetim kendisi erginlik çağına ererse malları kendisine teslim edilir. Şayet erginlik çağına geldiğinde kendiside mallarını güzel idare etme yeteneği görülmezse, kendi mallarını idare edecek duruma gelinceye kadar vasi yetime yardım eder mallarını kendisine teslim edilmez.Fakat yakinen artık yetimin malına sahip olacağı anlaşıldıktan sonra vasinin görevi bitmiş demektir. İslâm’a göre, yetim malı yemek kesinlikle haramdır ve büyük günahlardan birisidir. Bu konuda açık emirleri bulunan bir çok ayet ve hadis vardır. İşte bunlardan bazıları şunlardır. Yüce Rabbimiz Kur’an-ı Kerim’inde şöyle buyuruyor: ‘Yetimlerin mallarını haksız yere yiyenler, karınlarına ancak ateş tıkınmış olurlar. Zaten onlar, çılgın aleve atılacaklardır’ Nisa Suresi,10 “Rüşdüne erişinceye kadar yetimin malına ancak en güzel şekilde yaklaşın. Ölçüyü ve tartıyı adaletle tam yapın. Biz herkesi ancak gücünün yettiği kadarıyla sorumlu tutarız. (Birisi hakkında) konuştuğunuz zaman yakınınız bile olsa âdil olun. Allah’a verdiğiniz sözü tutun. İşte bunları Allah size öğüt alasınız diye emretti.”En’am Suresi,152 Peygamberimiz Efendimiz sav ise, bir hadislerinde şöyle buyurmuşlardır. ‘Siz, milletlerin mahvolmasına sebep olan’ helak edici yedi günahtan sakınınız.’

Ashab-ı Kiram, ‘Ya Rasulüllah! Bunlar hangileridir?’ diye sorarlar. Peygamberimiz Efendimiz sav ‘Allah’a şirk koşmak, büyü yapmak, Allah cc nün öldürülmesini haram kıldığı kimseyi öldürmek; tefecilik; yetim malı yemek; düşman ile savaşırken kaçmak; evli ve hiç bir şeyden haberi olmayan namuslu bir kadına zina iftirası yapmaktır.’ Buyurmuşlardır. Müslim, İman, 143;Hanbel,Müsned,2/201 İslam dini, yetim malı yemek bir tarafa, aksine yetimlerin ve mallarının korunmasını emretmektedir. Bu konuda da Hz. Allah cc Kuran-ı Kerim de şöyle buyurmaktadır. ‘Sakın yetimi incitme, dilenciyi azarlama.’ Duha Suresi,9-10. Peygamberimiz Efendimiz sav ise, yetimleri koruyan ve onlara yardımcı olanlar için şöyle müjdeler vermektedirler. ‘Ben ve yetimin işlerine yardımcı olan kimse, Cennette şöylece beraber bulunacağız’ buyurarak, şehadet parmağı ile orta parmağını işaret ederek, göstermiştir.” Müslim, Zühd,42 Kısaca yetim malı yemek ne kadar kötü ve büyük günah ise, onları korumak da o derece çok sevaptır ve en hayırlı iştir. Bu nedenle her müslümanın çevresinde bulunan yetimleri görüp gözetmesi ve yetimin kendi malına sahip olacak duruma gelinceye kadar onları koruması en temel dini bir görevidir.

Yazının Devamı

Şevval Ayı ve Şevval Oruçu

Ramazan-ı Şerif’ten sonra gelen kameri aylardan Şevval ayında altı gün oruç tutmak bazı İslam alimlerine göre müstehaptır. Bir ay boyunca oruca alışmış olan insanlar, şevval ayında da altı gün oruç tutmaya gayret göstermelidirler. Peygamberimiz Efendimiz sav ‘Kim oruçla geçirdiği Ramazan-ı Şeriften sonraki Şevval ayında altı gün oruç tutarsa bütün seneyi oruçla geçirmiş gibi olur.’ Buyurmuşlardır. Müslim, sıyam,204;Tirmizi, savm,53

Böylece Ramazan oruçundan sonra şevval ayında tutulan altı gün oruç ile kişinin bir sene oruç tutmuş gibi sevaba vesile olacağı müjdelenmiştir.

