BismillâhihirrahmanirrahimEmzirmeyi tamamlamak isteyen için analar çocuklarını tam iki yıl emzirirler. Onların normalölçülerde yiyecek ve giyeceklerini sağlamak da çocuk kendisinden olanın (babanın) borcudur. Hiç kimse gücünü aşan bir şeyle yükümlü kılınamaz. Ne ana çocuğu yüzünden zarara uğratılsın ne de babası çocuğundan dolayı zarar görsün. Kendisine miras kalan kimseye de benzer yükümlülük vardır. Ana baba karşılıklı danışarak ve anlaşarak çocuğu sütten kesmek isterlerse bundan dolayı onlar için bir sakınca yoktur. Çocuklarınızı sütannelere emzirtmek isterseniz münasip olan ücreti verdiğiniz takdirde sizin için bir günah yoktur. Allah’ın koyduğu kurallara aykırı davranmaktan sakının ve bilin ki Allah yaptıklarınızın tamamını görmektedir.” Bakara,233 Küçük çocuğun velâyeti kural olarak babaya, hidânesi (bakımı ve yetiştirilmesi) ise anneye aittir. Sözlükte “bir şeyi yanına almak, çocuğu kucağına almak ve beslemek” mânasına gelen hidâne (hadâne), İslâm hukukunda küçüğün ve bu hükümde olan kimselerin gerektiği şekilde büyütülüp yetiştirilmesi, korunup gözetilmesi ve eğitilmesi amacıyla kanun koyucunun belli şahıslara tanıdığı hak, yetki ve sorumluluğu ifade eder. Bu hak ve sorumluluğu üstlenen kimseye hâdın (hâdıne) denir. (Ali Bardakoğlu, TDV İslâm Ansiklopedisi, 467-471, İstanbul,1998) Ancak evlilik birliği devam ettiği sürece küçük çocuğun bakım ve gözetimi anne-babanın ortaklaşa çaba ve sorumluluğuyla yürütüldüğünden bu dönemde hidâne hakkının kime ait olacağı hususu önemli bir mesele teşkil etmez. Buna karşılık evlilik birliğinin sona ermesi durumunda çocuğun kime tevdi edileceği ve hidânesini kimin üstleneceği çok defa önemli bir çekişme konusu olur.Nitekim Hz. Peygamberimiz sav döneminde böyle bir anlaşmazlık ortaya çıkmış, bir kadın Resûl-iEkrem sav’e gelip, “Ey Allah’ın elçisi! Şu oğluma karnım yuva, göğsüm pınar, kucağım kundak olmuştur. Şimdi ise babası beni boşamıştır ve çocuğu benden çekip almak istemektedir” diyerek müracaatta bulununca Resûlullah sav, “Sen evlenmedikçe (Ona bakmaya) daha çok hak sahibisin” cevabını vermiştir (Müsned, II, 182; Ebû Dâvûd, “Ṭalâḳ”, 35; Şevkânî, VI, 369-370). Buna benzer bir olay da Hz. Ebû Bekir ra’in hilafeti (devlet başkanlığı) döneminde meydana gelmiş, Hz. Ömer ra ile, boşadığı karısı Ümmü Âsım arasında çocukları Âsım’ın kimde kalacağı hususunda anlaşmazlık çıkmış, nihayet halife Ebû Bekir ra, Hz. Peygamberimiz sav’in uygulaması istikametinde çocuğun annesiyle birlikte kalmasına karar vermiştir. Hatta bu vesileyle halifenin Hz. Ömer’e, “Annenin kokusu, okşaması ve şefkati çocuk için büyüyüp kendi tercihini kullanıncaya kadar senin yanındaki petekli baldan daha hayırlıdır” dediği rivayet edilir (Abdullah b. Yûsuf ez-Zeylaî, III, 266). Fakihler, Hz. Peygamberimiz sav ve sahâbe dönemindeki bu uygulamalardan hareketle evlilik sonrasında çocuğun velâyetinin öncelikli olarak babaya, hidânesinin de anneye ait olacağında görüş birliği içindedir; bu konuda icmâ bulunduğu da ifade edilmiştir (İbn Kudâme, VIII, 238; Osman b. Ali ez-Zeylaî, III, 46; Şevkânî, VI, 368).Yine çoğu fakihlerin önemli bir kısmına göre ise hidâne süresinin çocuğun temyiz çağına gelmesiylesona ermesidir. Hidâne konusunda anneye öncelik tanınmasının temelinde, onun çocuğuna olan şefkatinin başkalarıyla kıyaslanamayacak bir nitelik taşıması ve fıtraten çocuğun bakım ve terbiyesine ehliyetli olması yatar. Bu görüş ve gerekçe hemen hemen bütün İslâm hukukçularınca dile getirilir.
Fakihlerin ve fıkıh mezheplerinin büyük çoğunluğu hidâne hakkının anneden sonra anneanneye aitolduğu görüşündedir. Özetle belirtmek gerekirse Hanefî ve Şâfiî fakihleri anneanneden sonrababaanneye, Hanefîler’den Züfer ve bir rivayette Ahmed b. Hanbel kız kardeşe ve teyzeye, eskigörüşünde İmam Şâfiî kız kardeşe, Mâlikîler ve bir başka rivayette Ahmed b. Hanbel teyzeye,Hanbelîler, Zâhirîler ve Zeydîler ise babaya öncelik verirler. Küçüğün yakınlarının hidânede önceliksıralaması bundan sonra daha da ihtilâflıdır. Hidâneyi sona erdiren en tabii ve yaygın sebep hidâne süresinin dolmasıdır. Doğumla başlayan hidâne süresi kural olarak çocuğun başkalarının hizmet ve himayesine ihtiyaç duymayacağı, yeme içme ve giyinme gibi şahsî ihtiyaçlarını bizzat kendisinin görebileceği çağa kadar devam eder. Hanefîler, hidânenin erkek çocuğun yedi yaşına girmesiyle, kız çocuğun da bulûğa ermesiyle sona ereceği görüşündedir. Yine erkek çocukları bulûğa erince, kız çocukları ise kendi başlarına doğru karar verebilecek aklî ve fikrî olgunluğa ulaşınca anne veya babasından dilediğiyle kalma konusunda muhayyer bırakılır.Çocuklara belli bir dönemden sonra anne ve babasından dilediğiyle oturma hakkı tanınması Hz.Peygamberimiz sav’in bu konudaki uygulamasına dayandığından (Şevkânî, VI, 370-372) fakihlerarasında esasa müteallik bir ihtilâf yoktur. ( Ali Bardakoğlu, TDV İslâm Ansiklopedisi, 467-471,İstanbul,1998)Rabbimiz tüm çocuklarımızı kamil iman sahibi olarak gözümüzün nuru eylesin...