Dr. Hüseyin Yıldırım

Dr. Hüseyin Yıldırım

Medine-i Münevvere

Bismillahirrahmanirrahim

“Biz her bir peygamberi, Allah’ın izniyle, ancak kendisine itaat edilmesi için gönderdik. Eğer onlar kendilerine kötülük ettiklerinde sana gelseler de Allah’tan bağışlanmayı dileselerdi, peygamber de onlar için mağfiret dileseydi, elbette Allah’ı ziyadesiyle affedici ve esirgeyici bulurlardı.” (Nisâ, 64)

Bazı alimler Medîne, sıradan bir şehir değildir. Orada uyulması gerekli kurallar vardır. Medîne’nin her neresinde olunursa olunsun, ses yükseltilmez. Hele ki Mescid-i Nebî civarında sesler kısılır, Allah Rasûlü sav rahatsız edilmez. Peygamberimiz sav’in kabr-i şerîfleri ziyaret edilirken susulur. Bu, kalplerin takvâ imtihanıdır. Peygamberimiz sav’in misafiri olunduğu akıldan çıkarılmamalı, kimse ile tartışılmamalı, mümkün oldukça abdestli olunmalı, aslâ yüksek sesle konuşulmamalıdır.

Yazının Devamı

Hz. Eyüp as

Bismillahirrahmanirrahim

“Eyyûb’u da an! Hani rabbine, “Başıma bu dert geldi. Ama sen merhametlilerin en üstünüsün” diye niyaz etmişti.” Enbiya,83

“Bunun üzerine biz, tarafımızdan bir rahmet ve kulluk edenler için anılacak bir örnek olmak üzere onun duasını kabul ettik; kendisinde dert ve sıkıntı olarak ne varsa giderdik; ona aile efradını, ayrıca bunlarla birlikte bir mislini daha verdik.”Enbiya,84

Yazının Devamı

Kurban Kesmek

Bismillâhirrahmanirrahim

“De ki: Şüphesiz benim namazım, kurbanım (ibadetim), hayatım ve ölümüm hepsi âlemlerin Rabbi Allah içindir”. Enam, 162

“Kurbanlık büyük baş hayvanları da sizin için Allah’ın dininin nişanelerinden kıldık. Sizin için onlarda hayır vardır. Onlar saf saf sıralanmış dururken (kurban edeceğinizde) üzerlerine Allah’ın adını anın. Yanları üzerlerine düşüp canları çıkınca onlardan siz de yiyin, istemeyen fakire de istemek zorunda kalan fakire de yedirin. Şükredesiniz diye onları böylece sizin hizmetinize verdik.”Hacc,36

Yazının Devamı

Hz. Hızır ile İlyas as

Bismillâhihirrahmanirrahim

“Derken, kullarımızdan birini buldular ki ona katımızdan bir rahmet vermiş ve ona nezdimizden bir ilim öğretmiştik.” Kehf,65

Hz. Hızır ve İlyas as’ın bahar ayında miladi 6 Mayıs, Rumi 23 Nisan’a rastlayan gün buluştuğuna inanılır. Hz. Allah cc’nün inayeti ile Hızır’ın dolaştığı yerler de yeşillikler çıkar ve kuru yerler yeşerir. Böyle bir kıssa dan hareketle zamanla bizim kültürümüz de Hızır ve İlyas as’ın buluşmasını yad etmek amacıyla özel anma ve dua günleri tertip edilegelmiştir.

