Prof. Dr. Nilay Şahin

Prof. Dr. Nilay Şahin

Bağırsakta Kramp, Şişkinlik, Gaz ve Gluten: Bağırsak Sorunlarının Gizli Bağlantısı

İrritabl bağırsak sendromu (IBS), bağırsakta kramp, şişkinlik, gaz ve düzensiz tuvalet alışkanlıkları ile kendini gösteren yaygın bir durum. Ancak son yıllarda yapılan araştırmalar, IBS’nin sadece bağırsaklarla sınırlı olmadığını ortaya koyuyor. Birçok kişi, bağırsak semptomlarının yanı sıra yorgunluk, zihinsel bulanıklık ve genel rahatsızlık hissi de yaşıyor. Bu da IBS’nin günlük yaşam kalitesini ciddi şekilde etkileyebileceğini gösteriyor.

Gluten ise bu karmaşık tabloda önemli bir rol oynayabiliyor. Çölyak hastalığı olmayan bazı kişiler, buğday ve benzeri tahıllardaki gluten veya benzeri proteinlere karşı hassasiyet geliştirebiliyor. Bu durum, özellikle IBS yaşayan kişilerde sık görülüyor. Araştırmalar, IBS hastalarının yaklaşık üçte birinin çölyak olmayan gluten hassasiyeti de yaşadığını gösteriyor. Bu kişiler glutensiz diyete geçtiğinde hem bağırsak hem de ekstra semptomlarda rahatlama bildiriyor.

Gluten hassasiyeti olan IBS hastaları, yalnızca bağırsakla sınırlı belirtiler yaşamıyor; yorgunluk, enerji düşüklüğü, odaklanma güçlüğü ve genel kötü hissetme gibi ekstra belirtiler de sık görülüyor. Araştırmalar ayrıca, bu grubun anksiyete ve depresyon gibi psikolojik semptomları daha fazla yaşadığını ortaya koyuyor. Bu da gösteriyor ki, IBS ve gluten hassasiyeti sadece fiziksel değil, aynı zamanda zihinsel sağlık üzerinde de etkili olabiliyor.

Yazının Devamı

Egzersiz: Hem Beden Hem Zihin İçin İyi Bir Reçete

Prof. Dr. Nilay Şahin

Balıkesir Üniversitesi Tıp Fakültesi

Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Anabilim Dalı

Yazının Devamı

Tedavi Olmak İstiyoruz Ama Hekimin Önerdiği Her Şeyi Yapıyor Muyuz?

Benim hastalarımla hep yaşadığım kavga nedeni olan bir konu verdiğim tedavileri yerine getirmeyip kontrolde şikayetlerinin geçmediğini söylemeleridir. Tabii ki hepimiz tedavi olmak istiyoruz. Bir ilaç, bir iğne, bir cihaz, bir şekilde iyi olmak istiyoruz. Ama bu tedavilerin bize kısa sürede, zahmetsizce, hayatımızı hiç değiştirmeden etki etmesini istiyoruz. İşte maalesef o öyle olmuyor.

Özellikle kas-eklem ağrısı problemlerinde iyileşmek, sadece ilaçla, iğneyle veya fizik tedavi ile olmuyor; hastanın aktif katılımı burada çok önemli.

İyileşmek emek ister, bazen çok sevdiğiniz bir şeyden vazgeçmek ister. Ama biz çoğu zaman şunu isteriz: “Beni düzelt ama hayatıma dokunma, rahatımda kaçmasın.” Uykum değişmesin, hareketsizliğim kalsın, stresim sorgulanmasın ama ağrım geçsin. Ne yazık ki beden böyle çalışmaz.

Yazının Devamı

Ozon Tedavisi Nedir, Ağrıda Gerçekten İşe Yarar mı?

Son yıllarda pek çok hasta şu soruyla geliyor: “Ozon yaptırsam faydası olur mu?” Ozon tedavisi, kulağa modern ve güçlü geliyor. Ama her güçlü yöntem gibi, doğru yerde kullanıldığında anlamlıdır. Önce şunu netleştirelim ki ozon bir “her derde deva” değildir. Ama doğru hastada, doğru amaçla kullanıldığında etkili bir destek tedavisidir.

Ozon tedavisi, medikal ozon gazının kontrollü dozlarda vücuda uygulanması esasına dayanır. Amaç:

Kas-iskelet sistemi açısından bakıldığında ozon, ağrılı dokunun biyolojik ortamını iyileştirmeye çalışır.

Yazının Devamı

HER ŞEYE DAYANAMAYA ÇALIŞMAK DOĞRU MU?

