Balıkesir Merhaba Gazetesi

TOPLUMDAKİ EĞİTİMSİZ, UKALA ZENGİN KIZLARI

TOPLUMDAKİ EĞİTİMSİZ, UKALA ZENGİN KIZLARI
Elif Yavaş
Elif Yavaş( elifyavas@gazetemerhaba.com )
20 Ekim 2020 - 8:45

Kurnazlığıyla ünlüdür bay tilki. Tilki, kurt, çakal, yılan yahut sansardan bahsedilmişse muhakkak işin içinde bir çıkar ilişkisi olduğunu en başından sezersiniz. Bu kahramanlarımız masallarda da böyle anlatıla gelmiştir. Fransız şair ve yazar, dünyaca ünlü fabl (hayvan masalı) türünün üstadı La Fontaine (La Fonten)’in masallarından bir örnek sunalım:

 

TİLKİ İLE ÜZÜMLER

Tilkinin biri,

Ya Gaskonyalı ya da Normandiyalı,

Açlıktan ölecekmiş nerdeyse,

Bir çardaktaki asmada, tepede,

Kırmızı kabuklu

Olgun üzümler görmüş;

Elinden gelse yiyecek hepsini.

Ama yetişemeyince tilki,

Demiş ki:

“Daha çok yeşil bunlar,

Ancak uşakların dişine yarar!”

 

Tilkinin bu sözleri

Yakınmaktan daha iyi değil mi?

 

La Fontaine (Manzum Çeviri)

 

 

Fransız fabl yazarımız La Fontaine gibi ille Fransalı, Gaskonyalı yahut Normandiyalı  olmaya gerek yoktur üçkâğıtçılıkta. Böyle tiplere Türkiye’nin 81 ilinde de rastlamak mümkündür. Kedinin biri bir gün taze ciğere uzanıp da yemek istemiş, boyu yetmemiş hani. Kedinin ciğere ulaşamayınca ete “Pist!” diyerek uzaktan itmesi misali bu tilkinin durumu da kediyle birebir aynıdır. Hayvanlar üzerinden çıkarılacak her bir öğüt insanlara aşılanır fabllarda. Açıktan ya da gizliden hep bir “hayat öğüdü” misali çıkarılacak anlamlı dersler barınır.

Tilkiden bahsetmişken; 2019 yaz ayında, yaygın eğitim kurs dönemimde, Balıkesir’in Edremit ilçesinde yaşadığım bir anım aklıma geldi. Bir yıl evveldi… Benden sadece iki yaş küçük olan, evlenme merakı olunca yıllar evvel 16. yaşında parmağına söz yüzüğü takılıp nişanlanan, tam da üniversite sınavına girmesi gereken haftada 18. yaşındayken düğünü olan, ustabaşı kızı bir akraba kızımız vardı. Yakın akrabalarından asker bir ağabeyiyle (sonradan subay oldu) evlenince okuma derdinden de böylece yırtarak kurtulmuştu. Ben eğitim yolculuğumda üniversitelerde dirsek çürütürken o hemen anne olmuştu. Üniversite baraj puanını bile geçemeyen, açık öğretim ön lisans bölümüne zar zor sonunda kaydolup da yıllardır o bölümü de hâlen bitirip mezun olamayan (oğlu bu yıl ilkokul 2. sınıfta, annesi hâlen lise mezunu), kafası okumaya basmayınca tez koca bulup erkenden evliliği seçen bu esmer akraba kızımız aklıma geldi. Mutfak konusunda harika olabilir lâkin okumayan hiçbir cahil insanımız, eli öpülesi değerli öğretmenlerimize tepemeden bakmamalıdır.

 

Geçen yaz kendi gibi ilkokul seviye ev hanımları ordusundan oluşan, cahil yaşta evlenen ev kızlarının arasında bana kasten bakarak bu çokbilmiş akraba kızı imalı dille: “İyi ki okumamışım. Ankaralı çalışan kadınlar, hemen bir ortamda meslekleriyle öne çıkıyor. Otuz yaşıma kadar ne diye okuyayım. İyi ki erken evlenmişim. İyi ki okumadım… Kendime bakmayı, ojelenip süslenmeyi, kendime saatlerce zaman ayırmayı çok seviyorum.” dedi. (Tamamen kendisi için yaşayan bencil modellere iyi bir örnek. Su aygırı/yaban öküzü misali ye, iç, yaşa, uyu, çatla, geber…) Şeytan dedi, ortalık yerde şu kıza gel de okkalı bir tokat at. Alt katta misafirlikteyiz, üstelik o aile apartmanı da babasına ait.  Anne tarafından benim rahmetli anneannemle onun hayatta olan dedesi kardeşti, yaşlılara hürmetten ötürü o dakika ses çıkarmadım. Ama lâfı bana ironiyle sokmak istemişti. Kedi erişemediği ciğere “pist!” demiş hani, o da aciz hâldeki kedinin vaziyetinde olan bir zavallıydı.

