Macit Ermiş

Macit Ermiş

“Verdiğin Söz, Hiçbir Çıkarın Karşılığı Olamaz”

Dinkçiler Mahallesi bugün sessiz bir isyanın, derinden yükselen bir adalet talebinin tam merkezinde. Mahalleli; kadınıyla, erkeğiyle, yaşlısıyla, genciyle… hatta oyun alanını elinden almak istemedikleri çocuklarıyla birlikte bir imzaya sahip çıkıyor. O imza, bir parkın kaderinden çok daha fazlasını temsil ediyor: Verilen bir sözün tutulmasını… Ve o söz, Sabri Uğur Parkı’nın kaldırılmayacağı sözü.

Geçtiğimiz ekim ayında Dinkçiler Mahallesi sakinleri, kalabalık bir grup halinde Altıeylül Belediye Başkanı Hakan Şehirli’nin kapısını çaldı. Kimi elinde çocuğunun oyuncak arabası, kimi yaşlı annesinin koluna girmiş… Kadınlar, erkekler, gençler; hepsinin ortak isteği sadece buydu: “Mahallemizde nefes alacak, oturacak başka hiçbir yer yok. Bize parkımızı bırakın.” Sabri Uğur Parkı onlar için sıradan bir alan değil. Çocukların güvenle oynadığı oyun parkı, kadınların bir bardak çayla nefes aldığı Millet Bahçesi kahvesi, gençlerin buluşma noktası… Yani mahallenin tam kalbi. Başkan Şehirli o gün, tüm mahallenin gözlerinin içine bakarak şu sözü verdi: “Sadece tamirat yapıyoruz. Çok kısa sürede çay–kahve yeniden hizmete açılacak.” Mahalle inandı… Mahalle bekledi… Mahalle güvenmek istedi…

Şimdi Altıeylül Belediye Meclisi’nin gündeminde bambaşka bir başlık var: Sabri Uğur Parkı Spor Müzesi oluyor mu? Tapuda 13534 Ada, 1 Parsel. 3 bin 348 metrekarelik bir alan. Altıeylül Belediyesi Meclisi, bu alanın Balıkesir Spor Kulübü Müzesi’ne dönüştürülüp dönüştürülmeyeceğini tartışacak. Komisyonlar kurulacak, raporlar hazırlanacak, projeler görüşülecek… Evet, Balıkesir’in spor tarihine ışık tutacak bir müze elbette önemlidir. Ancak bir soru da kendiliğinden yükseliyor: Peki bu müze, bir mahallenin tek sosyal alanını yok ederek mi yapılmalı?

Yazının Devamı

Renkli Vitrinlerden Küresel Raflara: İndirim, Algı ve Değişen Tüketici

2025’in son çeyreğinde vitrinlerdeki “İNDİRİM” yazıları, sadece bir alışveriş çağrısı değil; küresel ekonominin, tüketici psikolojisinin ve markaların yeni stratejilerinin sembolü hâline geldi.

Balıkesir’de dolaşırken dikkatinizi çeken o rengârenk vitrinler, yalnızca yerel bir ticari hareketlilik değil. Türkiye genelinde olduğu gibi, dünya çapında da perakende sektörü büyük bir dönüşümden geçiyor.

Fiyat baskısı, ekonomik belirsizlik ve alım gücündeki daralma, mağazaları tüketiciyle yeniden iletişim kurmanın farklı yollarını aramaya yöneltti. Artık vitrinler yalnızca ürün sergilemiyor; “fırsat algısı” yaratıyor, alışverişin duygusal tarafına dokunuyor.

Yazının Devamı

Güz'ün Son Günleri: Doğanın Sessiz Çığlığı

Gök yüzünün masmavi ışıltısı, bulutların pamuk beyazı ve ağaçların sararmış yaprakları… Doğanın kendi fırçasıyla çizdiği en gerçek fon, Balıkesir’in Altı Eylül ilçesinde, Vasıf Çınar Caddesi’nin tam ortasında 27 Kasım günü saat 13.35’te objektife yansıdı. Sonbaharın bitmesine yalnızca 24 gün kaldı; 21 Aralık’ta kış kapıyı çalacak ve mart ayına kadar doğa bembeyaz bir örtü altında nefes alacak.