Yazının Devamı

Çalışanlar ve Ücretleri

Bismillâhihirrahmanirrahim “Medyen´e de kardeşleri Şuayb´ı (gönderdik). Dedi ki: Ey kavmim! Allah´a kulluk edin, sizin ondanbaşka tanrınız yoktur. Size Rabbinizden açık bir delil gelmiştir; artık ölçüyü, tartıyı tam yapın,insanların eşyalarını(haklarını ve ücretlerini ) eksik vermeyin. Düzeltilmesinden sonra yeryüzündebozgunculuk yapmayın. Eğer inananlar iseniz bunlar sizin için daha hayırlıdır” (A'râf, 85)Hz. Peygamberimiz sav mü’minlerin dünya hayatında şu üç şeye dikkat etmesini emretmiştir.“Ben kıyamet günü şu üç (grup) insanın düşmanıyım: Benim adıma and içtikten sonra sözündencayan kişi. Hür bir insanı köle diye satıp parasını yiyen kişi. Ücretle bir işçi tutup işini gördüren veişçinin ücretini vermeyen kişi.” (Buhârî, Büyü 106, Icâre 10.)Yine Peygamberimiz savIşçinin hakkını alnının teri kurumadan veriniz.” ( İbn Mace, II, 817)İşçi ve memur için İslâm’ın öngördüğü ücret, bu kimselerin kendisine ve bakmakla yükümlü olduğu eşve çocuklarına yetecek ölçüde belirlenecek bir ücret olmalıdır . Bu ücret Peygamberimiz sav’in şuhadisiyle belirlenmiştir.“Bir kimse bizim işimize tayin olunursa, evi yoksa ev edinsin, bekârsa evlenebilsin, hizmetçisi yoksahizmetçi ve bineği yoksa binek edinsin. Kim bunlardan fazlasını isterse, o ya hıyanet eder veyahırsızlık yapar.” ( Ebû Dâvûd, İmâre, 10; Ahmed İbn Hanbel, IV, 229.) Burada emeği ile geçimini sağlayan insanların ma’kul bir süre içinde ulaşmaları hedeflenen bir hayatstandardına dikkat çekilmiştir.Aynı zamanda bunlar dünya da iken saâdet içinde bir yaşamı sürmenin gerekleridir.Günümüzde bunun gerçekleşmesi iş ve mesleğin özelliğine, toplumdaki örfe ve işverenlerin İslâm işahlakına uymaları ile olacaktır.Ecdadımız Osmanlı Devletin de XVIII. yüzyılda Kütahya yöresi çinicilik sanatının merkezi olmuştu. Çiniatölyelerinde çalışan çok sayıda işçi hayat pahalılığı nedeniyle geçinemez duruma düşmüştü. Atölyesahipleri ücretleri kendiliğinden yükseltmeyince, işçi temsilcileri mahkemeye başvurmuş ve KütahyaEyalet Divanında 13 Temmuz 1766 Miladî tarihinde aşağıdaki hüküm altınaalınmıştır 24 iş yeri (çini ve fincan atölyesi)nden başka atölye açılmayacaktır. 2) Bu isyerlerinde kalfalar 100; has (değerli) fincan işçileri de 40 akçe alacaktır. 3) Çıraklara, 100 âdi fincan ve250 normal fincan imal ederlerse, günde 60 akçe verilecektir. 4) Hatıfeler (yaldızcı) 150 has fincanişlerse kendilerine 60 akçe ödenecektir. 5) Çıraklar usta oldukları zaman ücretleri orantılı olarakartacaktır. 6) Fincanın tanesi 4 kuruşa perdahlanacaktır. 7) Günde azamî 160 fincan işlenecektir. 8)Bu sözleşmeden işçi ve işveren hoşnuttur. 9) Bu sözleşme üstat ve zennîler önünde yapılmıştır. 10)Bu sözleşmeye aykırı hareket edenler şeriyye Mahkemesi tarafından cezalandırılacaktır. 11) Taraflarbir zarara uğrarsa bu ortalama olarak ödenecektir. 12) Bu sözleşme Şeriyye Mahkemesininhimayesindedir. 13) Kalfa ve ustalar bir hastalığa yakalanırsa, yardım olunacaktır. 14) Çıraklar, belirlibir süre sonunda usta olabilirler 15) Bu sözleşme, Şeriyye Mahkemesi sicilinin 57. sayfasındadır.Bu sözleşmenin, işçi ve işveren münasebetlerini düzenleyici hüküm ve tedbirler getirmektedir.

İşte bu karar batıda İngiltere'deki ilk Toplu İş Sözleşmesinden 51 yıl önce yapılmıştır.Rabbimiz bizlere ve tüm inananlara yanında olanın ve çalışanının hakkını tam vermeyi nasip eylesin ..

Yazının Devamı

Çocuklarımız ..

“Ey iman edenler! Kendinizi ve ailenizi, yakıtı insanlar ve taşlar olan ateşten koruyun. O ateşin başında gayet katı, çetin, Allah’ın kendilerine verdiği emirlere karşı gelmeyen ve kendilerine emredilen şeyi yapan melekler vardır.” Tahrim, 6

Bir rivayete göre Peygamberimiz sav torunlarını severken ziyâretine merhamet, şefkat ve nezâketten uzak bir bedevî geldi. Peygamberimiz sav’in çocukları çok sevmesine hayret ederek, “Yâ Rasûlallah! Siz çocuklarınızı öper (sever) misiniz? Biz çocuklarımızı öpüp okşamayız.” dedi. Allah Rasûlü sav müteessir oldu. Bedevîye,

“Allah senin gönlünden merhamet ve şefkati çekip çıkarmışsa ben ne yapabilirim!..” Buhârî, Edeb, 22 , buyurdu.

Yazının Devamı

Hidane...