Bazı İslam alimleri bütün seneyi oruçla geçirmiş gibi sevap almanın izahını şöyle yapmaktalar.

Yazının Devamı

Ramazan Bayramı

“Onlar, “İstiyoruz ki, ondan yiyelim, kalplerimiz sakinleşsin, bize (Rabbinden tebliğ ettiğin hususlarda) doğru söylediğini kesin olarak bilelim ve buna (dünya ve kıyamette) tanıklık edenlerden olalım.” demişlerdi. Maide, 113

“ Meryem oğlu İsa şöyle dedi: “Allah’ım, ey Rabbimiz! Bize gökten bir sofra indir ki, (bugün) hem öncekilerimiz, hem de sonrakilerimiz için bir bayram ve senden bir mucize olsun. Bize rızkı ver. Sen rızk verenlerin en hayırlısısın.” Maide, 114

“Allah da şöyle buyurdu: “Ben şüphesiz onu (sofrayı) size indireceğim; ama ondan sonra kim inkâr ederse, ona âlemlerde hiç kimseye yapmayacağım azabı yaparım.” Maide, 115

Yazının Devamı

Kadir Gecesi

‘Şüphesiz, o Kur’an’ı Kadir Gecesinde indirdik. Bilir misin, Kadir Gecesi nedir? Kadir Gecesi bin aydan daha hayırlıdır. O gecede melekler ve Cebrail Rablerinin izniyle her iş için arka arkaya iner. O gece, tan yerinin aydınlanmasına kadar bir selâmettir.’ Kadir Suresi,1-5

Kadir suresinin nuzul sebebi olarak anlatılan birkaç hadiseden birini zikretmek istiyorum. Peygamberimiz sav ashabına İsrailoğullarından Eyyub as, Zekeriya as, Hazkıyl b. Acuz ve Yuşa b. Nun’un seksen sene boyunca hiç günah işlemeden ibadet ettiklerini anlattı. Sahabeler bunu hayretle karşıladılar. Nasıl bir kişi seksen yıl hiç günah işlemeden yaşar dediler. Cebrail as bir müddet sonra geldi. ‘Ey Muhammed, ümmetin o birkaç kişinin seksen sene ibadetinde hayrete düştüler. Allah cc sana ondan daha hayırlısını verdi, indirdi’ diyerek Kadir Suresini okudu . ‘İşte bu senin ve ümmetinin hayran kalışından daha hayırlıdır’ buyurdu.Aynı zamanda Efendimiz sav’e geçmiş ümmetlerin ömürleri gösterilmişti. Kendi ümmetinin ömrünü kısa görünce, ömrü uzun olan ümmetlerin amellerini düşündü. Kendi ümmetinin bu kısa ömürlerinde yaptıkları amellerle onlara ulaşamayacakları endişesi içerisinde üzüldü. Allah cc de Sevgili Peygamberimiz sav Kadir Gecesini vererek diğer ümmetlerin bin yılından daha hayırlı kıldı.İşte Kadir Suresi bu olaylar üzerine nazil olmuştur.

Kadir Gecesinin en önemli özelliği Kur’an-ı Kerimin bu gecede ilk olarak dünya semasına indirilmesidir. Daha sonra ise ihtiyaca göre ayetler veya sureler halinde Peygamberimiz Efendimiz sav’e Cebrail as vasıtasıyla vahiy yoluyla indirilmiştir.

Yazının Devamı

Yemek Yapma Adabı ….ve ibretlik bir hadise..

“Ey iman edenler! Eğer siz ancak Allah’a kulluk ediyorsanız, size verdiğimiz rızıkların iyi ve temizlerinden yiyin ve Allah’a şükredin”Bakara,172

Bir keresinde Allahü Teala’nın Büyük Evliyalarından Şah-ı Nakşibend ks hazreteri, Gadyut denilen bir beldeye gitti

Orada sevenlerinden birisi onlara yemek ikram etti. Bu Büyük Veli bir müddet yemeğe baktıktan sonra buyurdu ki; “Biz bu yemeği yiyemeyiz.”