İlkbaharı herkes sever… Çiçekler patlar, kuşlar melodilerini bulur, kelebekler dans ederek havada salınır.Yaz geldiğinde denizin tuzu, ormanın reçine kokusu, ağaçların ferahlatan esintisi ayrı bir dünya kurar.Sonbaharda meyveler olgunlaşır, yapraklar altın sarısına döner, günler kısalırken yaprakların son vedası hüzünlü bir sessizlik yaratır. Kış mevsimi ise karın beyaz büyüsüyle gelir; her flake bir tablo gibi şehrin üstüne düşerken, doğa yepyeni bir fon daha çizer.

Yazının Devamı

CHP’li Eski Vekil Orhan Sür, Ölümle Pençeleşti… Şimdi Yavaş Yavaş Hayata Tutunuyor

Balıkesir’in siyasette iz bırakmış isimlerinden, CHP’li eski milletvekili Orhan Sür, geçtiğimiz aylarda Burhaniye yakınlarında geçirdiği feci trafik kazasının ardından ölümle yaşam arasında gidip gelmişti. Aracıyla elektrik direğine çarpması sonucu ağır yaralanan Sür’ün günler süren sessiz bekleyişi, bugün yüreklere bir nebze de olsa su serpen haberlerle umut ışığına dönüştü.

Kazanın ardından İstanbul’da yoğun bakıma alınan Orhan Sür’ün durumu uzun süre belirsizliğini korumuş, sevenlerinin duası eksik olmamıştı. Dün gelen bilgi ise hem hüzünlü hem umut dolu…

CHP Balıkesir 1980 öncesi gençlik kolları başkanı Bekir Çataloğlu, sosyal medya hesabından duygu dolu bir paylaşım yaptı.

Yazının Devamı

Okul Çevrelerinde Saygının Sesi Kısık

Dün akşamüstü, Altıeylül Ortaokulu civarında soluklanmak için bir çay içeyim diye kahveye oturdum. Hava serin, rüzgâr keskindi.. Karşı kaldırımda okul çantaları hâlâ omuzlarında, Ortaokul- Lise çağlarında birkaç genç yüksek sesle konuşuyor, arada kahkahalar savuruyorlardı.Biri elindeki enerji içeceğini yere fırlattı, diğeri telefonundan müzik açtı; ses sonuna kadar açık. Yanlarındaki küçük bir çocuk, onları hayranlıkla izliyordu.

Bir an göz göze geldik.Gözlerinde “ben de büyüyünce onlar gibi olacağım” der gibi bir ifade vardı.İçimden, “Dur oğlum, büyümek bu değil” demek geçti.Ama bir ses, “Boş ver, karışma çayını iç sus ” dedi.Sustum.

Mesele o çocukların yere attığı kutu ya da dinledikleri şarkı değil.Mesele, saygının sessizce hayatımızdan çekilmesi.Bir zamanlar büyüğün önünde ceket iliklemek, otobüste yer vermek, yolda selam vermek doğal bir refleksimizdi. Şimdi “fazla resmiyet” sayılıyor.

Yazının Devamı

Bugün Öğretmenler Günü.. Bazı Acılar Hiç Eskimiyor

1993 yılının serin bir sonbahar akşamı…

Bitlis’in Erikli köyünde görev yapan iki idealist öğretmen, Yasemin Tekin ile eşi Bayram Tekin, küçük lojmanlarında mütevazı bir sofranın etrafında oturuyordu. Yanlarında 3 yaşındaki kızları Betül, parçalanmış ekmek kırıntılarıyla oyun oynarken kahkahalar saçıyordu. Bir köy okulunda, karla çevrili dağların ortasında yine umut büyütüyorlardı.