Toplum olarak özellikle de kadınlar dayanmayı çok seviyoruz. Hatta neredeyse bir erdem haline getirdik. Ağrıya dayan, yorgunluğa dayan, haksızlığa dayan, üzüntüyü içine at, güçlü ol. Ama kimse şunu sormuyor: Ne zamana kadar? İşte burada ince bir çizgi var ki dayanmakla güçlü olmak arasındaki bir fark var.

Güçlü olmak, her şeye katlanmak gibi anlatıldı bize; ses çıkarmamak, şikâyet etmemek, yardım istememek. Oysa bu bir güç göstergesi değil, çoğu zaman yalnızlıktır. Çünkü insan bedeni ve zihni, sınırsız bir yük taşıma kapasitesine sahip değildir. Taşıdıkça şekil değiştirir. Sonra ağrıyla, yorgunlukla, tükenmişlikle cevap verir. Ama biz o noktada bile kendimize kızarız: “Niye geçmiyor?”, “Demek ki ben zayıfım.”

Kadınlara küçük yaştan itibaren şunlar öğretilir: dayan, idare et, sen halledersin. Ve sonuç olarak bu insan dışarıya hep şu imajı çizer: ağrısı olur, yine dayanır, yorulur, yine devam eder, üzülür, belli etmez.Sonra bir gün beden yorulduğunu açıkça söylediğinde, cevap hazırdır:

Yazının Devamı

Tüm Tahlillerim Normal Peki Neden Her Yerim Ağrıyor?

Sanırım benim en sık karşılaştığım hasta guruplarından biri yazımın başlığında da belirttiğim gibi tüm kan ve röntgenleri temiz çıkıp her yeri ağrıyan hastalar. Tahlilleri güzel, iltihap değerleri normal, eklemler şiş değil. Hekim bilgisayar ekranına bakıyor ve gönül rahatlığıyla söylüyor: “Her şey yolunda, hastalık kontrol altında.” Ama hastanın hâlâ ağrısı var. Sabahları yataktan zor kalkıyor. Gün içinde çabuk yoruluyor. Ve en önemlisi, kendini “iyi” hissetmiyor. İşte modern tıbbın en büyük çelişkilerinden biri tam da burada başlıyor.

Tamam tahiller iyi ama hastamız iyi değil; o zaman ne düşenelim, ne yapalım? İşte bu sorunun cevabını şimdi sizlerle paylaşmak istiyorum. Romatoid artrit gibi iltahaplı romatizmal hastalıklarda yıllardır hedefimiz net: iltihabı baskılamak, eklem hasarını durdurmak, hastalığı kontrol altına almak. Bunu ölçmek için de çeşitli kan testleri ve görüntüleme yöntemleri kullanıyoruz. Bunlar elbette çok değerli. Ancak son yıllarda yapılan geniş gerçek yaşam çalışmaları şunu gösteriyor: Hekimin “kontrol altında” dediği hastaların önemli bir kısmı, kendini hâlâ hasta hissediyor. Ağrı geçmemiş oluyor. Yorgunluk bitmemiş oluyor. Günlük yaşam kalitesi beklenen düzeye ulaşmıyor. Yani hastalık kağıt üzerinde sakin, ama hasta hâlâ fırtınanın içinde.

Hastalar çoğu zaman bu durumu açıkça dile getirmiyor. Hatta sonrasında şikayetleri olsa bile “Nasıl olsa tahlillerim iyi,” “Demek ki bende bir sorun yok” diye düşünüyorlar.

Yazının Devamı

Romatizmal Ağrılar Geçer Mi?

Hastalarımın bana en sık sorduğu sorulardan biri şudur: “Hocam bu geçer mi?” Benim cevabım ise genel olarak şöyledir: Bazıları geçer, bazıları kontrol altına alınır, bazıları ise takip ister. Ama asıl sorun şu: romatizmal hastalıkların “geçer” kelimesiyle yanlış anlaşılması.

Önce bunu netleştirelim ki romatizma hastalıkları nelerdir?

Romatizmam var demek aslında pek bir şey ifade etmez çünkü romatizma, tek bir hastalık adı değildir. Eklem ağrısından, kas tutulmasına, iltihaplı eklem hastalıklarından bağ dokusu hastalıklarına kadar geniş bir grubu kapsar. Yani “romatizma” deyip geçmek, işin en başında yapılan hatadır. Romatizma tamam hangi tip, ne romatizması demek çok daha doğru olacaktır. Çünkü her romatizmal hastalık aynı davranmaz.

Yazının Devamı

İnternetten Araştırdıkça Hastalanıyoruz!

Prof. Dr. Nilay ŞAHİN

Balıkesir Üniversitesi Fiziksel Tıp ve Rehabilitasyon Anabilim Dalı

Bir gerçeği artık açıkça söylemek gerekiyor ki internetten teşhis alma alışkanlığı, masum bir merak değil, sağlık için ciddi bir risktir. Bugün hastalar doktora şikâyetle değil, internetten aldıkları “teşhisle” geliyor: “Bende bu var.”, “Bu hastalık değil mi?”, “Okudum, aynısı.” Hayır. Okuduklarınız teşhis değildir.