Yazının Devamı

İYİLİK ve Mübarek bir ayda….

“İyilik, yüzlerinizi doğu ve batı taraflarına çevirmeniz(den ibaret) değildir. Asıl iyilik, Allah’a, ahiret gününe, meleklere, kitap ve peygamberlere iman edenlerin; mala olan sevgilerine rağmen, onu yakınlara, yetimlere, yoksullara, yolda kalmışa, (ihtiyacından dolayı) isteyene ve (özgürlükleri için) kölelere verenlerin; namazı dosdoğru kılan, zekâtı veren, antlaşma yaptıklarında sözlerini yerine getirenlerin ve zorda, hastalıkta ve savaşın kızıştığı zamanlarda (direnip) sabredenlerin tutum ve davranışlarıdır. İşte bunlar, doğru olanlardır. İşte bunlar, Allah’a karşı gelmekten sakınanların ta kendileridir.” Bakara,177(Diyanet İşleri Başkanlığı meali) “İyilik, yüzlerinizi doğu ve batı tarafına çevirmeniz değildir.

Asıl iyilik, o kimsenin yaptığıdır ki, Allah´a, ahiret gününe, meleklere, kitaplara, peygamberlere inanır. (Allah´ın rızasını gözeterek) yakınlara, yetimlere, yoksullara, yolda kalmışlara, dilenenlere ve kölelere sevdiği maldan harcar, namaz kılar, zekât verir. Antlaşma yaptığı zaman sözlerini yerine getirir. Sıkıntı, hastalık ve savaş zamanlarında sabreder. İşte doğru olanlar, bu vasıfları taşıyanlardır. Müttakîler ancak onlardır!”Bakara,177 (Diyanet Vakfı meali)

“Yüzlerinizi doğuya ve batıya çevirmeniz iyilik (erdemlilik) değildir. Asıl iyi (erdemli) kişi Allah’a, ahiret gününe, meleklere, kitaba ve peygamberlere iman eden; sevdiği maldan yakınlara, yetimlere, yoksullara, yolda kalmışlara, yardım isteyenlere ve özgürlüğünü kaybetmiş olanlara harcayan; namazı kılıp zekâtı verendir. Böyleleri (iyiler) anlaşma yaptıklarında sözlerini tutarlar; darlıkta, hastalıkta ve savaş zamanında sabrederler. İşte doğru olanlar bunlardır ve işte takva sahipleri bunlardır.” Bakara, 177 (Farklı bir meal)

Yazının Devamı

Oruç ve Önemi

Ramazan-ı Şerifte oruç tutmak hakkındaki hadis-i şeriflerden seçmeler:

‘İslam, kelime-i şehadet getirmek, namaz kılmak, zekat vermek, Ramazan orucunu tutmak ve haccetmektir.’İmam-ı Müslim