Sonra gecenin sessizliğini insanlığın kararmış yüzü bozdu.

Yazının Devamı

Ölümün Gölgesindeki Güzellikler

Balıkesir’in sokaklarında her gün yanından geçip gittiğimiz, kimi zaman gölgesinde soluklandığımız ağaçların aslında bir kısmının sessiz birer “zehir haznesi” olduğunu biliyor muyuz? Doğanın güzelliği bazen, insanın aklını zorlayan bir tezatla karşımıza çıkıyor: En güzel olan, en tehlikeli olabilen…

Balıkesir’in en zehirli ağacı zakkum. Bahçelerde süs bitkisi olarak büyür; pembe çiçeklerini nazlı nazlı açar. Oysa yapraklarında ve dalında saklı toksinler, en küçük temasla bile insanı sersemletecek kadar güçlüdür. Görme bozuklukları, bayılmalar, kalp ritmini altüst eden etkiler… Ne ironidir ki, bu ölümcül güzellik aynı zamanda sivrisinekleri yok eden bir doğal savaşçı; ilaç sanayisinin de asırlık bir ham madde kaynağıdır. Ölümle şifanın aynı gövdede buluşması gibi…

Dünyanın en tehlikeli ağaçlarına baktığımızda masal ile gerçeğin birbirine karıştığını görüyoruz.Folklorda anlatılan “insan yiyen ağaç” belki bir efsane… Ama gerçek hayatta ondan çok daha ürkütücü çeşitler var.

Yazının Devamı

Türkiye’nin İlk Uçan Kadını

Balıkesir’den dünyaya bakınca insan bazen tarihin tozlu sayfalarında kaybolmuş isimlerin aslında nasıl da büyük bir ışık taşıdığını daha iyi görüyor. Hepimizin hafızasında Türkiye’nin ilk kadın pilotu olarak Sabiha Gökçen vardır. Okullarda böyle öğretildi, yıllarca böyle yazıldı. Elbette ki Gökçen, Türk havacılığının parlayan yıldızıdır; bu tartışılmaz.Ama mesele şu ki… ilk uçan Türk kadını o değil.

Tarih 1 Aralık 1913… Daha Sabiha Gökçen yedi aylık bir bebek. İstanbul semalarında ise tek motorlu küçük bir “Deperdussin” uçağı süzülüyor. Üzeri açık, rüzgârın suratınıza adeta tokat gibi vurduğu, öyle konforlu falan olmayan bir uçak…Ve o uçağın içinde öyle biri var ki, bugünün bakışıyla bile insanın hayranlıkla “Helal olsun!” diyeceği cinsten bir cesaret örneği: Belkıs Şevket Hanım.

Belkıs Hanım sadece uçmadı, aynı zamanda bir davanın bayrağını taşıdı.Öğretmendi, yazardı, aktivistti… Kadınlar Dünyası dergisinin yazarlarından, Müdafaa-i Hukuk-ı Nisvan Cemiyeti’nin kararlı bir neferiydi. “Türk kadını isterse uçar, hatta çok daha fazlasını yapar” demek için Yeşilköy’den havalandı.

Yazının Devamı

Bir Şehrin Hafızası Nereye Gidiyor?

Balıkesir’in sokaklarında dolaşırken bazen bir tabelanın eksikliği, bazen bir kelimenin değiştirilmiş hali, insanın kalbine ince bir sızı bırakıyor. Çünkü şehir dediğin yalnızca taş binalar, asfalt yollar değildir; adlarıyla, anılarıyla, unutmamak için koyduğu işaretleriyle bir bütündür.

1981’de 100. Yıl Atatürk ve Kültür Parkı olarak yazıldı kentin belleğine. O günün gururu, bugün bir isim değişikliğinin gölgesinde. 2008’de 5 metre yükseklikteki tabeladan “Atatürk” kelimesi kesilip atıldığında, aslında bir tabeladan fazlası düşürülmüştü: Bir saygı, bir hatıra, bir bütünlük.Bugün ise aynı alan A. Edip Uğur Parkı diye geçiyor.Fakat halk hâlâ “Çamlık Tepesi” diyor.Demek ki kimi isimler, ne kadar silinmeye çalışılsa da halkın dilinde yaşamaya devam ediyor.