BismillâhihirrahmanirrahimEmzirmeyi tamamlamak isteyen için analar çocuklarını tam iki yıl emzirirler. Onların normalölçülerde yiyecek ve giyeceklerini sağlamak da çocuk kendisinden olanın (babanın) borcudur. Hiç kimse gücünü aşan bir şeyle yükümlü kılınamaz. Ne ana çocuğu yüzünden zarara uğratılsın ne de babası çocuğundan dolayı zarar görsün. Kendisine miras kalan kimseye de benzer yükümlülük vardır. Ana baba karşılıklı danışarak ve anlaşarak çocuğu sütten kesmek isterlerse bundan dolayı onlar için bir sakınca yoktur. Çocuklarınızı sütannelere emzirtmek isterseniz münasip olan ücreti verdiğiniz takdirde sizin için bir günah yoktur. Allah’ın koyduğu kurallara aykırı davranmaktan sakının ve bilin ki Allah yaptıklarınızın tamamını görmektedir.” Bakara,233 Küçük çocuğun velâyeti kural olarak babaya, hidânesi (bakımı ve yetiştirilmesi) ise anneye aittir. Sözlükte “bir şeyi yanına almak, çocuğu kucağına almak ve beslemek” mânasına gelen hidâne (hadâne), İslâm hukukunda küçüğün ve bu hükümde olan kimselerin gerektiği şekilde büyütülüp yetiştirilmesi, korunup gözetilmesi ve eğitilmesi amacıyla kanun koyucunun belli şahıslara tanıdığı hak, yetki ve sorumluluğu ifade eder. Bu hak ve sorumluluğu üstlenen kimseye hâdın (hâdıne) denir. (Ali Bardakoğlu, TDV İslâm Ansiklopedisi, 467-471, İstanbul,1998) Ancak evlilik birliği devam ettiği sürece küçük çocuğun bakım ve gözetimi anne-babanın ortaklaşa çaba ve sorumluluğuyla yürütüldüğünden bu dönemde hidâne hakkının kime ait olacağı hususu önemli bir mesele teşkil etmez. Buna karşılık evlilik birliğinin sona ermesi durumunda çocuğun kime tevdi edileceği ve hidânesini kimin üstleneceği çok defa önemli bir çekişme konusu olur.Nitekim Hz. Peygamberimiz sav döneminde böyle bir anlaşmazlık ortaya çıkmış, bir kadın Resûl-iEkrem sav’e gelip, “Ey Allah’ın elçisi! Şu oğluma karnım yuva, göğsüm pınar, kucağım kundak olmuştur. Şimdi ise babası beni boşamıştır ve çocuğu benden çekip almak istemektedir” diyerek müracaatta bulununca Resûlullah sav, “Sen evlenmedikçe (Ona bakmaya) daha çok hak sahibisin” cevabını vermiştir (Müsned, II, 182; Ebû Dâvûd, “Ṭalâḳ”, 35; Şevkânî, VI, 369-370). Buna benzer bir olay da Hz. Ebû Bekir ra’in hilafeti (devlet başkanlığı) döneminde meydana gelmiş, Hz. Ömer ra ile, boşadığı karısı Ümmü Âsım arasında çocukları Âsım’ın kimde kalacağı hususunda anlaşmazlık çıkmış, nihayet halife Ebû Bekir ra, Hz. Peygamberimiz sav’in uygulaması istikametinde çocuğun annesiyle birlikte kalmasına karar vermiştir. Hatta bu vesileyle halifenin Hz. Ömer’e, “Annenin kokusu, okşaması ve şefkati çocuk için büyüyüp kendi tercihini kullanıncaya kadar senin yanındaki petekli baldan daha hayırlıdır” dediği rivayet edilir (Abdullah b. Yûsuf ez-Zeylaî, III, 266). Fakihler, Hz. Peygamberimiz sav ve sahâbe dönemindeki bu uygulamalardan hareketle evlilik sonrasında çocuğun velâyetinin öncelikli olarak babaya, hidânesinin de anneye ait olacağında görüş birliği içindedir; bu konuda icmâ bulunduğu da ifade edilmiştir (İbn Kudâme, VIII, 238; Osman b. Ali ez-Zeylaî, III, 46; Şevkânî, VI, 368).Yine çoğu fakihlerin önemli bir kısmına göre ise hidâne süresinin çocuğun temyiz çağına gelmesiylesona ermesidir. Hidâne konusunda anneye öncelik tanınmasının temelinde, onun çocuğuna olan şefkatinin başkalarıyla kıyaslanamayacak bir nitelik taşıması ve fıtraten çocuğun bakım ve terbiyesine ehliyetli olması yatar. Bu görüş ve gerekçe hemen hemen bütün İslâm hukukçularınca dile getirilir.