Yazının Devamı

Egzersiz İlaç Gibidir: Doğru Yaparsanız Etkisi Kalıcıdır!

İlaçları dozuna göre veririz; az olursa etki etmez, fazla olursa zarar verir. Aynı kural egzersiz için de geçerlidir. Çünkü egzersiz, vücudun en doğal, en güçlü ve en güvenli ilacıdır.

Ama tıpkı ilaçlar gibi, doğru dozda, doğru şekilde ve doğru kişiye göre uygulanırsa fayda sağlar.

Günümüzde birçok kişi egzersizi hâlâ yalnızca kilo vermek için yapılan bir etkinlik olarak görüyor. Oysa egzersiz; kalp, damar, akciğer, kas, eklem, beyin ve ruh sağlığını birlikte koruyan bir tedavi aracıdır. Düzenli hareket eden kişilerde şeker, tansiyon, kolesterol, depresyon, kireçlenme ve kemik erimesi çok daha az görülür.

Yazının Devamı

Bel Ağrısı Kader Değil

Bel ağrısı, hayatında en az bir kez herkesin kapısını çaldığı bir sorundur. Kimi zaman sabah kalkınca hissedilir, kimi zaman bir yük kaldırırken ya da uzun süre oturunca başlar. Ne yazık ki birçok kişi bu durumu “yaşlandım, artık kaderim” diye kabullenir. Oysa bel ağrısı bir kader değil, vücudun bize gönderdiği bir uyarıdır.

Belimiz, omurlar, diskler, kaslar ve bağlardan oluşan hassas bir denge sistemidir. Bu dengeyi bozan yanlış duruş, uzun süre oturmak, hareketsizlik, fazla kilo, uygunsuz egzersiz veya stres gibi her etken zamanla ağrıya neden olur. Aslında ağrı, vücudun “beni fark et, yanlış giden bir şey var” demesidir. Bu sinyali ciddiye alıp nedenini bulursak, çoğu bel ağrısı kalıcı hale gelmeden düzelir.

Bel ağrısının en sık nedeni iltahaplı olmayan mekanik kaynaklı ağrılardır. Bunlar genellikle kas ve lif kökenlidir, ciddi bir hastalık değildir. Ancak ağrıyla birlikte bacakta uyuşma, güçsüzlük veya idrar tutamama gibi belirtiler varsa mutlaka bir fizik tedavi hekimine başvurmak gerekir. Çünkü bu durumda sinir basısı ya da fıtık gibi daha ileri bir durum söz konusu olabilir.

Yazının Devamı

Romatizma Hastalıklarında Geç Tanı Almak Zarar Verebilir

Benim hastalarımın çoğu romatizması hastasıdır ve çoğu bana “hocam cereyanda kaldım romatizma oldum” der. Oysa romatizmal hastalıkların nedeni ne rüzgâr, ne soğuk, ne de yağmurdur. Romatizma, bağışıklık sistemimizin vücudun kendi dokularına yönelttiği yanlış bir saldırı sonucu ortaya çıkan, çok sayıda hastalığı kapsayan geniş bir gruptur. Yani bağışıklık sisteminin dengesi bozulduğu için vücut aslında kendi kendini döver. Hava koşulları ise yalnızca şikayetlerimizi arttırabilir veya tetikleyebilir.

Peki bağışıklığın düşmesi ile olan ve vücudun kendini dövdüğü romatizmda hangi şikayetler olur?

Romatizma denildiğinde çoğu insanın aklına ilk olarak el, diz veya bel ağrısı gelir. Ancak romatizmal hastalıklar sadece eklemleri değil, kalp, akciğer, böbrek, cilt, göz gibi pek çok organı da etkileyebilir. Bu nedenle “nasıl olsa biraz ağrıyor, geçer” diyerek gecikmek, bazen geri dönüşü olmayan hasarlara yol açabilir. Özellikle ellerde sabah tutukluğu, şişlik, uzun süren eklem ağrısı, nedeni bilinmeyen yorgunluk gibi belirtiler varsa, bir fizik tedavi uzmanına başvurmak çok önemlidir.

Yazının Devamı

Sigara Kadar Tehlikeli Bir Şey: Hareketsizlik

Gerçekten son yıllarda büyük küçük herkesin en önemli sorunu bence hareketsiz yaşam. Evden işe, işten arabaya, oradan da televizyonun karşısına geçen bir yaşam tarzı, artık “normal” hale geldi. Ama unuttuğumuz bir gerçek var: İnsan bedeni hareket için yaratılmıştır; hep dediğim gibi “hareket berekettir”.