Zağnos Paşa Meydanı… Aslında meydanın adını taşıyan bir levha bile yok.“Paşa Caminin önü”, “yan tarafı”, “arkası” diye tarif ediliyor.Bir şehri tarif ederken bile suskun bir kimliksizlik var bu cümlelerde.Oysa meydanlar şehirlerin kalbidir. İsmiyle nefes alır, karakteriyle hatırlanır.

Yazının Devamı

Şehit Pilot Hasan Bahar’ın Fedakârlıkla Örülü Hikâyesi

Türkiye, orman yangınlarının karanlık gölgesine karşı gökyüzünde cesaretle süzülen bir kahramanını daha toprağa vermenin derin acısını yaşıyor. Hırvatistan’da bakım sonrası test uçuşu sırasında düşen Orman Genel Müdürlüğüne ait yangın söndürme uçağının pilotu Hasan Bahar (40), görev başında şehit oldu.

Ancak bu acı haberin ardında, ateş hattında geçen bir ömür, defalarca sınanmış bir cesaret ve son nefesine kadar “ormanları ve vatanı koruma” kararlılığıyla dolu bir hayat vardı.

Şehit pilot Hasan Bahar’ın, Ağustos ayında Muğla’nın Yatağan ilçesinde düşen yangın söndürme uçağından yaralı kurtulduğu ortaya çıktı. O kazadan sonra tedavi edilmiş, iyileşir iyileşmez yeniden görev istemişti.

Yazının Devamı

Közde Mantar, Pekmez Tadında Bir Hayat

Burada doğa kendi dilinde konuşur, sessizliğiyle huzuru, rüzgârıyla geçmişi anlatır. İşte bu köyde, emekli astsubay Mehmet Ali Akkaya, modern dünyanın gürültüsünden uzak, üretmenin, paylaşmanın ve yaşamanın sade halini bulmuş.

Köyün taş evlerinden birinde, bacasından dumanı tüten bir yaşam vardır. O evde mantar közde pişer, pekmez kaynar, domates kokusu odun ateşiyle karışır. Her şey doğanın kalbinden gelir. Mehmet Ali Akkaya, bir yandan kitap yazar, bir yandan toprağa dokunur. Bahçesinde meyve ağaçları, üzüm asmaları, sebze fideleri vardır. Sonbaharda pekmez kaynatır, yazdan kalan kokular kışa umut taşır.

Evin çevresi tarih eserleriyle doludur; eski taşlar, geçmişin izleri, Anadolu’nun sessiz tanıkları…Burada zaman ağır akar. Üretenin eli bereketlidir; yiyen de, paylaşan da aynı sofradadır.

Yazının Devamı

Gökyüzünde Sığırcıkların Büyüleyici Dansı

Balıkesir’in akşamüstü ışığında bir sahne açılıyor; ama bu sahnenin ne dekoru var ne de bir perdesi. Sadece gökyüzü… Ve başrollerde binlerce sığırcık.Her gün aynı saatte, Zağnos Paşa Camii’nin minareleriyle Atatürk Parkı’nın çınarları arasında, hava bir anda dalgalanıyor. Sığırcıklar, şehrin göğünde kıvrılıyor; bir yel estikçe yön değiştiriyor, bir gölge düştükçe desen değiştiriyor. Gökyüzü, birkaç saniye içinde soyut bir tabloya dönüşüyor — renkleri gün batımından, hareketleri doğanın kalbinden geliyor.