Fakihlerin ve fıkıh mezheplerinin büyük çoğunluğu hidâne hakkının anneden sonra anneanneye aitolduğu görüşündedir. Özetle belirtmek gerekirse Hanefî ve Şâfiî fakihleri anneanneden sonrababaanneye, Hanefîler’den Züfer ve bir rivayette Ahmed b. Hanbel kız kardeşe ve teyzeye, eskigörüşünde İmam Şâfiî kız kardeşe, Mâlikîler ve bir başka rivayette Ahmed b. Hanbel teyzeye,Hanbelîler, Zâhirîler ve Zeydîler ise babaya öncelik verirler. Küçüğün yakınlarının hidânede önceliksıralaması bundan sonra daha da ihtilâflıdır. Hidâneyi sona erdiren en tabii ve yaygın sebep hidâne süresinin dolmasıdır. Doğumla başlayan hidâne süresi kural olarak çocuğun başkalarının hizmet ve himayesine ihtiyaç duymayacağı, yeme içme ve giyinme gibi şahsî ihtiyaçlarını bizzat kendisinin görebileceği çağa kadar devam eder. Hanefîler, hidânenin erkek çocuğun yedi yaşına girmesiyle, kız çocuğun da bulûğa ermesiyle sona ereceği görüşündedir. Yine erkek çocukları bulûğa erince, kız çocukları ise kendi başlarına doğru karar verebilecek aklî ve fikrî olgunluğa ulaşınca anne veya babasından dilediğiyle kalma konusunda muhayyer bırakılır.Çocuklara belli bir dönemden sonra anne ve babasından dilediğiyle oturma hakkı tanınması Hz.Peygamberimiz sav’in bu konudaki uygulamasına dayandığından (Şevkânî, VI, 370-372) fakihlerarasında esasa müteallik bir ihtilâf yoktur. ( Ali Bardakoğlu, TDV İslâm Ansiklopedisi, 467-471,İstanbul,1998)Rabbimiz tüm çocuklarımızı kamil iman sahibi olarak gözümüzün nuru eylesin...

Yazının Devamı

Hz. Ömer ve Denetim

Bismillahirrahmanirrahim

"Yeryüzünde dolaşıp kendilerinden önce yaşayanların kötü sonlarına bakmazlar mı? Allah onları yerle bir etmiştir. Kâfirleri de aynı azab beklemektedir." (Muhammed sûresi, 10)

Hz. Ömer (ra) görev yerlerine gitmeden önce valilerin bütün servetlerini kaydettirir, servetlerinde aşırı miktarda artış olanların durumlarını araştırır, gerekirse servetlerinin bir kısmına el koyardı. Valilerinin ve diğer görevlilerinin teftişine çok önem veren Hz. Ömer (ra), hakkında şikâyet bulunanlar için soruşturma açmış, bu iş için genellikle ensardan Hz. Muhammed b. Mesleme’yi görevlendirmiştir. Her yıl hac mevsiminde valileri Medine’ye çağırır, bilgi alırdı. Ayrıca halktan bazı kimselerden vilâyetlerinin durumuna, halkın şikâyetine, fiyatlara, zayıf ve güçsüzlerin valilerin yanına girip giremediklerine, valilerin hastaları ziyaret edip etmediğine dair sorular sorardı. Ayrıca teftiş maksadıyla tanınmayan kimseleri gizlice vilâyetlere gönderirdi. (Fayda, Mustafa, TDV İslam Ansiklopedisi, XXXIV, 51-53, İstanbul, 2007)

Yazının Devamı

Kaza Orucu ve Hz. Aişe rha

Bismillahirrahmanirrahim“O (sayılı günler), doğruyu eğriden ayırma, gidilecek yolu bulma konusunda açıklamalar ve insanlara rehber olarak Kur’an’ın indirildiği ramazan ayıdır. Artık içinizden kim bu aya yetişirse onu oruçlu geçirsin. Kim de hasta veya yolcu olursa, başka günlerden sayısınca tutar. Allah sizin için kolaylık istiyor, güçlük çekmenizi istemiyor. Sayıyı tamamlamanız, size doğru yolu göstermesinden ötürü Allah’ı tazimle anmanız için ve şükredesiniz diye (uygun hükümler gönderiyor).”Bakara,185

Hz. Aişe rha şöyle demiştir:

"Benim ramazandan oruç borcum olurdu da Şa'ban gelinceye kadar onu kaza edemezdim." (Ebû Dâvûd, Savm, 2399; Abdur-rezzak, el-Musannef, IV, 245, 246.)Hz. Aişe rha özrü dolayısıyla Ramazanda tutamadığı oruçlarını ancak ertesi ramazandan önceki Şa'ban ayında kaza edebiliyormuş. Bunun sebebi Hz. Aişe rha'ın, Peygamberimiz sav'in ihtiyaçlarıyla meşgul olması, bütün benliğini onu memnun etmeye adamasıdır. Nitekim Buhârî'nin rivayetinde Yahya b. Said, Hz. Aişe'nin şabana kadar kazayı geciktirme sebebini, onun Hz. Peygamberimiz sav'in hizmetiyle meşguliyeti olduğunu söylemektedir.Hz. Aişe rha validemizin orucunu Şaban ayında kaza etmesi ise iki türlü izah edilmiştir.1. Şabanda Hz. Peygamberimiz sav’de her aydakinden daha çok oruç tutardı. Dolayısıyla o oruçlu iken Hz. Aişe de borcunu kaza ediyordu.2. Yeni Ramazana az bir zaman kaldığı için artık mecburen kaza ediyordu. Gerçi yukarıya yazılanlardan ramazanda geçirdiği orucu ancak Şabanda kaza edebilenin sadece Hz. Aişe rha için olduğu şeklinde bir izlenim ortaya çıkabilir. Fakat durum diğer hanımları için de aynıdır. Nitekim Sahih-i Müslim'deki bir rivayette Hz. Aişe, ramazanda oruçlarını tutamayan Peygamberimiz sav’in hanımlarının ancak Şabanda oruçlarını kaza edebildiklerini söylemektedir.Hadis-i şerîf, ramazanda tutulamayan orucun kazasının bir özür anında Şa'bana kadar geciktirmenin caiz olduğuna açıkça delâlet etmektedir. Alimler bu konuda görüş birliği içindedirler.Yine Hz. Aişe'den Tirmizînin rivayet ettiği şu hadis de aynı hükme delâlet etmektedir: "Ramazandan borcum olan orucu ancak Şabanda kaza edebilirdim. Hz. Peygamberimiz sav’in vefatına kadar durumum böyleydi."Herhangi bir meşru özür olmadığı halde orucun kazasını geciktirmenin hükmü ise, âlimler arasında ihtilaflıdır:Cumhur-u ulemâya göre; Ramazanda hastalık, hayız, sefer (vs.) gibi meşru bir mazeret dolayısıyla oruç tutulmamışsa kazanın geciktirilmesi caizdir.Şafiîlere göre, ramazanda oruç özürsüz olarak terkedilmişse ramazandan sonra kaza edilmelidir.Hanefilere göre ise, ister özürlü veya özürsüz, ramazanda tutulamayan oruç ölünceye kadar kaza edilebilir. Bu her hangi bir zamanla kayıtlı değildir. Ancak kişinin orucu kaza etme azminde olması gerekir. ( Hamdi, Döndüren,Delilleriyle İslam İlmihali,556)Ramazanın kazasında "süreklilik şartı var mıdır, yoksa peyderpey kaza edilebilir mi?” konusu da ihtilaflıdır. Cumhura göre peyder pey kaza edilebilir. Yani bir ay borcu olan kişi üç gün tutup beş gün tutmadan veya başka şekillerde borcunu kaza edebilir. Çünkü âyet-i kerimede ramazanda tutulmayan oruçların diğer günlerde kaza edilebileceği belirtilmiş, sıradan ve süreklilikten söz edilmemiştir.Dârekutni'nin İbn Ömer'den rivayet ettiği bir hadiste Hz. Peygamberimiz sav Ramazanın kazası konusunda "istersen ayrı ayrı günlerde, istersen peşi peşine tut" buyurmuştur.Dârekut-nî'nin rivayetine göre İbn Abbas şöyle der. "Bir ramazanın orucunu diğer ramazan gelinceye kadar ihmal eden kimse yetiştiği ikinci ramazanın orucunu tutsun, sonra geçirdiğini kaza etsin ve her gen için bir fakire yemek yedirsin." Rabbimiz bizlere ve tüm ümmete en güzel ibadeti yapmayı nasip eylesin.

Yazının Devamı

Ramazan Bayramı

Bismillâhirrahmanirrahim

“Hani havarîler,Ey Meryem oğlu İsa, Rabbin bize gökten donatılmış bir sofra indirebilir mi?(Bunu maslahat görür mü?) demişlerdi. İsa, ;Eğer inanan kimseler iseniz, Allah'tankorkun demişti. Maide,112

“Onlar, ;İstiyoruz ki, ondan yiyelim, kalplerimiz sakinleşsin, bize (Rabbinden tebliğ ettiğinhususlarda) doğru söylediğini kesin olarak bilelim ve buna (dünya ve kıyamette) tanıklıkedenlerden olalım.; demişlerdi. Maide, 113

Yazının Devamı

Kadir Gecesi

Bismillâhihirrahmanirrahim

Hz. Allah cc bu gecenin önemini anlatmak için beş ayetli surede üç defa ‘Leyletü'1-Kadr’ ifadesini zikretmiştir.‘Şüphesiz, o Kur'an'ı Kadir Gecesinde indirdik. Bilir misin, Kadir Gecesi nedir? Kadir Gecesi bin aydan daha hayırlıdır. O gecede melekler ve Cebrail Rablerinin izniyle her iş için arka arkaya iner. O gece, tan yerinin aydınlanmasına kadar bir selâmettir.’ Kadir Suresi,1-5