En salak bir kız bile, dünyaca ünlü iş adamının kızı dahi olsa “İyi ki okumamışım.” cümlesinin yerine “Keşke okusaydım. Çok pişmanım. Okuyan kızlara hep hayranım, öğretmen olmayı çok isterdim.” demeyi tercih ederdi eminim ki. Ama karşımda ilkokul seviyesinde bir insancık olunca (Ki erkek kardeşi de sınıfta kalınca sanayide çalışan, ustalık ile mesleğini ilerletip ev geçindiren biri oldu. 18 yaşında evlenmişti. Tüm kardeşleri kısa yoldan hayatı seçti.) liseyi bile zor bitirip üniversite oku(ya)mayınca, (açıkçası zekâ kapasitesi yetmeyince) maalesef böyle kıskançça kaprisler toplumumuzda artıyor. Baştan türbanlı olan bu kızımız askeriyedeki eşinin ortamından ötürü evlenince türbanı atıp açılmıştı. (Türbanlıya da türbansıza da saygılıyımdır, yeter ki aramızda saygı olsun.) Makyaj yapmaya, gezip tozmaya vakit ayırıp boş inanlarla takılmaktansa fakir yaşayıp âlimlerle gezerim daha iyi. İnsanlara haddinden fazla toleransla iyilik yapmamak gerek. “Türk İşaret Dili” yaz kursum için 2019 yaz döneminde sınıfımın kontenjanı dolmak üzereydi ve benim kursuma yazlık kesimden epey talep, bol ilgi vardı. Kuzenim yalvarıp yakarınca onu da hemen kontenjana son anda dâhil edip bir iyilik yapmıştım. Üç ay süren kursuma tek bir gün bile gelmedi. (Yok sabah saat 9’da erken kalkamaz ve uyanamazmış, akşam kursumu sundum ona da girmedi, denize gitti, konserlere gitti, aile kampına ve yazlığa gitti, sokak düğünlerine eşlik etti, mahalle günlerine katıldı, arabasıyla gezdi. Sabahtan yarım gün bile dersime gelmedi, idareye ve kursiyerlerime azıcık mahcup oldum.) Eminim ki benim kursumdan da başarısız olup hakkıyla belge alamayacaktı. Ama onu ilk baştan devamsızlık konusunda bile idare etmeyi, gönüllü özel ders vermeyi, yazın kiraladığım teras kattaki manzaralı evime kahve içmeye gelirse vakit ayırıp eksik konularını telafi edebileceğimi söylemiştim. Beni takan yoktu tabi.

 

İşaret dili de yeni ve yabancı bir dildir, kolay değildir. Öğrenebilmek için emek, zaman, azim, ilgi ister. Bunların hiçbiri de bizim kuzenlerde yoktu. İşte kapasitesi yetmeyen zengin ama aptal ev kızlarımız hiç okuyamasalar bile azıcık güzelseler yahut babası-dedeleri epey zenginse erkenden evlenmeyi seçiyorlar. Çok çirkin ve geri zekâlı bile olsalar, yine de baba evinde kalmayan ve tanınmış çevreden bir eş seçip yuvadan uçan zengin kızlarına küçük kasabalarda çok şahit oldum. En güzel altın bileziği, mesleğidir kız çocuklarımızın. Mis gibi olgun üzüme ulaşamayan tilki, tazecik kanlı ciğere uzanamayan kedi, kapasitesi okumaya yetmeyen zengin bir ev kızı olmaktansa lütfen aklınızı ve yeteneklerinizi kullanıp topluma faydalı olmayı seçin. Okumak, örgün eğitimin olanaklarından nasiplenmek, birkaç dil bilmek, saygınlık kazanmak, ülkemize faydalı bir birey olabilmek kadar güzel bir duygu yoktur. Dünyaca ünlü bir işadamının kara cahil kızı olmaktansa eğitimli, kendi ayakları üstünde durmayı başarabilen bir genç kız olmayı tercih ederdim. Çok şükür ki öyle oldu. İyi ki annem ve babam beni destekleyip okutmuşlar, yeteneklerimi fark edince iyi ki benimle gurur duyuyorlar. “İyi Ki”ler hep çoğalsın.

Sitemizde yayınlanan haberlerin telif hakları gazete ve haber kaynaklarına aittir, haberleri kopyalamayınız.