Bu gösterinin bir yönetmeni yok. Her kuş kendi içgüdüsüyle hareket ediyor; ama toplu halde tek bir organizma gibi davranıyorlar. Uzmanlar buna “kolektif savunma refleksi” diyor. Bir yırtıcı kuş belirdiğinde, sığırcıklar aynı anda dönüp bir girdap yaratıyor. Dışarıdan bakıldığında estetik bir koreografi gibi görünse de, aslında ölümle yaşam arasındaki o ince çizginin üzerinde uçuyorlar.Belki de doğanın en eski dersini veriyorlar bize: “Birlikte hareket edersen, hayatta kalırsın.”

Yazının Devamı

Aykırı Bir Aşkın Hikâyesi: “Balıkesir’in Gelini Ayşe Gülsün Bilgehan Toker”

Aşk bazen tarihin tozlu sayfalarında değil, siyasetin sert zemininde filizlenir. Fırtınalı günlerde, kalabalıkların sloganları arasında sessizce büyüyen bir duygunun hikâyesi bu…Balıkesir’in gelini, İsmet Paşa’nın torunu Ayşe Gülsün Bilgehan Toker’in, Adalet Partili eski bakan Cihat Bilgehan’ın oğlu Mustafa Bilgehan’la yaşadığı aykırı ama gerçek bir aşkın hikâyesi.

Türkiye, 1960 ile 1980 arasında sağ-sol çatışmalarıyla sarsılıyordu. Meydanlarda öfke, sokaklarda kan vardı. O günlerde CHP ile AP, birbirine uzak iki kutuptu; kelimenin tam anlamıyla iki ayrı dünya.Ama kader bazen siyasetle değil, kalple ilgilenir…İsmet İnönü’nün torunu Ayşe Gülsün — Cumhuriyet’in kurucu ailesinden bir genç kadın.Ve Adalet Partisi’nin güçlü bakanlarından Cihat Bilgehan’ın oğlu Mustafa — sağ siyasetin köklü bir temsilcisi.

Bu iki soyadın yan yana gelmesi, o yılların Türkiye’sinde neredeyse imkânsızdı. Ama “imkânsız” aşkın en sevdiği kelimedir.

Yazının Devamı

Cumhuriyet Koşusunda Nefesler Tutuldu

Balıkesir’in bereketli topraklarında, Altıeylül Yakupköy’de bu hafta sonu öyle bir sahne yaşandı ki; hem geçmişin asil mirası hem de Cumhuriyetin çağdaş ruhu aynı anda nefes aldı. Tozlu pistte dört nala koşan atların ayak sesleri, sanki 102 yıllık Cumhuriyetimizin yüreğinde yankılandı.Bu yıl ikincisi düzenlenen Altıeylül Yakupköy Cumhuriyet Koşusu, sadece bir yarış değil; bir milletin kültürel dirilişinin, köklerine sahip çıkışının sembolüydü.

Kadın ve erkek biniciler, at üzerinde sergiledikleri ustalıkla izleyenleri büyüledi. Denge, cesaret, zarafet ve kararlılık… Hepsi o meydanda, bir arada yaşadı. Kimi okunu gökyüzüne çevirdi, kimi atının dizginini özgürlüğe bıraktı. Cumhuriyetin coşkusu, nal sesleriyle birleşti, havaya karıştı.

Yazının Devamı

Vefalı İnsanlar

Koç Holding’in kurucusu Vehbi Koç, Balıkesir Ticaret Odası’nın düzenlediği “Kutsal Görevin Vergi Rekortmenleri” törenine gelmişti. Salon tıklım tıklımdı. O yıllarda basın mensubu olarak “SABAH” gazetesinde çalışıyordum. Vehbi Bey kürsüye çıktığında herkes susmuştu.“Türkiye’de vergisini ödeyen 250 bin kişi var. Oysa 1 milyonun üzerinde mükellef vergisini ödemiyor. Gerçek tahsilat yapılsa, bu ülke kanatlanır,” demişti.