Kadir suresinin nuzul sebebi olarak anlatılan birkaç hadiseden birini zikretmek istiyorum. Peygamberimiz sav ashabına İsrailoğullarından Eyyub as, Zekeriya as, Hazkıyl b. Acuz ve Yuşa b. Nun’un seksen sene boyunca hiç günah işlemeden ibadet ettiklerini anlattı. Sahabeler bunu hayretle karşıladılar. Nasıl bir kişi seksen yıl hiç günah işlemeden yaşar dediler. Cebrail as bir müddet sonra geldi. ‘Ey Muhammed, ümmetin o birkaç kişinin seksen sene ibadetinde hayrete düştüler. Hz. Allah cc sana ondan daha hayırlısını verdi, indirdi’ diyerek Kadir Suresini okudu . ‘İşte bu senin ve ümmetinin hayran kalışından daha hayırlıdır’ buyurdu. Aynı zamanda Efendimiz sav’e geçmiş ümmetlerin ömürleri gösterilmişti. Kendi ümmetinin ömrünü kısa görünce, ömrü uzun olan ümmetlerin amellerini düşündü. Kendi ümmetinin bu kısa ömürlerinde yaptıkları amellerle onlara ulaşamayacakları endişesi içerisinde üzüldü. Hz. Allah cc de Peygamberimiz sav’e Kadir Gecesini vererek diğer ümmetlerin bin yılından daha hayırlı kıldı.İşte Kadir Suresi bu olaylar üzerine nazil olmuştur. (Bak.Elmalı Hamdi Yazır, Kadir Suresi tefsiri)

Yazının Devamı

Zekat Vermek Farzdır

“Onların mallarından, onları kendisiyle arındıracağın ve temizleyeceğin bir sadaka (zekât) al ve onlara dua et. Çünkü senin duan onlar için sükûnettir (Onların kalplerini yatıştırır.) Allah, hakkıyla işitendir, hakkıyla bilendir.”Tevbe,103

Zekat, “temizlik,sâfiyet,artış,bereket” mânâlarını ifade eder insanı bazı kalbî hastalık ve kötülüklerden arındırır, malın temizlenip bereketlenmesini sağlar.

Zekât İslâm’ın beş temel esasından birisi olup, Hicretin ikinci yılında Ramazan orucu ve fitreden sonra farz kılınmıştır. Kur’ân-ı Kerîm’de yirmi sekizi namazla birlikte olmak üzere otuz iki yerde zekât emri vardır.

Yazının Devamı

Oruç Tutmamaya Ruhsat Verilenler

Bismillahirrahmanirrahim

“Allah bir kimseyi ancak gücünün yettiği şeyle yükümlü kılar” (Bakara, 286) “Allah size kolaylık diler, zorluk dilemez” (Bakara, 185)

Oruç tutmamayı mubah kılan özel durumlar şunlardır:

Yazının Devamı

Teravih ve Önemi

Bismillâhirrahmanirrahim

“Ey iman edenler! Allah'a karşı gelmekten sakınmanız için oruç, sizden öncekilere farz kılındığı gibi, size de farz kılındı.” (Bakara, 183)

Peygamberimiz sav teravih namazını şöyle anlatıyor:

Yazının Devamı

Oruç ve Önemi

Bismillahirrahmanirrahim

Bu yıl 19 şubat Perşembe günü Ramazan ayına gireceğiz, İnşaallah. Bu bedenle yazımız da kendi kelimelerimizi katmadan Kainatın Efendisi Hz. Peygamberimiz sav’in oruç hakkında söylediği hadislerini aktarmak istiyoruz.

‘İslam, kelime-i şehadet getirmek, namaz kılmak, zekat vermek, Ramazan orucunu tutmak ve haccetmektir. ’İmam-ı Müslim

Yazının Devamı

Hayır ve İnfak’ta Öncelik

Bismillahirrahmanirrahim

“Rasûlüm! Sana, Allah yolunda ne harcayacaklarını soruyorlar. De ki: “Sevap kazanmak içinharcayacağınız şeyleri öncelikle ananıza, babanıza, akrabanıza, yetimlere, yoksullara ve yoldakalmışlara verin.” İyilik olarak her ne yaparsanız, Allah onu mutlaka bilir. (Bakara, 215)İnfak kelimesi sözlükte “malı harcama, tüketme” anlamına gelir. Yine infak ahlâkî bir terim olarakgenellikle “Allah rızâsı için çeşitli hayır yollarında harcamada bulunma, muhtaçların nafakasınısağlama” anlamını ifade eder. Bu anlamıyla zorunlu malî ibadetler yanında sadaka türünden gönüllühayırları da içine alır.

Âyette infak kelimesi özellikle bu son anlamda kullanılmış; bağlayıcı olmamakla birlikte bu türgönüllü harcamalar için (ihtiyaç sahibi olmaları şartıyla) en yakın akraba olan ana babadan başlamaküzere bir düzenleme getirilmiştir.