Uzun süreli hareketsizliği hep kilo aldıran bir durum gibi görürüz ama maalesef öyle değil. Hareketsizlik sadece kilo aldırmakla kalmaz; kalp-damar hastalıklarından diyabete, bel-boyun ağrısından depresyona kadar pek çok sorunun zeminini hazırlar. Dünya Sağlık Örgütü bu nedenle hareketsizliği, “yeni çağın sigarası” olarak tanımlamıştı. Yani nasıl ki sigara içmek yavaş ama emin adımlarla sağlığı yok ediyorsa, hareketsiz yaşam da aynı etkiyi vücudumuza yapıyor demek yanlış olmaz.

Örneğin hareketsiz kaldığımızda yani kaslarımız hareket etmediğinde sadece güçsüzleşmez; aynı zamanda vücudun metabolik dengesini de bozar. Uzun süre oturmak, kan dolaşımını yavaşlatır, insülin direncini artırır ve iltihap hücrelerinin çoğalmasına yol açar. Yani hareketsiz kaldıkça vücut sessiz bir iltihap ortamına girer. Bu durum zamanla eklem ağrısı, bel-boyun tutulması, yorgunluk ve kilo artışıyla kendini gösterir.

Yazının Devamı

Sonbahar Geldi, Bağışıklığımıza Dikkat Edelim!

Yaz mevsiminin enerjik ve canlı günlerini geride bırakırken sonbahar yavaş adımlarla hayatımıza giriyor. Hava sıcaklıklarının düşmesi, günlerin kısalması ve yağmurların başlamasıyla birlikte doğa yeni bir döngüye hazırlanıyor. Ancak bu mevsim yalnızca yaprakların sararıp döküldüğü bir dönem değil, aynı zamanda insan sağlığı açısından da dikkat edilmesi gereken kritik bir süreçtir. Çünkü bu aylarda bağışıklık sistemimizin direnci daha da önem kazanır. Sonbaharda en sık karşılaşılan sorunlardan biri grip ve soğuk algınlığıdır. Kapalı alanlarda daha fazla vakit geçirmemiz, virüslerin yayılmasını kolaylaştırır. Bu nedenle güçlü bir bağışıklık sistemi adeta vücudumuzun kalkanı haline gelir. Bağışıklığı desteklemenin en önemli yolu dengeli beslenmedir. Mevsim sebzeleri ve meyveleri bu dönemde sofralarımızın baş tacı olmalıdır. Özellikle C vitamini açısından zengin portakal, mandalina, kivi ve nar gibi meyveler bağışıklık hücrelerimizi aktif hale getirir. Bunun yanında ceviz, badem gibi kuruyemişler de içerdiği sağlıklı yağlar ve minerallerle vücuda enerji katar. Çorba gibi sıcak ve besleyici yemekler hem sindirimi kolaylaştırır hem de bağışıklığı destekler.

Elbette sadece beslenme değil, yaşam tarzımız da bağışıklığımızı doğrudan etkiler. Geceleri yeterli uyumak, vücudun yenilenmesi için en güçlü ilaçtır. Araştırmalar 7-8 saatlik düzenli uykunun bağışıklık sistemi hücrelerinin etkinliğini artırdığını göstermektedir. Uykusuzluk sadece yorgunluğa değil, hastalıklara karşı daha savunmasız hale gelmemize de neden olur. Sonbaharın serin havası çoğu zaman hareketten uzak durmamıza yol açsa da düzenli egzersiz tam da bu dönemde ihtiyacımız olan bir alışkanlıktır. Her gün yapılacak 30 dakikalık tempolu yürüyüşler hem ruh sağlığımızı hem de bağışıklık sistemimizi güçlendirir. Ayrıca açık havada yapılan egzersizler vücudumuzun D vitamini üretmesine katkı sağlar. D vitamini bağışıklık sisteminin en önemli destekçilerinden biridir.

Bir başka önemli nokta sıvı tüketimidir. Havalar soğudukça su içme ihtiyacımız azalsa da vücudun suya olan gereksinimi devam eder. Günde en az 1.5-2 litre su içmek hem toksinlerin atılmasına hem de vücut direncimizin korunmasına yardımcı olur. Bitki çayları da bu dönemde sağlığımızı destekleyebilir. Özellikle ıhlamur, adaçayı ve zencefil çayı hem bağışıklığı güçlendirir hem de boğazı rahatlatır. Sonbahar aynı zamanda psikolojimiz için de hassas bir mevsimdir. Güneş ışığının azalması bazı insanlarda halsizlik ve moral düşüklüğüne yol açabilir. Bu durumu dengelemek için sosyal ilişkileri canlı tutmak, hobilere zaman ayırmak ve doğada vakit geçirmek oldukça faydalıdır. Unutmayalım, ruh sağlığımız da bağışıklık sistemimizin ayrılmaz bir parçasıdır.