Sözleri hem uyarıydı hem vicdana dokunan bir çağrıydı. Haberi hemen gazeteye telefonla geçtim. Ertesi gün haber büyük yankı uyandırdı. Bir gün sonra Koç Holding’den telefon geldi: “Vehbi Bey teşekkürlerini iletmek istiyor.” Daha sonra Erdek Pınar Otel’de davet edildim. Üç yıl arayla birkaç kez buluştuk, uzun sohbetler ettik. Her kelimesi öğüt, her sözü hayat dersi gibiydi. İşte o günlerde vefanın ne demek olduğunu, büyük insanların nasıl alçakgönüllü olabildiğini öğrendim.

Bu kez telefonun ucunda Cenk Küpeli vardı. Eski milli basketbolcu, iş insanı, DYP Genel Başkanı… “Merhaba Gazetesi”nde yayınlanan köşe yazımı okumuş, teşekkür etmek için aramış.Kısa ama samimi bir konuşmaydı.

Yazının Devamı

Balıkesir’de Merkez Sağda Yeni Bir Hareketlilik

DYP Genel Başkanı Cenk Küpeli’nin Ziyareti Balıkesir, son günlerde siyasetin klasik kalıplarından uzak, halkla temasın ön planda olduğu bir buluşmaya sahne oldu. Doğru Yol Partisi (DYP) Genel Başkanı Cenk Küpeli, il genelinde gerçekleştirdiği temaslarla dikkat çekti. Partisinin uzun süredir sessiz kalan merkez sağ geleneğini yeniden canlandırma çabası olarak yorumlanan bu ziyaret, yerelde hem siyasi çevreler hem de vatandaşlar arasında ilgiyle karşılandı.

4 Kasım akşamı Bandırma’dan deprem bölgesi Sındırgı’ya geçmesi planlanan Küpeli’nin programı, emniyet birimlerinden gelen ani bir güvenlik uyarısı sonrası ertelendi.Küpeli’nin “Önce güvenlik, sonra siyaset” açıklaması, kararın gerekçesini net biçimde ortaya koydu.Bu gelişme, parti kaynaklarınca “devlet ciddiyetine duyulan saygı” olarak değerlendirildi.

Ziyaretin iptal edilmesi, programın genel atmosferini değiştirmedi. Küpeli, ertesi gün Balıkesir merkezdeki temaslarına devam etti.

Yazının Devamı

Cumhuriyet Türkçe Demektir: Dil Devriminden Günümüze Bir Işık

Cumhuriyet’in 102. yılı coşkusuyla Balıkesir’de anlamlı bir buluşma gerçekleşti. Balıkesir Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği Şubesi tarafından düzenlenen “Cumhuriyet Söyleşileri” dizisinin sekizincisi, Salih Tozan Kültür Merkezi’nde yapıldı. Bu haftaki konuk, Türkçenin öz değerini savunan, dilimizin yılmaz koruyucusu, yazar ve dilbilimci Feyza Hepçilingirler idi.

Söyleşinin başlığı her şeyi özetliyordu: “Cumhuriyet Türkçe Demektir.” Çünkü Cumhuriyet’in en büyük devrimlerinden biri, düşüncenin, bilimin ve kültürün dili olan Türkçenin özgürleşmesiydi.

Yazının Devamı

İstiklâl Marşı: Meclis Sırasında Yazılan Destan

Millî Mücadele’nin en karanlık günlerinde Maarif Vekâleti bir çağrı yapar:Bağımsızlık savaşını anlatacak bir “millî marş” yazılacaktır. Kazanana 500 lira ödül verilecektir.Ancak Meclis sıralarında oturan Mehmet Âkif Ersoy, bu teklifi kesin bir dille reddeder:“Ben ne müsabakaya girerim, ne de câize alırım!” Onun için şiir, milletin ruhundan doğmalıydı; para karşılığı yazılmamalıydı.

Maarif Vekili Hamdullah Suphi (Tanrıöver), bu cevabı duyunca çaresiz kalır. Sonunda Hasan Basri Çantay’a döner: “Üstâdı ikna edemez misin?” Çantay’ın eline bir mektup tutuşturur: “Bu şiir için her şartı kaldırıyoruz, yalnız millet bu marştan mahrum kalmasın.” Mektup, Âkif’in eline geçer… Ve o anda, Meclis sıralarında, sessiz bir tarih yazılmaya başlanır.

