Balıkesir Merhaba Gazetesi

Kâlû Belâ!

Kâlû Belâ!
17 Kasım 2021 - 8:52

Kâlû Belâ!

“Rabbin Âdemoğullarından -onların sırtlarından- zürriyetlerini alıp bunları kendileri hakkındaki şu sözleşmeye şahit tutmuştu: Ben sizin rabbiniz değil miyim? “Elbette öyle! Tanıklık ederiz” dediler. Böyle yaptık ki kıyamet gününde, “Bizim bundan haberimiz yoktu” demeyesiniz.” (A’râf Sûresi, 172)

İnsanoğlunun uzun geçmişine inanç açısından bakıldığında her zaman aşkın bir varlığa inanma gereğini duyduğunu görüyoruz. İnanç karşıtı söylemlerin, çoğunlukla İslam hakkında yeterli bilginin olmadığı ya da İslam’ın çarpıtılarak sunulduğu mecralarda yankılandığı bilinmektedir. On dokuz ve yirminci asırlarda Egzistansiyalizm (Allahsız varoluşçuluk) ve Marksizm’in etkisiyle insanlığı etkileyen inançsızlık söylem ve eylemlerinden büyük bir insan kitlesi çok acılar çekmişti.  En keskin ve tehlikeli diyebileceğimiz inançsızlık söyleminin ise dünyevi çıkarlardan gücünü alan, insanın gerçeklerin üstünü bilinçli ve ısrarlı bir şekilde örttüğü ve inkâra kendini şartlandırdığı durumlardır diyebiliriz. Bunlara, devam edilmek istenen kötülüklerin ya da günahların sorumluluğundan kurtulmanın bir yolu olarak başvurulan inkâr yaklaşımlarını da ekleyebiliriz. Ancak bütün varyasyon ve türlerine rağmen yine de inanç duygusu insanda bir şekilde kendini göstermiş, insanın inançtan koparılması gerçek anlamda hiçbir zaman mümkün olmamıştır.

Farsça’da “sohbet meclisi” anlamına gelen “bezm” kelimesiyle Arapça ’da “ben değil miyim” mânasında çekimli bir fiil olan “elestü” den oluşan “bezm-i elest” terkibi, “Ben sizin rabbiniz değil miyim” hitabının yapıldığı ve ruhların da “evet” diye cevap verdikleri meclis anlamını ifade eder. Bezm-i elest dinî-tasavvufî edebiyatta bazan yalnızca “elest” şeklinde geçer ve “bezm-i ezel” olarak da bilinir. ( TDV İslâm Ansiklopedisi, Bezm-i Elest Maddesi )

Yazımın başında yer verdiğim ayet-i kerime insanın inanan bir varlık olmasının kaynağını bize açıklamaktadır. Zira ayet-i kerime daha insan maddi bir varlığa kavuşmadan önce gerçekleşen bir şahitliğe dikkatlerimizi çekmektedir. Yüce Allah ruhlar âleminde iken insana (elest bezmi) “ben sizin Rabbiniz değil miyim? diye sormuş, onlar da “elbette sen bizim Rabbimizsin” (“kâlû belâ”) diyerek cevap vermişlerdi.

Bu şahitliğe, insan bilincine yaratıcısının kodlanması ve insanın dünya serüvenine yaratanına inanmaya hazır olarak gönderilmesi denilebilir. Şu ayet-i kerime insanın yaratılışında bu gerçekliğe işaret etmesi bakımından son derece önemlidir:

“O halde (Rasülüm) sen yüzünü Hanif (batıl inançlardan yüz çeviren bir muvahhit) olarak dine, Allah’ın insanları üzerine yarattığı fıtrata çevir ki Allah insanları bu fıtrat üzere yaratmıştır. Allah’ın yaratışında bir değişme yoktur. İşte dosdoğru din budur; fakat insanların çoğu bilmezler.” (Rûm, 30)

Fıtratındaki meyil yanında ayrıca vahiy ve ilimle de desteklenen insan, dünya hayatının karanlık dehlizlerine terk edilmemiş, sapkınlık yolunu değil de hidayet yolunu tercih etmesini temin edecek çok güçlü verilerle (Peygamberler, kitaplar, akıl, kevni deliller ve duyu organları) donatılmıştır. Bütün bunlar yüce Allah’ın dünyaya gönderdiği insana tarifi imkânsız rahmetinden başka bir şey değildir.

Bundan sonra insandan istenen biraz önce sayılan verileri kullanarak her türlü şirkten ve batıl inançlardan yüz çevirerek kendisini yaratan Allah’a yönelip samimi bir kullukla O’na bağlanmasıdır.

İnsan, öncelikle “bezm-i elest”de (halk arasındaki deyimiyle “kâlû belâ” da) vermiş olduğu ahde vefa göstermelidir. Yani Allah’a verdiği sözde durmalıdır. Zira ahde vefa, sözünde durmak, sevgi ve dostlukta sebat etmek demektir. Kur’an-ı Kerimde, verilen sözlerin yerine getirilmemesi Allah (c.c.) katında en sevimsiz davranışlardan biri olarak kabul edilmekte, dünyevi beklenti ve çıkar nedeniyle verdiği sözden dönenler, “Allah’a karşı verdikleri sözü ve yeminlerini az bir bedelle değiştirenlere gelince, işte bunların ahirette bir payı yoktur. Kıyamet günü Allah onlarla konuşmayacak, onlara bakmayacak ve onları temize çıkarmayacaktır. Onlar için acı bir azap vardır.” (Al-i İmran, 7) ayet-i kerimesi ile uyarılmaktadır.

Fahri SAĞLIK

Emekli Müftü

Sitemizde yayınlanan haberlerin telif hakları gazete ve haber kaynaklarına aittir, haberleri kopyalamayınız.