Yazının Devamı

Depresyona Karşı İlaç Mı, Spor Mu?

Çağımızın hastalığı olan depresyon maalesef yediden yetmişe çok yaygın görülen bir hastalık. Temel tedavisinde de anti-depresan ilaçlar yer almaktadır. Tabii sorun bu ilaçları ne kadar süre ile içeceğimiz ve vücudumuza vereceği yararlar kadar zararları var mıdır? İşte bu soruların cevapları günümüzde halen yanıt bulamamıştır ancak yine de her zaman ilaçları doktor kontrolünde ve mümkün mertebe en kısa süreli kullanmak temel hedefimizdir.

İşte bu hedefleri elde edebilmek için ilaç tedavileri yanında destekleyici tedaviler almak uygun olacaktır. Depresyon tedavisi için farklı destek tedavileri üzerinde duran çalışmalar vardır. Bu çalışmalardan biri de spor üzerine yapılmıştır. Hatta bu alanda yeni yapılan bir çalışmanın sonuçları, terapi ile birlikte yapılan koşmanın depresyon ve anksiyete tedavisinde antidepresan ilaçlarla rekabet ettiğini gösteriyor. Hatta koşmanın, fiziksel sağlık açısından daha fazla fayda sağlarken, ilaç tedavisine uyumu da arttırdığını göstermiştir.

Önceden yapılan araştırmalarda, egzersiz yapmanın antidepresanlara eşdeğer bir terapötik etkiye sahip olabileceğini öne sürmüş ancak yine de bu konuda daha fazla çalışma yapılmasına gerek görüldüğünün altı çizilmiştir.

Yazının Devamı

SİVİLCELERİM VAR: PEKİ NE YİYELİM, İÇELİM?

SİVİLCELERİM VAR: PEKİ NE YİYELİM, İÇELİM?

Prof. Dr. Nilay Şahin

Balıkesir Üniversitesi Tıp Fakültesi Fiziksel Tıp ve Rehabilitasyon Anabilim Dalı

Yazının Devamı

Balık Yiyemiyorsan Omega-3 Yağ Asidi Al!

Omega-3 yağ asitleri yani balık yağı olarak bildiğimiz gıda takviyeleri son yıllarda özellikle de kovid-19 sonrası daha da popüler hale geldi. Hatta son yıllarda tıp alanında yer alan saygın dergilerde omega 3 ile ilgili çok kaliteli çalışmalar yapıldı. Peki gerçekten omega 3 faydalı mı, eğer faydalı ise ne gibi faydaları var? İşte bu hafta bu sorulara cevap bulacağız.

Omage-3 yağ asitleri özellikle vücutta iltahap, kalp, akciğer, immün ve hormon sistemi üzerine etkili olan bir yağ asididir. İşte bu nedenle de yüksek tansiyonu ve kolesterolü olanlara, iltahaplı eklem romatizması olanlara, kalp krizi ve beyin kanaması geçirenlere sıklıkla tavsiye edilmektedir.

Peki bu yağ asidi doğal besin olarak hangi gıdalarda var? Özellikle soğuk suda yetişen somon, ton balığı, sardalya veya daha az yağlı olan karides, istiridye, levrek gibi balıklarda yüksek oranlarda bulunmaktadır. Yine chia ve keten tohumu, cevizde balık yağı içermektedir. İşte bu gıdaların tüketimi vücuttaki omega-3 yağ asidimizi arttırarak koruyucu etkisini gösterir.

Yazının Devamı

Kemik Erimesi Ağrı Yapar mı?

Bu haftada size kemik erimesinin vücuda verdiği zararlardan bahsetmek istiyorum. Kemik erimesi aslında bilindiğinin aksine vücutta erken dönemde hemen ağrı yapmaz. Genel olarak kemik erimesinin vücuda verdiği en önemli zarar kırık yapmasıdır. Peki kemik erimesi hangi kemiklerimizde neden kırık yapar derseniz işte sorumuzun cevabı.

Kemik erimesinde kemik hem kalitesini hem de ağırlığını kaybeder.

Öncelikle şunu belirtelim ki kemik erimesi en çok menapoza giren kadınlarda olur ancak yaşlılarda, erkeklerde ve genç kadınlarda hatta ergenliğe giren gençlerde de görülebilir. Ancak bu gurup içinde açık ara farkla kadınlarda sıktır.