Yazının Devamı

Sındırgı’nın Sessiz Çığlığı: Aktaş Deprem Üssü

Balıkesir’in Sındırgı ilçesine bağlı Aktaş köyü, bir kez daha yerin altındaki gerçeği hatırlattı.Boğaziçi Üniversitesi Kandilli Rasathanesi verilerine göre 27 Ekim 2025 gecesi saat 22.48’de 6.0 büyüklüğünde, AFAD’a göre ise 5.9 şiddetinde bir deprem meydana geldi.

Merkez üssü Aktaş köyü olan bu sarsıntı, sadece evleri değil, bölgenin jeolojik kaderini de bir kez daha gündeme taşıdı.

Aktaş, sıradan bir köy değil. Yerin 10 kilometre altında hareket eden bir fayın tam üstünde.Jeologlar, bölgenin Batı Anadolu graben sistemi içerisinde yer aldığını ve bu hattın Ege’nin gerilme kuşağının uzantısı olduğunu yıllardır söylüyor.

Yazının Devamı

Kibiri Değil, Simidi Paylaşıyorlar

Kibiri Değil, Simidi Paylaşıyorlar

Balya Belediye Başkanı Orhan Gaga’dan Mütevazı Bir Kare Yazan: Macit ERMİŞ

Yazının Devamı

Bilimin Vicdanı – Prof. Dr. İrfan Ay’ın Sessiz Kahramanlığı

Hayat bazen, bilimin soğuk laboratuvar ışıklarıyla inancın sıcak duasını aynı yürekte birleştiren nadir insanlarla anlam bulur. Prof. Dr. İrfan Ay, işte o insanlardan biridir. Bilimiyle aklı, inancıyla vicdanı bir arada yoğurmuş, “Hiçbir para benim vicdanımı almaya yetmez.” diyebilen ender bilim insanlarından biri…

Balıkesir Üniversitesi’nin duvarlarında onun emeğinin, sabrının, dürüstlüğünün izleri vardır. Uzun yıllar süren akademik mücadelesi boyunca öğrencilerine yalnızca formüller, deney sonuçları öğretmedi; dürüst olmayı, inançla bilimi çatıştırmadan yaşamayı öğretti. Onun öğrencileri, yıllar sonra bile “Hocamız Einstein gibiydi” derken, sadece zekâsını değil, insanlığını da anlatır aslında.

Ne yazık ki yıllar, vücuduna yorgunluk yüklemişti. Şeker hastalığıyla başlayan süreç, bel fıtığıyla dayanılmaz bir acıya dönüştü. Üniversite hastanesinde “Şekerin 9’dan 8’e düşmeden ameliyat olamazsın.” dendiğinde, bilimle inancın arasında bir sabır sınavı başladı. Fakat acının da bir sınırı vardır.

Yazının Devamı

Balıkesir’in Sulu Elması: Topraktan Sofraya Uzanan Lezzet

Balıkesir… Bereketiyle, kokusuyla, doğasıyla Ege ile Marmara’nın buluştuğu o özel şehir.Zeytiniyle, sütüyle tanınır ama son yıllarda bu toprakların yeni yıldızı elma oldu.Gönen’den Susurluk’a kadar uzanan bahçelerde artık Balıkesir elması denince akla gelen bir tat oluşuyor.

İklim.Evet, başarının sırrı tam da burada gizli.Balıkesir’in yazları ılıman, kışlarıysa yeterince soğuk. Geceleri serin, gündüzleri yumuşak hava sayesinde elmalar hem sulu, hem gevrek, hem de doğal tatta yetişiyor.Bu iklim yapısı, Balıkesir’i Türkiye’nin elma üretiminde sessiz ama güçlü bir oyuncu haline getiriyor.