Yazının Devamı

Beraet Gecesi

Bismillâhihirrahmanirrahim “Ha, Mim.”Duhan 1“Apaçık Kitab’a andolsun;”Duhan,2“Gerçekten Biz onu mübarek bir gecede indirdik, gerçekten Biz uyaranlarız.”Duhan, 3“Ki onda (o gecede) her hikmetli iş ayrılır.”Duhan, 4“Katımız’dan bir emir ile; doğrusu Biz, (insanlara elçi) gönderenleriz.”Duhan, 5“Rabbinden bir rahmet olarak. Şüphesiz O, işitendir, bilendir.”Duhan, 6“Eğer kesin bir bilgiyle inanıyorsanız (Allah), göklerin, yerin ve bu ikisi arasında bulunanlarınRabbidir.”Duhan, 7“O’ndan başka İlah yoktur; diriltir ve öldürür. Sizin de Rabbinizdir, geçmiş atalarınızın daRabbidir.” Duhan, 8Tefsirlerde Duhan Suresinin ilk ayetlerinde Beraet Gecesinden bahsedildiği görüşü vardır. Beraatgecesi mana olarak, Beri olmak, aklanmak, temiz ve suçsuz çıkmak demektir. Yine bu geceye dörtisim verilmiştir. “Mübarek Gece”, “Beraet Gecesi”, “Sakk (sened) Gecesi. “Rahmet Gecesi.” AlusiTefsiri, VIII,112; Razi Tefsir,VII,446 ka

Bu ayetler hakkında iki rivayet vardır. Bu mübarek gece Kadir Gecesidir. Bazıları ise bu geceninBerat Gecesi olduğunu söylemişlerdir.Yine her iki rivayeti birleştiren diğer bir görüş ise hikmetli işlerin ayırımının yapılmasına BeratGecesinde başlanır ve Kadir Gecesine kadar devam etmektedir.İbni Abbas’tan gelen rivayete göre, hikmetli işlerin birbirinden ayırt edilmesi şu şekilde cereyanetmektedir: Bu seneden gelecek seneye kadar meydana gelecek olayların hepsi ayrı ayrı meleklertarafından defterlere yazılır. Rızıklar, eceller, zenginlik, fakirlik, ölümler, doğumlar hep bu esnadakaydedilir. O yılki hacıların sayısı bile bu devrede takdir olunur. Herkesin ve her-şeyin o sene içindekimukadderatı kaydedilir denilmiştir.

Rızıkla alakalı defterler Mikail as. verilir. Savaşlarla ilgili defterler Cebrail as. verilir. Ameller nüshasıdünya semasında görevli melek olan İsrafil as. verilir. Ölüm ve musibetlerle ilgili defter de Azrail as.teslim edilir. Fahreddin Razi’ ye göre bu defterlerin düzenlenmesi Beraet Gecesinde başlar, KadirGecesinde ise her defter sahibine teslim edilir. Hülasatü’l-Beyan Tefsiri, XIII,5251Kur’an-ı Kerim’in beraat gecesi indirilmesi konusunda Tefsirlerde genel şöyle bir bilgi verilmektedir.Beraet gecesi, Kuran-ı Kerimin Levh-i Mahfuzdan dünya semasına toptan indirilmiştir. Buna inzaldenir. Kadir gecesinde ise Peygamberimiz sav’e ilk kez ve parça parça indirilmeye başlanmıştır. Bunada tenzil denir. Beraet Gecesinin beş ayrı özelliği rivayet edilmektedir.1. Bütün hikmetli işlerin ayırımına başlanması.2. Bu gecede yapılacak ibadetlerin diğer vakitlere nispetle kat kat sevaplı olması.3. İlahi rahmetin bütün alemi kuşatması.4. Hz. Allah’ın af ve bağışlamasının coşması.5. Peygamberimiz sav’e tam bir şefaat yetkisinin verilmiş olması.Bir rivayete göre Resulullah sav Şaban’ın onüçüncü gecesi ümmeti hakkında şefaat niyaz etti, üçte biriverildi. Ondördüncü gecesi niyaz etti üçte ikisi verildi. Onbeşinci gecesi niyaz etti, hepsi verildi.Ancak Hz. Allah’tan devenin kaçması gibi kaçanlar başka… Hak Dini Kur’an Dili, 6,4294Zemzem kuyusunun bu gecede açık bir şekilde coşup çoğalması da bu manaları kuvvetlendiren kutsalbir işaret olarak yorumlanmaktadır. Hak Dini Kur an Dili, VI,4294

Yazının Devamı

Sulh Hayırlıdır

Bismillahirrahmanirrahim

“Eğer bir kadın kocasının kötü muamelesinden yahut yüz çevirmesinden endişe ederse aralarında bir uzlaşmaya varmalarında onlara günah yoktur ve sulh daha hayırlıdır. Nefisler de cimriliğe meyillidir. Eğer güzel davranır ve Allah’a itaatsizlikten sakınırsanız bilin ki Allah yaptıklarınızdan haberdardır .” (Nisâ, 128)

Bu ayet, aile içi anlaşmazlıklar hakkında nazil olmuş olsa da, lafzı itibarıyla genel bir ilke ortaya koyar. Müfessirler, ayetin kapsamının sadece aile ile sınırlı olmadığını; bireysel, toplumsal ve hatta siyasal ihtilaflara da işaret ettiğini belirtmişlerdir.