Yazının Devamı

Çok Et Yemek Şeker Hastalığı Yapar

Son yıllarda kırmızı et tüketiminin bazı zararlarından bahseden çalışmalar yayınlandı. Bunlar arasında en sık karşılaştığım çalışmaların başında kırmızı etin vücutta yaratığı inflamasyon buna bağlı olarak gelişen eklem ağrıları idi. Şimdi de kırmızı etin şeker hastalığına yol açan bazı çalışmalarla karşılaştım. İşte bu hafta size bu çalışmalardan bahsetmek istedim.

İşlenmiş olsun ya da olmasın aşırı kırmızı et tüketimi, tip 2 diyabet geliştirme riskinin artmasıyla bağlantılıdır. Bu ilişki dediğim gibi bazı çalışmalarla doğrulanmıştır. Peki neden kırmızı et tüketimi şeker hastalığına neden oluyor? İşte bu sorunun cevabı. Kırmızı etin yoğun tüketilmesinin vücut ağrılık oranını genellikle daha fazla yükseltip fiziksel aktiviteyi ise azalttığı tespit edilmiştir.

Kırmızı et içinde yer alan yüksek nitrat, demir, düşük oranlarda yer alan poliansatüre yağ ve yüksek satüre yağ oranları nedeniyle diyabet gelişimine neden olabileceği bildirilmiştir.

Yazının Devamı

Kemik Erimesi Çok Yaygın: Peki Neden Kemiklerimiz Erir!

Öncelikle şunu belirtelim ki kemik erimesi en çok menapoza giren kadınlarda olur ancak yaşlılarda, erkeklerde ve genç kadınlarda hatta ergenliğe giren gençlerde de görülebilir. Ancak bu gurup içinde açık ara farkla kadınlarda sıktır.

Kemik erimesi en sık östrojen azalması nedeniyle menapoz sonrası kadınlarda görülür. Bunun ardından da kemiklerimizin yavaş çalışması, bağırsaklarımızdan kalsiyum emiliminin azalması ve daha hareketsiz olmamız nedeniyle yaşlanmaya bağlı olarak kemik erimesi gelişir. Tabii bunlar en sık bilinen kemik erimesi nedenleridir. Bir de daha az bilinen ama bizim hekim olarak sık gördüğümüz diğer nedenlere şöyle bir bakalım. Bu nedenler arasında başta guatr hastalıkları gelir. Yine guatr bezinin yani tiroid bezinin arkasında bulunan bir organ tarafından sentezlenen ve kemikleri etkileyen bir hormon olan paratiroid hormon bozukluklarında da kemik erimesi sıktır.

Şeker hastalığı, bazı karaciğer ve akciğer hastalıkları, geçirilmiş mide ameliyatları, çölyak hastalığı gibi emilim bozukluğu yapan hastalıklar, iltahaplı romatizmalar, aşırı protein içeren gıdaların tüketimi, süt ve süt ürünlerinde bulunan kalsiyumdan fakir beslenme, bazı kanser türlerinde de osteoporoz yani kemik erimesi görülmektedir.

Yazının Devamı

Uykunda Sorun Mu Var: Melatonin İyi Gelir !

Uyku sorunu maalesef çağımızın sorunu haline geldi. Tabii öncelikle bu sorunun nedenini araştırmak çok önemli. Ancak bilinen bir gerçek var ki uykuda melatonin denen madde çok önemlidir. Peki nedir bu melatonin işte bu hafta bu konuyu sizinle paylaşmak istedim.

Melatonin vücudun salgıladığı çok önemli bir hormondur. İşte bu hormon özellikle akşam saat 22.00 ile gece saat 02.00’ da sentezlenmektedir. Bu hormonun sentezlenmesi için ise bizim karanlık ve sessiz bir oda da uyuyor olmamız önemlidir. Eğer bu saatlerde uyumazsak melatonin maalesef yeterli seviyelerde sentezlenememektedir. Peki bu hormon neden önemli, yeteri kadar sentezlenmezse ne olur? İşte cevabı.

Melatonin başta çocuklar için önem taşıyan büyüme hormonunun üretilmesine yardımcı olur. Yani dokularımızın büyümesine destek olur. Bu nedenle özellikle çocuklar vakitlice yatmalılar. Ancak şunu hemen belirtmek isterim ki büyüme hormonunun tek görevi organları bizim büyümemizi sağlamak değildir. Bunun dışında yağların yakılması, dokularda yer alan ve eskimiş kollajenin tamir edilmesi, kemiklerin güçlenmesi ve vücut direncimizin artmasını sağlar. Yani şöyle bir baktığımızda melatonin aslında sonuç olarak vücudumuzun hücrelerinin yenilenmesine ki bu sayede daha sağlıklı cilt, kemik ve organlara sahip oluruz.

Yazının Devamı

Aldığımız Gıda Takviyeleri Her Zaman Yararlı Olmayabilir!