Balıkesir İl Tarım ve Orman Müdürlüğü verilerine göre, son yıllarda elma üretimi düzenli biçimde artıyor.Modern elma bahçeleriyle birlikte hem iç pazarda hem de ihracatta Balıkesir ismini duyurmaya başladı.Hasat zamanı geldi mi köylerde ayrı bir telaş olur. Kadınlar, gençler, yaşlılar el birliğiyle toplar o elmalarını.Bu sadece bir üretim değil; aynı zamanda bir yaşam biçimi.

Yazının Devamı

Kırmızı Hilalin Altında Kitap Kokusu

Balıkesir’in sonbahar akşamlarında, Avlu İş ve Yaşam Merkezi’nden gökyüzüne baktığınızda, 7 kilometre ötedeki Çamlık Tepesi’nde parlayan kırmızı hilal göz kamaştırıyor. O kızıl ışık, kentin üzerinde bir hayal gibi süzülüyor; sanki kitap sayfalarına düşen bir tutku, bir umut gibi…

Altıeylül’ün Gümüşçeşme mahallesindeki Avlu Kitap Fuarı, bu yıl adeta bir kültür seline dönüştü. Gün boyunca on binlerce insan –kimi çocuk, kimi genç, kimi yılların okuru– fuarın taş zeminlerinde dolaşıyor, yazarlarla göz göze geliyor, kitaplara dokunuyor. Her stand bir hikâye, her imza bir hatıra…Çocuklar, Balıkesir Merkez standında “okuma sevgisi” üzerine pratik eğitimlerde birer küçük kahramana dönüşüyor. Ellerinde renkli kitaplar, gözlerinde merakın parıltısı… Yazarlar, kalemlerinin gücüyle onları hayalin sınırlarına taşıyor.

Ve akşam 21.00’de fuar kapanırken, stand sahipleri yorgun ama mutlu. Nakit paralar sayılıyor, günün bereketi ellerde hissediliyor. Kredi kartı yok, sadece emek ve karşılığında alınan sıcak gülümsemeler…Kitapçılar, uzun yıllardır görmedikleri ilgiden memnun. “Halkın okuma arzusu geri döndü,” diyor biri; “Biz yeniden kitapla nefes alıyoruz,” diyor diğeri.

Yazının Devamı

Görkemli Hatıralar’ın Eksik Halkaları

Sabahın serinliğiyle birlikte, yağmurun ince taneleri Avlu Yaşam Taş Merkezi’nin taş zemininde yankılanıyordu.Bir yanda Güldal Mumcu’nun vakur duruşu, bir yanda Uğur Mumcu’nun unutulmaz anısı…Balıkesir Büyükşehir Belediyesi’nin düzenlediği “Görkemli Hatıralar” programında, kültür ile siyaset aynı sahnede buluşmuştu.Fakat o sabah, o sahnede bir eksiklik vardı — Balıkesir’in kültür taşları yerinde değildi.

Program 19 Ekim sabahı saat 10.00-13.00 arasında gerçekleşti. Yağmurun altında anılar paylaşıldı, büyük isimler anıldı.Ama Balıkesir Lisesi’nden yetişen büyük şair Attilâ İlhan’a kısaca değinilmesi dışında, kentin kültür damarını besleyen sanat emekçilerinin adı bile geçmedi.Oysa bir zamanlar Halk Evlerinden doğan, Türk sinemasına yön veren 71 Balıkesirli sanatçının emeğiyle bu ülkenin kültür tarihi yazılmıştı.Fakat o sabah, bu sanatçıların hiçbiri sahne ışığında yer bulamadı.

Sinemanın “Altın Sesi” Hayri Esen…Bir dönemin ustası, Balıkesir’in sanat kalbinde hâlâ atan bir isim.Kızı Itır Esen, torunu bile davet edilseydi, o taş avluda bir tarih yankılanırdı.Ama belli ki kimsenin aklına gelmemişti.Bu sadece bir unutkanlık değil; kültür belleğine vurulan sessiz bir darbedir.

Yazının Devamı