‘Bir kişi özürsüz olarak, Ramazan ayında bir gün oruç tutmazsa, bunun yerine bütün yıl boyu oruç nafile tutsa, Ramazan ayındaki o bir günkü sevaba kavuşamaz’ İmam-ı Tirmizi ‘Ramazan ayı mübarek bir aydır. Allah c.c. size Ramazan orucunu farz kıldı. O ayda rahmet kapıları açılır, Cehennem kapıları kapanır, şeytanlar bağlanır. O ayda bir gece vardır ki, bin aydan daha kıymetlidir. O gecenin Kadir gecesinin hayrından mahrum kalan, her hayırdan mahrum kalmış sayılır.’ İmam-ı Nesai ‘Ramazan ayında oruç tutmayı farz bilip, sevabını da Allah c.c. den bekleyerek oruç tutanın geçmiş günahları affolur.’ İmam-ı Buhari ‘Ramazan ayı gelince, ‘Ey hayır ehli, hayra koş! Şer ehli, sen de kötülüklerden el çek’ denir.)’İmam-ı Nesai ‘Ramazan bereket ayıdır. Allah c.c. bu ayda, günahları bağışlar, duaları kabul eder. Bu ayın hakkını gözetin. Ancak Cehenneme gidecek olan, bu ayda rahmetten mahrum kalır.’İmam-ı Taberi ‘Ramazan-ı şerif ayı geldiği zaman, Allah c.c. meleklere, müminlere istiğfar etmelerini emreder.’ İmam-ı Deylemi ‘Farz namaz, sonraki namaza kadar; Cuma namazı, sonraki Cuma namazına kadar; Ramazan ayı, oruç tutan için sonraki Ramazana kadar olan günahlara kefaret olur.’ İmam-ı Taberi ‘Ramazan orucu farz, teravih sünnettir. Bu ayda oruç tutup, gecelerini de ibadetle geçirenin günahları affolur.’ İmam-ı Nesai ‘Ramazan ayında ailenizin nafakasını geniş tutunuz. Bu ayda yapılan harcama, Allah yolunda yapılan harcama gibi sevaptır.’ İbni Ebiddünya ‘Ramazan ayının başı rahmet, ortası mağfiret, sonu ise Cehennemden kurtuluştur.’ İbni Ebiddünya

Yazının Devamı

Beraat Gecesi

Yine bu geceye dört isim verilmiştir. “Mübarek Gece”, “Beraet Gecesi”, “Sakk (sened) Gecesi. “Rahmet Gecesi.” Alusi Tefsiri, 8,112; Razi Tefsir,7,446

“Ha, Mim.”Duhan 1 “Apaçık Kitab’a andolsun;”Duhan,2 “Gerçekten Biz onu mübarek bir gecede indirdik, gerçekten Biz uyaranlarız.”Duhan, 3 “Ki onda (o gecede) her hikmetli iş ayrılır.”Duhan, 4 “Katımız’dan bir emir ile; doğrusu Biz, (insanlara elçi) gönderenleriz.”Duhan, 5 “Rabbinden bir rahmet olarak. Şüphesiz O, işitendir, bilendir.”Duhan, 6 “Eğer kesin bir bilgiyle inanıyorsanız (Allah), göklerin, yerin ve bu ikisi arasında bulunanların Rabbidir.”Duhan, 7 “O’ndan başka İlah yoktur; diriltir ve öldürür. Sizin de Rabbinizdir, geçmiş atalarınızın da Rabbidir.” Duhan, 8 Bu ayetler hakkında iki rivayet vardır. Bu mübarek gece Kadir Gecesidir. Bazıları ise bu gecenin Berat Gecesi olduğunu söylemişlerdir. Yine her iki rivayeti birleştiren diğer bir görüş ise hikmetli işlerin ayırımının yapılmasına Berat Gecesinde başlanır ve Kadir Gecesine kadar devam etmektedir. İbni Abbas’tan gelen rivayet göre, hikmetli işlerin birbirinden ayırd edilmesi şu şekilde cereyan etmektedir: Bu seneden gelecek seneye kadar meydana gelecek olayların hepsi ayrı ayrı melekler tarafından defterlere yazılır. Rızıklar, eceller, zenginlik, fakirlik, ölümler, doğumlar hep bu esnada kaydedilir. O yılki hacıların sayısı bile bu devrede takdir olunur. Herkesin ve her-şeyin o sene içindeki mukadderatı kaydedilir denilmiştir. Rızıkla alakalı defterler Mikail as. verilir. Savaşlarla ilgili defterler Cebrail as. verilir. Ameller nüshası dünya semasında görevli melek olan İsrafil as. verilir. Ölüm ve musibetlerle ilgili defter de Azrail as. teslim edilir. Fahreddin Razi’ ye göre bu defterlerin düzenlenmesi Berat Gecesinde başlar, Kadir Gecesinde ise her defter sahibine teslim edilir. Hülasatü’l-Beyan Tefsiri, 13,5251 Kur’an-ı Kerim’in beraat gecesi indirilmesi konusunda Tefsirlerde genel şöyle bir bilgi verilmektedir. Berat gecesi, Kuran-ı Kerimin Levh-i Mahfuzdan dünya semasına toptan indirilmiştir. Buna inzal denir. Kadir gecesinde ise Peygamberimiz sav ilk kez ve parça parça indirilmeye başlanmıştır. Buna da tenzil denir.