Son yıllarda büyük küçük hepimiz bir gıda takviyesi alma derdine düştük. Ancak bu takviyeleri alırken ne kadar bilinçli alıyoruz? İşte bu çok önemli olan nokta. Çünkü sağlığımızı daha iyi bir noktaya getirsin diye aldığımız bu takviyeler bazen bizi sağlığımızdan edebilir hatta bizi ölüme bile götürebilir. Peki bilinçsiz alınan bu takviyeler bize neler yapabilir? İşte bu hafta sizinle bu konuyu paylaşacağım.

Pek çok takviye, vücut üzerinde güçlü etkileri olabilecek aktif bileşenler içerir. Özellikle yeni bir ürün alırken her zaman kötü reaksiyon olasılığına karşı dikkatli olunmalıdır. Besin takviyelerini eğer yüksek dozda alıyorsanız ya da reçeteli ilaçların yerine ya da birçok farklı takviyeyi aynı anda kullanıyorsanız büyük olasılıkla bu takviyelerin yan etkiler olabilir. Bazı takviyeler kanama riskini artırabilir veya ameliyattan önce alınırsa anestezinin etkinliğini değiştirebilir. Takviyeler ayrıca kullandığınız diğer bazı ilaçlarla sorunlara neden olabilecek şekillerde etkileşime girebilir. İşte size birkaç örnek; K vitamini, kan sulandırıcı olarak kullanılan ilaçların etkisini azaltarak kanın pıhtılaşmasını önleme yeteneğini azaltabilir. Sarı kantaron birçok ilacın parçalanmasını hızlandırabilir ve bunların etkinliğini azaltabilir (bazı antidepresanlar, doğum kontrol hapları, kalp ilaçları gibi).

C ve E vitaminleri gibi antioksidan takviyeleri bazı kanser kemoterapisi türlerinin etkinliğini azaltabilir.

Yazının Devamı

Size Önereceğim Takviyeler-2

Geçen hafta öneride bulunduğum takviyeler yazımın ikincisinde sizlerle buluşmak keyifli. Bu hafta da siz birkaç sık kullanılan önemli takviyelerden bahsetmek istiyorum. İlk olarak sizlere çinkodan bahsetmek istiyorum. Çinko özellikle sivilce, ince saç, doğurganlığı artırmada iyi bir seçenektir. Bağışıklık sisteminin yanı sıra hormon üretimi ve hücre onarımında da önemli bir oyuncu olan çinko, sağlık açısından bundan daha hayati olamaz. Maalesef stres, bu mineralin düzeylerini azaltabilir. Bu da kendini zayıf ciltte ve saçların incelmesinde gösterebilir. Yine bebek sahibi olmaya çalışıyorsanız da çinko takviyesi almanız sizi destekleyebilir. Çünkü çinko, yumurta ve sperm gelişimi için hayati öneme sahiptir. Çinko açısından zengin besinler arasında kaju fıstığı, kabak çekirdeği, nohut ve mercimek bulunmaktadır.

Bir diğer önerim benim de hastalarıma çok verdiğim Metilsülfonilmetan (MSM). Bu takviye özellikle ağrılı eklemler ve bağışıklık üzerine etkildir. MSM, vücudun kıkırdak üretip onarması ve bağışıklık sisteminizi destekleyen immünoglobulinler yapması için ihtiyaç duyduğu sülfürü içerir. MSM güçlü bir antiinflamatuar yani iltahap gidericidir. Eklemlerdeki ağrıyı hafifletmeye iyi gelmektedir. Ağrıyan dizler için zaten glukozamin alıyorsanız, rejiminize MSM eklemeye değer olabilir. Doğal olarak; yumurta, brokoli, lahana, karnabahar veya sarımsak gibi yiyeceklerde bulunmaktadır.

Bir diğer takviye benim de sık kullandığım sindirimi kolaylaştırıcı takviyeler. Özellikle şişkinlik ve gıda intoleransı olanlara tavsiye ediyorum. Son yıllarda çok sık koyulan tanılardan biri olan irritabl bağırsak sendromunda özellikle şişkinliğe yatkınsanız sindirim enzimleri diyete faydalı bir katkı olabilir. Bunlar yağları, proteinleri ve karbonhidratları daha kolay emilebilen daha küçük moleküllere parçalayarak sindirime yardımcı destek olmaktadır. Yaşlandıkça, sindirim sistemi daha az verimli hale gelir, bu nedenle yiyecekler bağırsakta sindirilmeden kalabilir, bu da şişkinliğin meydana geldiği zamandır. Sindirim enzimlerinin bir karışımını almak vücudunuza yardım eli uzatmanın ve gıda intoleransını hafifletmenin iyi bir yoludur. Doğal olarak ananas ve papayanın her ikisi de vücudun proteini parçalamasına yardımcı olan bu sindirim enzimlerini içerir; mango ve muz ise karbonhidratların işlenmesine yardımcı olur, avokado yağın sindirimine yardımcı olur, kefir (fermente süt) ise laktoz sindirimini iyileştirebilir.

