Balıkesir Merhaba Gazetesi

TEDBİR, TEVEKKÜL VE TAKDİR

TEDBİR, TEVEKKÜL VE TAKDİR
Fahri Sağlık
Fahri Sağlık( fahrisaglik@gazetemerhaba.com )
17 Eylül 2020 - 8:34

Covid-19 salgınında bulaş zincirinin kırılamaması sebepleri arasında takdir ve tevekkül anlayışımızın tedbir almamızı engellediği algısının doğru olmadığını gösterebilmek için bu üç temel kavramı izah etmeye çalışacağım. Yanlış takdir ve tevekkül anlayışı elbette böyle bir sonuç doğurabilir. Peşinen ifade edeyim ki doğru inanç ilkelerimize göre, ne tedbir tevekkülü elden bırakmayı, nede tevekkül tedbiri terk etmeği gerektirmez. Hiç kimse Hz. Muhammet efendimizden daha fazla tevekkül sahibi değildi, buna rağmen o, karşılaşılabilecek durumlar ve olaylar için alınabilecek tedbirleri almaktan asla geri durmazdı. Hiç kimse onun kadar tedbir ehli olmadığı halde o, takdire razı ve tevekkülün en güzeline sahipti.

 

TEDBİR

Sözlükte “düşünmek, işin sonunu düşünerek gereği gibi davranmak, iyi yönetmek” anlamına gelen tedbir; Türkçemizde “önlem” kelimesi ile ifade ediliyor. İnsanlar takdiri bilemedikleri için tedbir almakla sorumludurlar. Sevgili Peygamberimizin hicret yolu planında önce Medine’nin tam ters istikametinde bulunan Sevr dağına yönelmesi ne kadar tedbirli olduğuna güzel bir örnektir.

Ebu Zerr (r.a.) anlatıyor: “Resûlullah (s.a.v.) buyurdular ki: “Tedbir gibi akıl yoktur. Sakınmak gibi vera’ (haram ve günah olup olmadığı şüpheli hususlardan özenle kaçınıp helâl ve mubahların bir kısmından feragat etmek) yoktur. İyi huy gibi haseb (itibar vesilesi, şeref, asalet, ahlâk ve soy temizliği.) yoktur.” Bir hadis-i şerifte ifade edildiğine göre Hz. Muhammet şöyle buyurdu: “Bir yerde bulaşıcı hastalık olduğunu duyduğunuzda oraya girmeyiniz. Bulunduğunuz yerde bulaşıcı bir hastalık çıkarsa oradan çıkmayınız.”

Hz. Ömer (r.a.) bir vesileyle Şam’a gitmekte iken Şam’da bir salgın hastalığın ortaya çıktığını haber aldı. Bunun üzerine, Şam’a gidip gitmeme konusunu arkadaşlarıyla istişare etti. Neticede, ihtiyat ve tedbiri esas alarak Şam’a gitmekten vazgeçti ve geri döndü. Hz. Ömer’in bu tedbiri karşısında sahabeden Ebu Ubeyde bin Cerrah (r.a.) “Ey Ömer, Allah’ın kaderinden mi kaçıyorsun?” diye itirazda bulundu. Bunun üzerine, Müslümanların sorumluluğunu omuzlarında hisseden Hz. Ömer (r.a.) hayıflanarak “Keşke bunu sen söylemeseydin Ya Ebâ Ubeyde! Evet, Allah’ın kaderinden yine Allah’ın kaderine kaçıyoruz.” diye cevap verdi. Görüldüğü gibi Hz. Ömer “Kaderde ne varsa o olur” deyip yoluna devam etmedi. Tedbiri elden bırakmadı.

Başka bir hadis-i şerifte Hz. Muhammed’in şöyle buyurduğu rivayet edilir: “Besmele ile kaplarınızın ağzını örtün. Tulumların ağzını bağlayın, kapılarınızı kilitleyin, lambaları söndürün. Çünkü şeytan besmele ile bağlanmış bağı çözemez, kapıyı açamaz ve kapağı kaldıramaz. Sizden biriniz kapların ağzını kapayacak bir şey bulamazsa ağaç parçası, çatal, kaşık, kepçe gibi bir malzemeyi besmele çekerek koymayı ihmal etmesin, yatarken yangın çıkaracak şeylerin tedbirini alın. Çünkü fare yağ ile yanan lambaların fitilini çekmek suretiyle evi içindekilerle beraber yakabilir.”

 

TEVEKKÜL

Tevekkül dini terim olarak; bir amaca ulaşmak için gerekli olan her türlü önlemi alarak, elinden gelen tüm gayreti gösterdikten sonra kalben Allah’a bağlanıp ona güvenmek, sonucu Allah’tan beklemek anlamına gelmektedir. Kur’an-ı Kerimde şöyle buyurulur:

“Göklerin ve yerin gaybı (sırrı) yalnız Allah’a aittir. Her iş O’na döndürülür. Öyle ise O’na kulluk et ve O’na dayan! Rabbin yaptıklarınızdan gafil değildir .”  (Hud, 123)

Peygamberimiz evinden çıkarken şöyle dua ederdi. “Allah’ın ismine sığınıyor ve Allah’a tevekkül ediyorum. Allah’ım, doğru yoldan sapmaktan ve saptırılmaktan, kaymaktan ve kaydırılmış olmaktan, haksızlık etmekten ve haksızlığa uğramaktan, saygısızlık etmekten ve saygısızlığa uğramaktan sana sığınırım”

Resulullah (s.a.v.)’in “ Deveni sağlam kazığa bağla ondan sonra Allaha tevekkül et.” Sözü tevekkülden önce tedbir almanın gerekliliğine delil sayılmıştır. İnancımızda tedbir, tevekkül ve takdiri birlikte gözetmek prensibi vardır.

 

TAKDİR

Sözlükte ölçme, değer biçme, değer verme, tayin etme gibi anlamlara gelen takdir, dini anlamda “Allah Teâlâ’nın, olacak hâdiseleri ezelde ilm-i ezelîsi ile bilip tâyin etmesi.” Olarak tanımlanır. Kader veya mukadderat kavramları da aynı manalara gelir. Kişi takdiri ( kaderi veya mukadderatı ) önceden asla bilemez.

Abdullah İbni Abbas’ın (r.a.) bildirildiğine göre: Bir gün Peygamber (s.a.v.)’in bindiği hayvanın arkasına binmiştim. Bana şöyle söyledi: “Ey genç sana bazı kaideler öğreteceğim: Allah’ın emir ve yasaklarını gözet ki, Allah’ta seni gözetsin. Daima Allah’ın rızasını her işinde önde tut ki, Allah’ın yardımını her an yanında bulasın. Bir şey isteyeceksen Allah’tan iste, yardım dileyeceksen Allah’tan dile…”

İnsan kaderi bahane ederek, kendini sorumluluktan kurtaramaz. Bir insan, “Allah böyle yazmış, alın yazım buymuş, bu şekilde takdir etmiş, ben ne yapayım?” diyerek günah işledikten sonra da kendisini suçsuz gösteremez, kaderi mazeret olarak ileri süremez. Ayrıca, “Nasıl olsa kaderde her şey belirlenmiştir” düşüncesiyle azmi, gayreti, çalışıp çabalamayı, tedbir almayı terk edemez.

 

Sitemizde yayınlanan haberlerin telif hakları gazete ve haber kaynaklarına aittir, haberleri kopyalamayınız.