Sanat, bazen kelimelerin sustuğu yerde başlar. Bir ressamın fırçası, bir şairin kalemi kadar derindir. Yüzyıllardır resim sanatı, insanın hem duygularına hem aklına dokunmayı başardı. Leonardo’dan Van Gogh’a, Frida Kahlo’dan Picasso’ya uzanan bir zincir... Hepsi farklı coğrafyalarda yaşadılar ama aynı dili konuştular: Renklerin dili.
Rönesans’ın dehası Leonardo da Vinci, resimle bilimi, hayal gücüyle gözlemi birleştiren ilk isimlerden biri oldu. Mona Lisa’nın gizemli gülüşü, sadece bir yüz ifadesi değil; insan ruhunun derinliklerine açılan bir kapı gibidir. Da Vinci, “Sanat asla bitmez, sadece terk edilir,” derken belki de bugün bile geçerli bir hakikati söylüyordu.
Hollandalı ressam Vincent van Gogh, yaşamı boyunca 800’ü aşkın tablo yaptı ama yalnızca birini satabildi. Yine de fırçasını bırakmadı. Yıldızlı Gece’de gökyüzü kıvranır, renkler birbirine karışır; ama içten içe umut parlar. Van Gogh’un sarıları, hüznün içinde bile sıcak bir direniştir. Onun hikâyesi, sanatın sadece güzellik değil, bir varoluş mücadelesi olduğunu hatırlatır.