Yazının Devamı

Size Önereceğim Takviyeler-1

Size Önereceğim Takviyeler-1… Bunlardan ilki L-tirozin. L-tirozin özellikle tiroidi yani halk arasında guatrı az çalışanlara, strese, yorgunluğa ve konsantrasyon bozukluğuna iyi gelir. Tiroid beziniz az çalışıyorsa, yorgunluk, zayıf konsantrasyon, düşük ruh hali ve kilo vermede zorluğunuz varsa bu takviye denemeye değer olabilir. Ayrıca L-tirozinin zihinsel performansı artırmaya da yardımcı olabileceğine dair giderek artan kanıtlar var. Takviye almak sizi korkutuyorsa besin olarak da L-tirozin alabilirsiniz. Süt ürünleri, yumurta ve yulaf gibi protein içeren gıdalarda L-tirozin üretir; bu nedenle her öğünde bir miktar protein almak L-tirozin alımına destek olacaktır.

Bir diğer önereceğim destek tedavi magnezyumdur. Özellikle anksiyete, uykusuzluk ve adet sancılarına iyi gelir. Bu mineral, nörotransmitterlerin ve uyku hormonu melatoninin düzenlenmesi de dahil olmak üzere vücutta 300’den fazla hücresel reaksiyonda hayati bir rol oynar. Hatta magnezyumun tüm sinir sistemi üzerinde sakinleştirici bir etkisi vardır. Huzurlu uykuyu teşvik etmeye yardımcı olur ve kaygıyı hafifletebilir. Ne yazık ki, bu mineral vücudun stres tepkisi tarafından tüketiliyor, dolayısıyla seviyeleri kolaylıkla optimum seviyenin altına düşebiliyor. Doğal alımı tercih edenler için tüketmelerini önerebileceğim besinler; yapraklı sebzeler, fındık, kinoa, susam, nohut, avokado ve muzdur. Bir diğer besinde kaliteli bitter çikolata, alımınızı artırmanın başka bir lezzetli yoludur.

Bu hafta son olarak önereceğim takviye Ko-enzim Q10. Özellikle düşük enerji ve doğurganlık sorunlarında tercih edilebilir. Bu takviye hücrelerin enerji üretmesine yardımcı olmada önemli bir rol oynar. Yaşlandıkça vücut daha az Co-Q10 üretiyor ve ihtiyacı artıyor. Dolayısıyla özellikle de yorgunluğa yatkınsanız bu takviye almaktan fayda görebilirsiniz. Araştırmalar ayrıca Co-Q10’un erkeklerde sperm hareketliliğini iyileştirerek ve kadınlarda da yumurta kalitesini iyileştirerek doğurganlığı arttırmaktadır. Ko-enzim Q 10 içeren doğal kaynaklar arasında; ıspanak, karnabahar, brokoli, portakal ve çilek, soya fasulyesi, mercimek, yer fıstığı ve susam bulunur.

Yazının Devamı

Sırtım Ağrıyor: Neden ?

Sırtım Ağrıyor: Neden ?… İlk olarak ne zamandır sırt ağrınız olduğu, ağrının gece sizi uyandırıp uyandırmadığı, beraberinde tutukluk olup olmadığı önemlidir. Tabii ki muayenede ele geçen bulgular eşliğinde de hastalardan geniş kan testleri, kemik ölçüm testi, röntgen veya MRG gibi testler istenir.

Peki sonuç nedir yani sırtımız neden ağrır? Bu sorunun cevabında ilk sırada duruş bozukluğunu söylemek doğru olacaktır. Maalesef son dönemlerde pandeminin etkisiyle de uzun saatlerimizi geçirdiğimiz masa başı işler duruşumuzu yani postürümüzü bozarak kasların gerilmesine ve ağrısına yol açmaktadır. Bir diğer neden özellikle kadınlarda sık gördüğümüz kemik erimesine bağlı gizli ve sinsi kırıklar. Yine hem kadın hem erkeklerde görülen kireçlenmeler de sırtta ağrıya yol açma ihtimali var.

Elbette sırt bölgesinde de fıtıkların olma ihtimali var. Özellikle fıtık etrafında yer alan sinirlerin fıtığa bağlı oluşan ödemden etkilenmesi ağrı gelişimine neden olur. Sırtta bir diğer ağrı kaynağı sırt kemiklerindeki deliklerden geçen sinirlerin sıkışmasına neden olan kanal darlığı hastalığıdır.

Yazının Devamı