Berat Gecesinin beş ayrı özelliği rivayet edilmektedir.

Yazının Devamı

Müminin Vasıfları

“Rahim olan Allahü teâlânın kulları, yeryüzünde gönül alçaklığı ile vakar ve tevazu ile yürürler. Cahiller, onlara sataşacak olursa, bunlara [sağlık ve selamet sizin üzerinize olsun gibi] güzel söz söyler, [büyük bir yumuşaklık gösterirler.] Onlar geceleri secde yapar ve kıyamda dururlar [namaz kılarlar.] Onlar, “ya Rabbi, Cehennem azabını bizden uzaklaştır. Cehennem azabı devamlıdır ve çok şiddetlidir. Orası şüphesiz kötü bir yer ve kötü bir duraktır” derler. Bir şey verdikleri zaman, israf etmez, cimrilik de yapmazlar, ikisi ortası bir yol tutarlar. Kimsenin hakkını yemez, Allah’a şerik koşmaz, O’ndan başkasına yalvarmazlar. Allah’ın dokunulmasını haram ettiği cana kıyıp, haksız olarak kimseyi öldürmez, zina etmezler. Bunlardan birini yapanın Kıyamette azabı kat kat olur, orada zelil ve hakir olarak ebedi bırakılır. Ancak, Allah, tevbe eden ve doğru iman eden ve ibadet ve faydalı iş yapanların kötülüklerini iyiliğe çevirir. Allah, af ve merhamet sahibidir. Tevbe edip, amel-i salih işleyen, Allahü teâlâya [tevbesi makbul ve Onun rızasına kavuşmuş olarak] döner. Onlar yalan yere şahitlik yapmaz, faydasız ve zararlı işlerden kaçınırlar. Kendilerine âyetler okunduğu zaman, kör ve sağır davranmazlar, [dikkat ile dinleyip bu âyetlerle kendilerine yapılması emredilen şeyleri yaparlar.)” Furkan Suresi,63-73

“Müminler, öyle kimselerdir ki, Allah anıldığı zaman kalbleri titrer, Allah’ın âyetleri okununca, imanları kuvvetlenir ve yalnız Rablerine dayanıp güvenirler, namazı doğru kılar, kendilerine rızık olarak verdiğimizden [Allah’ın razı olduğu yerlere] harcarlar.” Enfal Suresi,2-3

“Müminler, muhakkak kurtuluşa ermiştir. Namazlarını huşu içinde kılar, boş ve lüzumsuz şeylerden yüz çevirir, zekatlarını verir, iffetlerini korur, emanet ve ahidlerine riayet ederler.” Müminun Suresi,1-8

Yazının Devamı

Tövbe Etmek …..

Tevbe kelime olarak pişman olmak, rücu etmek ve günahtan dönmek demektir. Tevbe, mü’minin sıfatıdır. Her günah işleyen kişinin Allah’a cc tevbe etmesi farzı ayındır.Allah cc bir ayet-i kerimede şöyle buyurmuştur. ‘Gerçekten Allah çokça tevbe edenleri ve güzelce temizlenenleri sever.’ Bakara, 222

İhlaslı ve samimi bir kalple yapılan tevbe, bütün kötülüklerin affına vesile olabilir.

Peygamberimiz Efendimiz sav bir hadislerinde şöyle buyurmuştur. ‘Kulunun tevbesi ile Allah’ın cc hoşnut olması , bir kişinin yiyecek ve içeceği deve üzerinde ıssız bir çölde giderken devesini elinden kaçırması ve bulmaktan umudunu kesip, üzüntülü bir şekilde bir ağacın altına gelerek yan üstü yatarken; tam bu esnada devesini yanı başında görmesi üzerine, hayvanın yularından yapışarak ve aşırı sevincinden şaşırarak duyduğu sevinçten daha fazladır.’ Buhari

Yazının Devamı