Yazının Devamı

İsra ve Mirac Gecesi

Bismillâhirrahmanirrahim

Bu yıl 15 Ocak akşamı miraç gecesidir. Yani recep ayının 27. Gecesidir.

İsra mucizesi Kur’an-ı Kerim’de ayetlerle anlatılmıştır. İsra gece yolculuğu demektir. Peygamberimiz sav’in bu yolculuğunun ilk merhalesi olan Kabe’den Mescid-i Aksaya kadarki bölümü Kur’ân-ı Kerîm’de şöyle anlatılır;

Yazının Devamı

Bal Hakkında..

“Ve rabbin bal arısına şöyle ilham etti: “Dağlardan, ağaçlardan ve insanların kurdukları çardaklardan kendine yuvalar edin.” (Nahl, 68)

“Sonra her türlü besleyici ürünlerden ye; rabbinin koyduğu kanunlara boyun eğerek çizdiği yollardan git!” Onların karınlarından, farklı renk ve çeşitlerde şerbet (kıvamında bir sıvı) çıkar ki onda insanlara şifa vardır. İşte bunda da düşünen bir topluluk için açık delil bulunmaktadır.” (Nahl, 69)

Bir hadiste Peygamberimiz (sav) şöyle buyurmuştur: “Allah şifayı dört şeyde yaratmıştır: Çörek otu, hacamat (kan aldırma), bal ve yağmur suyu.” (Buhari, Tıp, 24; Müslim, Selam, 91; Tirmizi, Tıp, 31; Hanbel, Müsned, III, 19)

Yazının Devamı

Balık Yemek

Bismillahirrahmanirrahim

“Taze etinden yemeniz ve mücevherini çıkarıp takınmanız için denizi hizmetinize veren de O’dur. Gemilerin denizi yararak gittiklerini görürsün ki, bu da O’nun lütfuna nâil olmanız ve O’na şükretmeniz içindir.”(Nahl,14)

“Şu iki çeşit su kütlesi birbirine eşit olmaz; birisi tatlıdır, susuzluğu giderir ve içimi güzeldir, ötekisi ise tuzlu ve acıdır. İkisinden de taze et yersiniz ve takınacağınız süs eşyaları çıkarırsınız. Gemilerin denizi yararak gittiklerini görürsün ki bu da O’nun lutfuna nâil olmanız ve O’na şükretmeniz içindir.”(Fatır,12)

Yazının Devamı

Üç Aylar ve Regaib Gecesi...

Bismillâhirrahmanirrahim “Şüphesiz Allah’ın gökleri ve yeri yarattığı günkü yazısına göre ayların sayısı on ikidir. Bunlardan dördü haram aylardır. İşte bu, Allah’ın dosdoğru kanunudur. Öyleyse o aylarda kendinize zulmetmeyin.”(Tevbe, 36) Mübarek üç aylar başladı. 21 Aralık Pazar günü mübarek Recep ayına girdik. Elhamdülillah. Yine 25 Aralık Perşembe akşamı mübarek Regaib gecesini idrâk edeceğiz. İnşâallah...

Regaib, Arapça bir kelimedir. Manası, herhangi bir şeyi istemek, arzulamak, ona karşı meyletmek, onu elde etmek için çaba sarf etmek, kendisine rağbet edilen, arzulanan ve taleb edilen şey demektir. Mübârek üç ayların ilki olan Recep’in ilk cuma gecesine Regaib gecesi denir. Bazı tarih kitaplarının rivayetine göre bu geceye Regaib gecesi ismini melekler vermiştir.

Peygamberimiz sav buyurmuşlardır:

Yazının Devamı

Şeb-i Arus

Bismillahirrahmanirrahim

“Her canlı ölümü tadacak ve sonunda dönüp huzurumuza geleceksiniz.”Ankebut,57

Hz. Mevlana haftası nedeniyle bir tefekkür edelim, inşaallah...

Yazının Devamı

Mevlana ve Hacı Bektaşi Veli

Bismillahirrahmanirrahim

“A‘râf ehli, simalarından tanıdıkları birtakım adamlara seslenerek derler ki: “Ne topladığınız güç ne de taslamakta olduğunuz büyüklük size bir yarar sağladı.”Araf,48

“Allah’ın, kendilerini hiçbir rahmete erdirmeyeceğine dair yemin ettiğiniz kimseler bunlar mı?” (Cennet ehline de şöyle derler:) “Girin cennete; artık size korku yoktur ve siz üzülecek de değilsiniz.” Araf,49

Yazının Devamı